‘Yaşama Cezası’

12 Haziran of 2011 by

‘Yaşama Cezası’ dumanı üstünde bir şiir kitabı. Ön yüzü bordo rengin hâkim olduğu soyut bir resim. Arka kapakta şu dizeler yazılı. “Dönme vakti gelmedi mi daha? – Annem tuz almaya göndermişti beni.”


Sanki kitabı özetleyivermiş bu iki dize. Ya da şiir kitabının yazarı Şehmus Ay’ı. Alışılmışın dışında bir kitap. Ne arka kapakta bir fotoğraf, ünlülerden sözler, ne de yazar hakkında bilgiler arayın. Girişte yazarı anlatan bir sayfa var ki, başlık; “Üveygeçmiş” diye sunulmuş. Bu kitaba ancak böyle bir sunu uygun olurdu.

Kitabı okudukça, “Şehmus çocuk zindanlarda büyürken, ben sıcacık evimde olmanın suçluluğunu duydum, ter bastı tenimi, ateş yaktı içimi. Utandım sessizliğimden. Dizeler gözüme gözüme baktı, içime kaynar su gibi aktı. İşte bu ülkenin çocuklarına sunduğumuz yaşam” diyordu.

Çember çevirme yaşında, günlerce ağır işkenceden geçirilmişti. Orada yaşamıştı ilk kez eşitliği, ayrımsız, büyüklerle aynı işkenceyi sunmuşlardı ona, çocuk olduğuna aldırmayarak. ‘Adaletine güvendiğim’ ülkem 26 gün işkence yapmıştı Şehmus çocuğa. 14 yaşında girdiği zindandan, bir o kadar da içeride kalarak, 26 yaşında zindanda büyüyen çocuk olarak çıkmıştı.

Oyuncaksız geçen çocukluğuna aldırmadan, inadına büyümüş, ışımıştı karanlıkta. Şimdi 30 yaşında ve yüzü bir ışık demeti, yüreği insan sevgisiyle dolu, gülücüksüz geçen yıllara inat, gülümsüyor durmaksızın.

Artık düşlerinde yaşıyor yitirdiği çocukluğunu, çember değil, ama şiir sürüyor dörtnala. Ufuk çizgisini çoktan aşmış onun dizeleri. Okudukça borçlandım ona, suçlandım olabildiğince, kızardım dizelerden gülün hicabınca. Her dizesi sayfalarca anlatılan birer kitaptı. “Ölü ele geçirildim ben uzun bir zaman önce – Bir gözyaşı şişesine hapsedildim sessizce” diyordu.

Her dizesi yüreğime bir iğne batırdı, Şehmus’un sessizliği şiire dönerken, benim sessizliğim suçluydu darağacında. Bir gülücük nasıl da suçluyordu insanı? Bu yaşıma dek çözememişim bu sırrı. En büyük ceza gülümsemekmiş sessizlere.

Sen çocukluğu kaybolan çocuk! Sen hep genç kal, uzun yaşa, mutlu ol ve kocaman gülümsemeni eksiltme yüzünden. Gül! İnadına gül ki, sessizler utansın, kızarsın, ter bassın tenlerini, yaksın içini senin gülücüklerin ve gülüşün gibi güzel şiirlerin.

“Ey gözlerini yurtsadığım sevgilim.

Yurtsuzum artık.

Çünkü gözlerin yok.

Artık uğursuz sayılabilirim.

Göğsümde şifa diye taşıdığım,

Sözlerin yok çünkü.

Ne aşka gücüm var,

Ne ayrılığa dayanabilirim

Bir düşten dönerken,

Yokluğuna çıkan yol başlıyor.”

Henüz okumadıysanız bu şiir kitabını, düşlerinize girmeden, uykularınız çalınmadan, edinin birer adet ‘Yaşama Cezası’ okuyun, okuyun ki affetsin sizi yüreğiniz.

Ne diyeyim ben sana Şehmus? “Affet” diyemem, çünkü hâlâ sürüyor zulüm, hâlâ çalınıyor çocuk düşleri. Ölü toprağı serpilmiş halkımın üstüne, ıslık sanıyor çığlıkları. Hem de rüzgâr ıslığı diye saklanıyor kuytulara. Sana yaşam ceza değil, armağan olsun. Kalemin hiç susmasın.

 

Previous:

Geri Dönüşüm Emekçileri

Next:

Devrimden Sonra

You may also like

Post a new comment