‘Doğal’ Stand – Up Olsun

12 Eylül of 2011 by

Şu ‘popüler kültür’ kavramı çoğunlukla faydalı ve önemli konulardan ziyade, zararlı ve boş konuları ön plana çıkarır. Mesela; sadece bir futbol maçı, öfkeli taraftarların birbirine girmesiyle aniden Stadyum Savaşı’na dönüşebilir. Magazin haberlerinde ‘Dan! Dan! Dan!’ Diye milletin gözüne gözüne sokulan sıradan bir konu, şıp diye önemli bir millet meselesi haline gelebilir. Bu yüzdendir ki hoşlanmıyorum bu kavramdan. Aslında faydalı konuları geniş kitlelere ulaştırabilmek için en önemli iletişim aracıdır. Bu kavramın gücünü, yararlı ve güzel alanlarda daha fazla kullanmayı becerebilsek keşke…

Televizyon kanallarındaki ‘raiting’ yükseltici yöntemleri ve konuları hepimiz biliyoruz. Çoğunluğunun ‘sığ ve seviyesiz’ olduğunu da biliyoruz. Bir de internet kanallarında vardır raiting olayı. Bunun ölçütü de bir haberin ‘tıklanma sayısı’dır. Ne acıdır ki tıklanma sayısı tavan yapan haberlerin çoğu; ya müstehcen içerikli ya magazin içerikli ya da futbol içerikli haberlerdir. Bunu anlamak için istatistikî listeleri önümüze sermemize gerek bile yok. Açın herhangi bir portal haber sitesini; ana sayfasındaki haberlerin içeriklerini şöyle bir inceleyin. Belirttiğim içerikte ve benzeri nitelikte olanların çokluğundan anında çıkarırsınız bu sonucu.

Peki; bir haberin, programın, videonun vs gibi unsurların raitinginin ya da tıklanma sayısının tavan yapması bu unsurların çok beğenilmesi mi demektir? Bu kadar ilgi görmeleri onların insanlık için çok yararlı şeyler olduğunu mu gösterir? Dünyada milyonlarca sigara ve uyuşturucu kullanıcısı var. Bunları kullananlar da zararlarının gayet iyi farkındalar. Bunu bildikleri halde kullanmaya devam etmeleri sigara ya da uyuşturucuya ‘yararlı/zararsız’ sıfatını yüklemiyor. İşte aynı şey bu haberler, programlar vs için de geçerli. Zararları biliniyor; ama o haberler, programlar hala ilgi görüyor. Bunları yayınlayan medya kuruluşları da arttırdıkça arttırıyor kapasitesini. Beynimiz, ruhumuz uyuşmuş; uyuşturulmuş sanki… Hala ayılamadık…

Gelelim popüler kültürün içinde yer alan ‘stand-up ve komedi’ unsurlarına. Yakın geçmişte herkesin akın akın gittiği komedi filmleri çok mu yararlı işlerdi? Gördükleri ilgi tabiî ki yararlı olduklarını göstermez. Bel altı esprilerin ve küfürlerin havada uçuştuğu, seviyesiz bir sığlıktan başka bir şey yoktu çoğunluğunda. Biraz eskiye gidelim… ‘Güldürürken düşündüren’ adamların olduğu dönemlere… Düşündürmese bile ‘güldürme fiilini hakkıyla yapan’ adamların olduğu dönemlere… Özel hayatlarında gayet ciddi olan ve bu ciddiyeti işlerine de aynen yansıtan adamlar: Kemal Sunal, Şener Şen, Levent Kırca vs gibi… Onlar da kullanırlar müstehcen içerikler. Ancak bunu ‘belirli bir seviyeyle’ yaparlar. Aradaki ince çizgiyi aşmadan… Bu yüzdendir ki yıllar geçse bile onlarca defa izlediğimiz, ezbere bildiğimiz esprili bir Şener Şen diyaloğu hala güldürür ve düşündürür bizi. Hadi düşündürmesin; yararlı olabilmesi için her seferinde illa düşündürmesi gerekmez. Sadece güldürmekse konu bunu adabıyla yaparlar; izleyenlere de midesine kadar hissettirirler o duyguyu…

Stand-up’un Türkiye’de iki önemli ismi vardır benim için: Cem Yılmaz ve Ata Demirer. Cem Yılmaz’ı, ‘güldürürken düşündüren adam’ olarak tek geçerim. Söylediği birçok şeyde “Hakikaten yapıyoruz bu saçmalığı” dedirtir. Başkalarını bilmem; ama ben bir gösterisini izlediğimde başından sonuna sadece gülmem; muhakkak düşündüren detaylara takılırım. Üç defa gülüyorsam bir o kadar da düşünürüm. Ata Demirer’i ise muazzam hoş taklit yeteneği ve tiyatral kabiliyeti ile ‘sadece güldüren adam; ama ne keyifli güldüren adam’ olarak tek geçerim. Tek takıldığım ve içime sinmeyen konu; her ikisinin de film çalışmalarıdır. Aynı kategoride değerlendirilen filmler aklıma geldiğinde onların yaptıklarına şükrediyorum gerçi…

Popüler kültür içinde bir başka isim; pop müzik sanatçısı Tarkan en takdir ettiğim isimlerdendir. İşine olan saygısı ve sevgisi aşikâr. Bir de doğaya ve kültüre olan duyarlılığı var ki ‘kendisi gibi geniş kitlelere ulaşabilen herkesin örnek alması’ gerekli. Ünlü isimler içinde ‘doğa ve kültür duyarlılığı’ konusunda bence son zamanların ‘tek cesur davranan ismi’ Tarkan’dır… “Tarkan kim yahu? Ne yapmış? Bir okul bile yaptırmış mı?” diyen magazin süsü kişilere verilecek en güzel cevaptır bu. Her yapılanı ‘maddiyatla’ ölçüştürmek kara bir cehalet ve kör bir duyarsızlıktır çünkü… Sadece okul yaptırmakla çok önemli bir şey yaptığını zannedenlere…

Tarkan, Hasankeyf ve Allianoi için doğaseverlerin ve kültür savunucularının yanında yer aldı. Onların sesini duyurması için elinden geleni yaptı. Ve bu yaklaşımı sorumluları ciddi bir şekilde rahatsız etti. HES’lerin kurulmasına tepki gösterenlere “Dereler boşuna akıyor” cevabını veren Sayın Veysel Eroğlu, Allianoi’nin sular altında kalmasına tepki gösteren Tarkan’a “Kendi işine baksın” cevabını vermişti. Çünkü Yüce Yaratan “Benim yarattığım derelere kusur mu buluyorsun? Herkes kendi işine baksın” cevabını vermiyor. Ama ilahi adalet bu cevabı kendisine er ya da geç verecektir…

Sayın Bakan, ‘popüler bir sanatçının’ doğa savunucularının yanında yer almasıyla konunun medyaya iyice yayılmasından hoşlanmadı; dolayısıyla bir müddet sonra karşı atağa geçti. Nasıl dersiniz? Doğa savunucularının yöntemiyle tabiî ki. Tarkan’dan HES’lerin büyük ölçekli zararlarını örtecek, küçük ölçekli yararlarını kocaman gösterecek çalışmalar için yardım isteme fikri medyaya taşındı. “Kendi işine baksın” dediği Tarkan’dan… Gerçekten ilginç bir taktik. Hemen bir söz hatırladım: “Dostunu yakın tut; düşmanını ise daha yakın…” Politik davranmak bu oluyor sanırım…

Tüm popüler kültür unsurlarının yararlarını iyi sorgulamak gerekli. Nasıl güldürüyor? Nasıl eğlendiriyor? Neler öğretiyor? Nasıl bilgilendiriyor? Nasıl bir bilinç oluşturuyor? En temel sorgu: Nasıl bir yarar sağlıyor? Yararın niteliğidir önemli olan…

Bahsettiğim üç önemli ismi; Cem Yılmaz, Ata Demirer ve Tarkan’ı şöyle bir projede hayal edelim: Haberlerde, programlarda ve gündemimizde doğru düzgün yer almayan, alsa da pek bir önemli haber ya da konu statüsünde tutulmayan, ancak geleceğimiz için çok önemli doğal ve kültürel konular var ya hani… İşte bunların ‘kara mizah’ının yapıldığı bir ‘doğal stand-up’ yapsak… “Dereler boşuna akıyor”, “Herkes kendi işine baksın”, “Seninki kaç santim”, “Evdeki mutfak tüpü de riskli” gibi bir dünya söylemi Cem-Ata ikilisi kendi lisanlarınca yorumlasalar… Bu söylemler ‘yılın en güldüren ve düşündüren sözleri’ olmazlar mıydı acaba? Tarkan da hem güzel şarkılarını hem de doğal ve kültürel duyarlılığını paylaşsaydı mesela… Emzikli çocuklarda bile bu konuların önemli olduğu bilinci oluşmaz mıydı acaba? O zaman kimse bu üç önemli isme “Herkes kendi işine baksın” diyor olabilir miydi? Tabiî ki hayır… Zaten kendiişlerine bakıyor olurlardı…

Hem madem herkes kendi işine bakmalı; o zaman Afrika’da çocuklar açlıktan ölürken kimse yardıma koşmasın. Madem herkes kendi işine bakmalı; o zaman dünya yansın bizim umurumuzda olmasın. Madem herkes kendi işine bakmalı; yüzlerce yıllık tarihi zenginlikler suların dibini boylarken gözümüzü kapatalım; dizimizi kırıp oturalım. Kendi işimize bakarken başka her şeye duyarsız kalalım öyle mi?

Böyle bir hayali stand-up’dan sonra tüm ülke, medya kuruluşları, twitter ve facebook sosyal âlemleri doğanın önemine daha bir dikkat kesilip, doğayla ilgili haberleri gündemine daha fazla almaya başlamazsa ne olayım? Popüler kültür bu; ondan rahatım… Ne mi olayım? Üzerine HES kurulup kökü kurutulan bir dere, baraj suları altına gömülen yüzlerce yıllık Allianoi, mutfak tüpüne benzetilip tehlike riski âleme madara edilmiş nükleer santral, ikinci büyük gölken küçüle küçüle stresten kan kırmızı kesilmiş Tuz Gölü, her bir metre karesi yapılaşmaktan Dubai çakmasına dönmüş İstanbul, yasal avlanma boyu 25 santime çıkarılmamış lüfer olayım… Ve böyle binlerce sürü nokta nokta nokta… Var mı bunlardan daha kötüsü? Pardon… Daha kötüsü var tabiî ki. Henüz olmasa da gelecekte olabilir… Ekonomisi gelişmekten kas yığınına dönüşmüş, her yeri gökdelenlere ve yollara boğulmuş, lüks evlerin ve arabaların cirit attığı, paranın içinde yüzen, tüm bu maddi gelişmelere rağmen ‘medeniyet’ refahına ulaşamamış insanların yaşadığı bir ülke olayım…

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Doğa ve Kültür İçin Tehlike Çanları Çalıyor: Dikkat Türkiye!

You may also like

Post a new comment