‘Korkuların Üstüne Mi Gitmeli?’

07 Mart of 2011 by

O sıralar ortaokuldayım. Yaş on iki – on üç arası. Bende köpek korkusu var. Köpeklerin yanına yaklaşamıyorum. Ya da kaldırımda köpek görünce, nefesim hızlanıyor, ürküyorum. Köpek bana doğru hamle yapsa, kaçacak delik arıyorum. Böyle bir durumdayım. Mantıki bir sebep de yok ortada. Kötü bir anı falan da yok. Sadece tarifsiz bir korku mevcut.

Ortaokul yıllarımda yakın kız arkadaş da kalmak bir gelenekti. Sen onda kalırsın, o sende kalır. Aranızda bir ritüel olur. Bunu pijama partisiyle falan karıştırmamak lazım. Okuldan çıkılır, servisle eve gidilir. Anne kahvaltı hazırlar, oturulur sohbet edilir. Hoşlandığın erkekten bahsedersin, yüzün kızarır. Ertesi sabah okulda karşılaşma cümleleri hazırlanır. O günkü olay ve konuşmalar gözden geçirilir. Az da ders çalışılır. Bazen film seyredilir. Gece böyle sakin geçer giderdi.

O dönem birisinde kalmak, o benim yakın kız arkadaşım mesajı vermekte en önemli sinyaldi. Şimdiki çocuklar ne yapıyor bilmiyorum. Facebook’ta en yakın arkadaş kısmına ekleyince iş bitiyordur belki de.

Neyse şimdi benim en yakın kız arkadaşlarımdan biriyle sık ev ziyaretlerinde bulunuyoruz. Günün birinde onlar evlerine köpek alıyorlar. Tabi böyle olunca benim ev ziyaretlerim bıçak gibi kesiliyor. Bir – üç – beş – on artık sadece benim eve geliniyor. Sonunda arkadaşımın ısrarına dayanamayıp, köpek bulunan bir eve gitmeye razı oluyorum. Arkadaşımın köpek zaten daha yavru, sesi bile çıkmıyor, bak sen gel onu odaya kapatacağız. Birbirinizi bile görmeyeceksiniz telkinleri de üzerimde çok etkili oluyor.

Ve büyük gün geliyor… Ben de sabahtan bir heyecan başlıyor, dersler bitiyor, servise biniliyor. Ben kaçıncı kez bilmiyorum, arkadaşıma köpek odada kapalı değil mi diye soruyorum. Arkadaşım büyük bir güvenle evet diyor.

Neyse eve varıyoruz, içeri giriyoruz. Evde köpek yok. Ben iyice rahatlıyorum. Tam salona kuruluyorum, gevşiyorum derken, köpek geziden dönmüş, kapıdan giriyor ve tüm hızıyla üstüme doğru koşuyor. O saniyeleri ağır ağır yaşıyorum. Zaten donup kalmışım hareket bile edemiyorum, bayılıcam, bacaklarım titriyor derken, yanıma gelip beni yalamaya başlıyor. Ve sevimli sevimli bana bakıyor. İşte o anda korkum yerini sevgiye bırakıyor. Korku – sevgi dönüşümümü sağlayan bu kahraman köpeğin adı Pepsi’ydi. Orta boylu, az tüylü, kahverengi – beyaz – sarı bir köpekti.

O dönüşümden sonra arkadaşıma gitmek için can atar oldum, Pepsi’yle türlü oyunlar oynar, yemekte masa altından gizlice besler, gece de beraber uyurdum.

Pepsi sayesinde bir korkumdan kurtuldum ve bir gıdım daha özgür bir insan oldum. İnsan acaba korkularını nasıl yener? Üstüne giderek mi? Bilmiyorum, bu herhalde etkili bir yöntem. Ama o kritik denge noktasında çok dikkatli olmak gerekiyor. Korkuyu yenmeden önceki son anda, bir delilik ve panik duygusu var… Ya o duyguda kalınacak, ya özgür bir insan olunacak.

Pepsi olayı şansıma çok iyi sonuçlandı. Korku üstüme gelip, beni bir güzel yaladı. Tüm korkularımızdan böyle kolaylıkla kurtulmamızı diliyorum.

Sağlıcakla,

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Yol Hikâyeleri

Next:

‘Kadınlar Günü’ Başlangıç Olsun

You may also like

Post a new comment