Madrid 24 saat yaşayan şehir

13 Aralık of 2010 by

II. Dünya Savaşı’nın ardından yeniden yapılanan şehirde metro, yolcu taşımadaki yüksek kapasitesi, hızı ve dakikliği sayesinde en çok tercih edilen ulaşım aracıdır. Sabah 06:00’dan, gece 02:00’ye kadar çalışan metro, uyumayan şehre ayak uydurmanızda en büyük yardımcınız olacak.
 
Ülkenin tam ortasındayız
 
 
‘Sol’ durağında inip şehri keşfetmekle güne başlayabilirsiniz. Tek noktada buluşan caddelerin ortasında ağaca dayanmış ayı heykeli göreceksiniz. İşte burası İspanya’nın orta noktası kabul edilir, Madrid’in de amblemidir. Dünya markalarından, çeşitli damak tatlarına, cafélerden, oyun salonlarına aradığınız her şeyi bulabileceğiniz meydanda çok sayıda konaklanacak hostel ve hotele de rastlayabilirsiniz. Buradaki konaklama yerleri tarihi mekânlara da yakınlığı nedeniyle sıklıkla yabancı turistler tarafından tercih ediliyor. Madrid’deki tarihi mekânlar birbirine yakın olduğu için yürüyerek kolaylıkla ulaşım sağlanabilir.
Öncelikle görülmeye değer tarihi eserlerin başında Palacio Real geliyor. Saray şehre ihtişam kattığı kadar İspanya tarihine ve Avrupa’daki krallıklar dönemine ışık tutuyor. Perşembe günleri ücretsiz halka açılan saray, dünyanın çeşitli yerlerinden ziyaretçi akınına uğruyor. İçeri girmek için meydanda uzayan kuyrukta bekleyenleri sokak müzisyenleri şarkılarıyla eğlendiriyor. Sarayın yanında şehrin en büyük Katedrali’ni göreceksiniz. 1o yıl önce yapılan Almudena Katedral’i mimarisi Madridliler tarafından eskiyi taklit eden fazla modern öğeler bulunduğu için yapay olmakla eleştiriliyor. Kilisenin içinde her zaman ziyarete açık bir müze de bulunuyor. Üst katındaki kulenin dört bir yanından eşsiz Madrid manzarasını izlemek mümkün. Güneşli ve açık bir havada ziyaret ettiyseniz görülmeye değer.
Avrupa resim ve heykel sanatının en değerli örneklerini görmek için Museo del Prado’yu ziyaret edebilirsiniz. Müze’de 12. yüzyıldan, 19. yüzyıla kadar uzanan dünyanın en geniş sanat koleksiyonu bulunuyor. Özellikle, Goya’dan Velazquez’e, El Greco’ya İspanyol resim sanatına damgasını vuran ressamların orijinal eserleri büyük ilgi topluyor. Modern sanata meraklıysanız, Reina Sofia Müzesi’ni görmelisiniz. 19 yüzyılda günümüze çağdaş sanatın izlerini barındıran müzede Dali ve Miro gibi İspanyol ressamların da eserleri yer alıyor.
 

 

Tarihi binaları ile olduğu kadar botanik bahçeleri şehrin meşguliyetinden sıkılıp dinlenmek isteyen insanlar için tercih edilen mekânlar. Özellikle meşhur fiesta zamanı günün 11.00 – 14.00 saatleri arasında parklar, restaurantları dolup taşıyor. Fiesta zamanı resmi daireler ve pek çok işyeri kepenk indiriyor. İşte bu zamanlarda, en çok tercih edilen açık hava mekânlarından biri de Parque del Retiro. Özellikle hafta sonu Madridli ailelerin keyifli vakit geçirdiği Retiro Parkı’nın her köşesinde sokak müzisyenlerine, ressamlara ve falcılara rastlamak mümkün. Pakın ortasında yer alan yapay gölün etrafında en tepedeki heykel XII. Kral Alfonso’ya ait. Şehrin tam ortasında ve gürültüsünden tamamen uzak parkın yapay gölünde bir kayık kiralayıp, kürek çekme keyfini de yaşamalısınız.

Kalabalıkların bir diğer buluşma noktası da Plaza Mayor. Açık hava konserlerine, gösterilerine ev sahipliği yapan mekânda, uluslararası fuar organizasyonları da düzenleniyor. Gece gündüz turistlerin uğrak yeri olan Plaza Mayor’un içinde pek çok hediyelik eşya dükkânı ve İspanya’nın geleneksel tatlarını sunan restoranlar bulunuyor.
 
 
Lavapiés’de yemek ve eğlence…

Sadece gündüz gezip enerjinizi tüketmemenizde fayda var. Havanın geç karardığı Madrid’de akşam yemekleri 10’dan önce yenmiyor. Şehrin en meşhur restoranlarının bulunduğu Lavapiés ve Anton Martin’de akşam yemeğine başlayabilirsiniz. Başlayabilirsiniz diyorum çünkü İspanyollar için akşam yemeği günün en önemli öğünü ve çoğu zaman gece yarısından önce sofradan kalkmazlar. Genelde yemeğe meze türü pincho ve tapas ile başlanır ve deniz ürünleri ile devam edilir. En ünlü yemeklerinden biri paelladır. Bir çeşit pilav olan paellayı sebzeli, tavuklu, etli özellikle de deniz ürünleriyle yapılan şekliyle tadabilirsiniz.

 
 
Sabaha kadar müziğin susmadığı şehir merkezinde her cuma ve cumartesi günleri eğlence mekânları dolup taşıyor. Turistlerin gece kulüplerine Madridlilerin tavernalara rağbet ettiği şehir, İspanyol ritmini yakalamak isteyenlere Flamenco barlarını da sunuyor. Merak edenler için, en ünlü Flamenco barlarından Casa Pata’da leziz İspanyol yemeklerinden tatmalarının ardından 1,5 saat süren dans ve müzisyenlerin canlıflemenco performansını izlemek 
 
 
İspanya’nın bir diğer geleneksel simgesi ise boğa güreşleri. Eğer izlemek isterseniz mayıs ayından itibaren 15 günde bir cumartesi ya da pazar günleri Arena’da güreşler düzenleniyor. Biletleri en geç 1 hafta önceden almak gerekiyor. Futbol kadar boğa güreşi fanatizmi olduğu için biletler çabuk tükeniyor.
 
 
Yazı ve Fotoğraflar : Bihter Nalbant

Previous:

Kelebekler Vadisi

Next:

Kuzeyden Güneye Portekiz

You may also like

  • 18 Tem

    Bir Gölden Fazlası: Uluabat

    Gezi

    Bir varmış bir yokmuş diye başlar masallar. Uludağ’ın güneyinde üç ilçenin ortasında bir göl varmış ...

  • 20 Ara

    Lugano’da Trekking

    Gezi

    9 – 13 Kasım 2011 Sabah erkenden Lugano Gölü’ne giden trene bindim. Tren fazla kalabalık ...

  • 16 Ara

    Kuzeyden Güneye Portekiz

    Gezi

    Uçsuz bucaksız okyanusa kucak açan sahilleri, dört mevsim yağan yağmurla ormanlarından, tarlalarına, üzüm bağlarına kadar ...

  • 23 Kas

    Ormana İnmiş Bulut; Çamlıhemşin

    Gezi

    Fotoğraflarını gördükçe gitmek lazım diyen fırsat yaratıp gidemeyenlerdendim. Sonra o fırsat bana geldi bir çırpıda ...

Post a new comment