‘Ah Bir Bahçem Olsa!’ Diyenlere: Hobi Bahçeleri

18 Aralık of 2010 by

Apartman mimarisinin yaygın olmadığı dönemlerde hemen hemen her evde vazgeçilmez bir unsurdu ‘bahçe.’ Evin içi – dışı kadar büyük önem arz eden bir unsur… Bahçe kültürü; özellikle büyük şehirlerde gün geçtikçe azalan, yok olmaya yüz tutan bir çizgide. Mevcut olanlarında da çoğunlukla doğallıktan uzak, yapay bir görünümle karşılaşıyoruz.

Klasikleşen romanlardan, hikâyelerden okuduğumuz; diğer yazılı kaynaklardan bildiğimiz, büyüklerimizden dinlediğimiz ya da çocukluğumuzdan anımsadığımız bahçe tasvirleri o kadar muhteşem ki. Özlem duymamak, hayran olmamak mümkün değil. Düşünün; sardunyalar, ortancalar, gülhatmiler, şebboylar, begonyalar, yaseminler, akşamsefaları, güller, karanfiller, papatyalar, menekşeler, aslanağızları, leylaklar, küpe çiçekleri ve daha niceleri el ele, kol kola bir yerde. Hayal edin; dut, kiraz, kayısı, elma, erik, armut, nar, erguvan, manolya, ayva, zerdali ve asma ağaçlarından hangi mevsimde olduğunuzu bilmenin güzelliğini. Sadece ev sakinlerini değil sokak sakinlerini de güzel kokularıyla etkisi altına alan hanımelleri, ıhlamurlar, defneler ve akasyalar tasavvur edin. Bu rüya gibi bahçelerin avlularında, kameriyelerinde yudumlanan çaylar, kahveler eşliğinde yapılan sohbetleri; keyifli sabah kahvaltılarını, akşam yemeklerini düşünün. O bahçelerde yaşanan aşkları, sevinçleri, hüzünleri, heyecanları, komşulukları, dostlukları… Yine o bahçelerde geçen çocukluk anılarını, gençlik yıllarını, yaşlılık dönemlerini… İkamet edilen evin haricinde ikinci bir evdir aslında bahçe; evin dışında ayrı bir yaşamdır. Bahçe kültürü; evin içinde yaşayamayacağınız çok farklı güzellikleri, duyguları içinde barındırır.

Şimdi tekrar gerçeğe dönelim… Çünkü bu güzel bahçeler tarih oldular; kalanlar da oldu olacaklar. Arayıp tarayıp böyle bahçelerden bulsak, kesinlikle ‘tarihi eser’ diye koruma altına almamız gerekir. Bu yok oluşun en büyük nedeni bence paylaşma duygumuzu yitirmeye başlamamız. Bireysel mutluluğun ve bireysel tatminin o kadar esiri olduk ki paylaşmayı unuttuk neredeyse. Aile olarak paylaşmayı, dost olarak paylaşmayı, komşu olarak paylaşmayı bu bahçelerle birlikte yavaş yavaş tarihe gömüyoruz.

Eski dönem bahçelerinin ev sakinlerine en önemli etkisi, aile – dost – komşu ilişkilerinde paylaşımı geliştirmesi, renklendirmesi ve güzelleştirmesiydi. Bahçe, ev sakinlerinin paylaşma şevkini kamçılar. Evin dışarıya açılan penceresi gibidir; evi özgürleştirir; sosyalleştirir; haliyle içindekileri de… Evin akciğerleri gibidir; ona nefes aldırır.

Mimarisi çok güzel bir ev düşünün. İçi de dışı da görkemli olsun; lüks ve şatafatlı. Güzel bir bahçesi olmasa neye yarar? Bence o evin ruhu yoktur. Günümüzde bu türde o kadar çok ev var ki… Bir sürü inşaat firması; bilmem kaç katlı, devasa bina-site-recidence dedikleri beton yığınlarını dikip, övüne övüne içindeki lüksten, dışındaki sosyal alanlardan vs bahsediyor. Yapay göller, havuzlar, proje maketinden alınmış ve yerine yapıştırılmış kadar gerçek durmayan bitki yığınlarından başka peyzaj detayı göremiyorum. Dolayısıyla ruh da göremiyorum. Bu kadar pahallı daireleri alanların da aklına şaşıyorum doğrusu. Acaba bu kişiler; yüzlerce insanın dip dibe oturduğu, sosyal yaşam merkezi gibi ilan edilen bu yerlerde oturanlardan kaçını tanıyordur? Onlarca kişiyi tanısalar bile, eski bahçe kültürüyle yaşayanların eşsiz paylaşım duygusunu oralarda yaşayabilirler mi? Aynı şey tek başına dikilen, 4 – 5 katlı, ruhsuz (bahçesiz) bir apartman için de geçerli. Ya kocaman müstakil evi ve bahçesi olmasına rağmen, canım bahçe alanını yine kocaman bir havuzla doldurup, arta kalan cücük kadar yeri de üç – beş çiçek, üç – beş süslük ağaç, biraz çimle ziyan edenlere ne demeli? Onlara daha da şaşırıyorum.

İşte böyleee… Yine içim karardı… Ama bu karamsarlığımı kıran, minik de olsa beni mutlu eden bir fikir var. Ülkemizde yeni yeni tanınmaya ve yaygınlaşmaya başlayan, çoğunlukla belediyelerin uyguladığı, yurtdışından ithal bir fikir; ‘hobi bahçeleri.’ ‘Ah bir bahçem olsa’ diyenler, bu hayallerini az da olsa hobi bahçeleriyle gerçekleştirebilirler. İstanbul, Ankara, Kayseri, Bursa, Gaziantep, İzmir ve daha birçok şehirdeki belediyeler, bu bahçeleri atıl alanları yararlı bir şekilde kullanmak ve doğal tarımı teşvik etmek için halkın hizmetine sunuyor. Mevsimlik veya senelik olarak, uygun fiyatlara kiralayabileceğiniz, size ait bir bahçeniz oluyor. Bu hizmeti sadece belediyeler değil bazı özel işletmeler ve çiftlikler de sağlıyor. Kendi bahçenizin içinde araç – gereçlerinizi koyabileceğiniz küçük ahşap kulübeler, dostlarınız ve ailenizle çay – kahve sohbetleri ve ızgara keyfi yapabileceğiniz ahşap çardaklar ya da yorgunluğunuzu atabileceğiniz, kitap okuyabileceğiniz hamaklı dinlenme köşeleri gibi detaylar bulabilirsiniz. Kıpkırmızı domatesler, taptaze yeşillikler, renk renk çiçekler, çeşit çeşit baharatlar ya da şifalı tıbbi bitkileri kendi elinizle, kendi emeğinizle, suni gübre ve zirai ilaç kullanmadan, tamamen organik bir biçimde yetiştirebilirsiniz.

Şimdilik azınlıkta olsa da birkaç anaokulunda ve ilköğretim okulunda bile görebiliyoruz hobi bahçelerini. Daha da artmasını can-ı gönülden diliyorum…

Keşke belediyeler bu kadar birbirine yapışık, birbirinin manzarasını kesen yapılara, yerleşimin belirli alanlarda yoğunlaşmasına izin vermese de tüm ev ve apartmanlarda geniş ve rengârenk bahçeler olsa… O zaman hobi bahçelerine gerek kalır mıydı?

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Çocuklarda Fotosentez

Next:

Yılbaşı Kutlaması Mı? Dünya Harcama Günü Mü?

You may also like

Post a new comment