03 Ocak’10 Pazar

14 Aralık of 2010 by

Sabah erken saatlerde uyanıp, Copacabana’da Atlantik Okyanusu açıklarından doğan güneşi son kez fotoğraflıyorum. Bu harika şehir Rio’dan hiç istemesem de ayrılma zamanı geldi. Gezimin başlangıç noktası olan ancak bugüne bıraktığım Brezilya’nın en büyük kenti Sao Paulo’ya geçmek için havaalanına hareket ediyorum.

 Brezilya’nın başkenti Brasilia’dan daha büyük ve turizm konusunda Rio ile hep yarış içinde olan Sao Paulo, 12 milyonu aşan nüfusu ile Güney Amerika’nın en büyük kenti durumunda. Serra do Mar Tepeleri üzerinde kurulu ve denizden 700 metre yükseklikte dev bir sanayi kenti. Brezilya’nın birçok konudaki üretimi Sao Paulo’da. Verimli topraklar ve kahve üretimi kurulduğu yıl olan 1700’lerden itibaren hızlı bir şekilde büyümesini sağlamış. Bugün, New York, Tokyo, Seul, Meksiko ile birlikte dünyanın en büyük beş metropolü arasında yer almakta. Bu kentin turizm ve kültürel açıdan da birçok zenginliği bulunmakta. Rotamın ilk durağında kentin kalbi sayılan ‘Praça da Republica’ Cumhuriyet Meydanı. Bu meydan katedral meydanı diye de bilinmekte. İlk olarak bu meydanın çevresinde bulunan Cathedral Sé (São Paulo Katedrali), Mercado Municipal (Tarihi Pazar), Theatro Municipal (Tiyatro Binası) gezmeye başlıyorum.

İki kuleli Neo – gotik stiline sahip, 8 bin kişilik kapasiteli Cathedral da Sé, São Paulo’nun en büyük kilisesi. Yaklaşık kırk yıl süren inşaatı 1954 yılında tamamlanmış. Mimarisi her ne kadar Neo – gotik tarzda olsa da kubbesinin yapımında Floransa Katedrali’nden esinlenilmiştir. Rio da olduğu gibi turistlerin akın ettiği bu mekânın yanı başında evsizler yerlerde ve dilencilik yapmakta. Katedral fotoğrafları ardından gökdelenlerin arasında sokak aralarında dolaşırken, şansımdan sadece pazar günleri açık olan ve buranın yerlilerinin elleriyle yaptıkları ağaç oyma ve yarı değerli taşları sundukları açık pazarın arasında buluyorum kendimi. Brezilya’nın tropik meyvelerini, baharat ve diğer ürünlerinin satıldığı Mercado Municipal yine buraya bir hayli yakın. Yine Neo klasik ve 1933’lerden günümüze gelen bu yapı rengârenk camlarla çevrelenmiş. 2003 yılındaki restorasyonla bir etkinlik salonu ve asma kat eklenmiş. Bu asma katta çok farklı tadları sunan restoranlar bulunmakta.

Sao Paulo’nun bir diğer sanat merkezi olan, tiyatro, opera, konser etkinliklerinin sahne aldığı, tarihi ‘Theatro Municipal’ binası ve önündeki heykeller yine mimari açıdan güzel fotoğraf kareleri sunuyor. 1922 yılından bu yana Modern Sanat Haftası’nda kullanılmakta.

Latin Amerika’nın bu mozaikler sunan devasa gökdelenleriyle tam bir finans merkezi olan Sao Paulo kentini birde yukarıdan günbatımında fotoğraflamak için Edifîcio Itâlia Gökdeleni’ne çıkıyorum. Dünyanın en büyük metropollerinden olan bu Latin Amerika kentinin tüm güzellikleri gözlerimin önünde. Tüm gezi boyunca bana hep güzel imkânlar veren gökyüzü ve güneş ile burada vedalaşıyorum. Fotoğrafın olmazsa olmazı ışık gezi boyunca hep yanımda olduğu için kendimi şanslı bir gezgin olarak hissediyorum. Yepyeni bir yeri daha kendi gözümle keşfetmenin verdiği mutluluk ile bir sonraki yolculuğumun, Himalayaların eteklerindeki Nepal ve Hindistan mı? Yoksa daha uzaklarda bulunan Tayland ve Kamboçya mı? Olacağını şimdiden düşünmeye başlıyorum. Sao Paulo’dan ayrılarak İstanbul semalarına doğru yola çıkıyorum…

— Son —

Previous:

02 Ocak’10 Cumartesi

You may also like

Post a new comment