02 Ocak’10 Cumartesi

13 Aralık of 2010 by

Doğanın Rio’yu şekillendirirken, buraya özgü birbirinden farklı birçok ‘kambur tepeler’ oluşturması ve Brezilyalıların bu tepeleri turizm açısından en etkin bir şekilde kullanmak için ulaşım araçları yapması sonucu kenti bir kuş misali kanatlarınızın altında görebiliyorsunuz. Corcovoda Tepesi’nin ardından bu günü Rio’nun bir diğer ünlü tepesi olan; Portekizce ‘Pão de Açúcar’, İngilizce ‘Sugar Loaf’ çıkmak üzere erken saatlerde otelden ayrılıyorum.

Sugar Loaf’a, orijinal teleferik 1912 yılında inşa edilmiş ve 1972–73 yılları arasında mevcut haliyle yenileme görmüş ve teleferikler yenilenmiş. Sugar Loaf Tepesi’ne ulaşmak için Urca Kasabası’na gelip, öncelikle denizden yüksekliği 220 metre olan Morro da Urca’ya teleferikle çıkıyorum. Burada Rio’nun harika manzarasını yeniden görebiliyorsunuz. Bu plato üzerinde, bir amfi tiyatro, restoran ve dükkânlar bulunmakta. Rio’nun kambur tepelerinin eteklerine sıralanmış, Copacabana, İpenama, Lebnon, Flamengo ve Botafogo plajları yine ayaklarımın altında ve bir hayli kalabalık. Daha uzaklara baktığımda; Guanabara Körfezi açıklarındaki beyaz tekneler ve yelkenliler fotoğraf açısından görsellik katıyor. Yaklaşık bir saat zaman geçirip, ikinci kez teleferiğe biniyorum. Bu kez 396 metre yükseklikteki Sugar Loaf Tepesi beni bekliyor. Yine harika manzara eşliğinde teleferiğin sol ve sağından baktığımda uçsuz bucaksız Atlantik Okyanusu’nu kıyıları ve Rio’nun tüm güzellikleri gözlerimin önünde.

Dün gezdiğim Kurtarıcı İsa heykeline bu kez tam karşıdan bakıyorum. Rio’yu 360 derecelik bir açıdan görebilmek gerçekten keyif verici ve Rio’nun olmazsa olmazlarından ve şansımdan hava pırıl pırıl. Bu harika manzara eşliğinde yüzlerce fotoğraf çekiyorum. Rio’ya inen uçaklar yine yanı başımdan geçiyor. Kim bilir benim gibi daha kaç gezgin bu harika şehir olan Rio de Janeiro’yu keşfetmeye geliyor. Manzara’ya doymak imkânsız ancak güneş tam zirvede.

Teleferikler ile yeniden aşağıya iniyorum. Az önce kuşbakışı baktığım plajların kenarından ziyaretçilerine harika manzara sunan Sugar Loaf ve Marro Da Urca tepelerini fotoğraflıyorum. Botafoto Plajı’nın yanı başındaki yürüyüş yolunda koşan ve spor yapan Riolular bana sokakların yaşamından güzel kareler sunuyor. Copacapana ve İpenama plajlarına göre daha sakin olan plajlar çevresindeki deniz ve yelken kulüplerine ayrılmış durumda. Bu kentin siluetinde olmazsa olmazlarından biri kesinlikle ‘tatlı gezinti’ anlamındaki Sugar Loaf yani buranın adıyla ‘Pão de Açúcar’…

Öğleden sonra gezi rotamda olmamasına rağmen küçük sarı tramvayı ile beni kendine çeken Santa Terasa Kasabası’na uğramak için otobüse biniyorum. Adeta kendin tüm sokaklarını dolaşarak, Santa Terasa’ya ring servisi yapan minibüslere ulaşıyorum. Yaklaşık 1 saatlik yolculuk sonrası sandığımdan da kalabalık ve genelde grup halinde turistlerin takıldığı küçük ve şirin cafe – barların sıralandığı kasaba’ya ulaşıyorum. Farklı mimarilerde ki rengârenk evlerin arasından Arnavut kaldırımlı tramvay yolunu takip ederek başlangıç durağına doğru yürüyorum. Beyoğlu, İstiklal Caddesi’nin adeta kıvrılmış ve daha sakin bir halini andırıyor burası. Son kıvrıma geldiğimde ise, tıka basa sarkmış insanlarla dolu sarı tramvay tüm hızıyla yanı başımdan geçiyor…

Previous:

01 Ocak’10 Cuma

Next:

03 Ocak’10 Pazar

You may also like

Post a new comment