23’e 5

24 Eylül of 2011 by

23 Şubat 2007, Tebriz, Azerbaycan, İran

Her ne kadar dönmek istemesem de bildiğim yaşama, şartlanmalara, tanıdık simalara sanki artık dönme zamanı gelmişti. Süheyla’ya, Abdi Bey amcaya, Sağlar’a ve Masood’a hoşça kal deme vakti de gelip çatmıştı. Ruhumda izler silinmemek, kaybolmamak üzere yerleşirken, kendi yaşamım ve diğer insanların yaşamı üzerine değerlendirmeler sunan yolculuğum, bana verdiği mesajı sonlandırmak üzereydi. Bu benim son gecemdi…

Ertesi gün çantama bakarken buldum kendimi uzunca bir süre. İlk aldığım gibi yeni değildi artık. Kirlenmiş, çizilmiş ve bazı yerleri de yırtılmıştı. Bu güzeldi. Uzun yolculukların içinden geçtiği belliydi. Üzerinde 23’e 5 yazıyor olması da bir otobüs yolculuğundan kalan bir izdi. 23’e 5 benim matematiksel yaşam amacımı* temsil ediyordu. Benim için anlamı büyüktü. Onca harf varken içinden bu rakamların seçilmiş gibi çıkması rastlantı olamazdı. Biliyordum, her şeyin bir anlamı vardı. Neden burada olduğumun, neden gittiğimin, neden böyle hissettiğimin! İşaretler bana özeldi ve benim yaşamımdaki geçişlerden ibaretti. Kendimi taşıdığım yer, memnuniyetsizliğimin yerleştiği yerden daha fazlası, daha anlamlısı ve daha ilerisini gösteriyordu. İlerlemenin, bir şeyleri bırakıp başka şeylere yer açmanın, değişimin ilk şartı da zaten memnuniyetsizlik değil miydi?

Anlıyordum, bir gelecek yoktu, her şey şimdide şekilleniyordu. Tek gerçek insanın kendine karşı sorumluluğu ve kendi yaşamını yaşayış biçiminde saklıydı. Şehirlerin içinde kaybolmuş hayatların, geçmişin pişmanlıklarında ve geleceğin garantili hayallerinin labirentlerinde takılı kalan yanında bir ilginçlik de yoktu. Gelecek yoktu. Geçmiş yoktu. Olmasındı. Salt bu anda gezinmek varken takılı kalmak zaten anlamsızdı, ağırdı…

Zaman göreceliydi. İçinde saatleri hissetmediğim, umursamadığım, geçen günlere aldırmadığım yolculuğun dokusu ile saatlere bakarak geçirdiğim yıllar, tatillere sığdıramayıp ertelediğim anlar birbirinden dağlar kadar farklıydı. Şimdi dönüyordum, kim bilir belki de dönmemek de vardı. Ya da gitmenin de gerekmediği, gitmeden de bu ruh halini yaşayacağım dinginlik dolu zamanları yaşamak da mümkündü…

Her şey hazırdı. Abdi Bey Amca beni garaja kadar bırakacaktı. Eşyalarımı arabaya yerleştirdik. O arada Süheyla, yol boyu ihtiyaç duyacağımı düşündüğü bir azık torbasını da elime tutuşturmayı ihmal etmedi. Ve yine beklediğini yineledi. Sıkıca sarıldık. Sağlar okuldaydı. Gece yarısına kadar sohbet ettiğimizden Masood çok geç uyumuştu. Bu yüzden sabah onu uyandırmalarını istemedim. Ama Abdi Bey Amca beni dinlemedi, ‘olmaz’ dedi ve uyandırmak üzere aşağıya indi. Az sonra Masood gözkapaklarını çok zor açmış vaziyette işte karşımdaydı. Güldüm, sarıldık, vedalaştık. Karla kaplı yollardan yavaş yavaş ilerlerken, Süheyla ve Masood’u göremeyeceğim bir noktaya varana dek birbirimize el sallamaya devam ettik. Kar vardı. Her yer bembeyazdı.

Garaja geldiğimizde önce bileti almak üzere gişelere yürüdük. Abdi Bey Amca parayı tüm ısrarlarıma rağmen bana ödettirmedi. Otobüsün hareket etmesine yarım saat vardı. Benimle bekledi. Ve beni otobüse bindirdikten ve harekete geçmesini bekledikten sonra ‘gidince aramayı ihmal etme’ diye tembihleyerek gitti. Arkasından bakakaldım. Şükranla, sevgiyle, saygıyla, hürmetle bakakaldım…

Otobüs hareket ettiğinde içim temizlenmiş gibiydi. Eskiden olduğu gibi yüklü hissetmiyordum kendimi. Belki de yollarda yüklerden birçoğunu atmıştım. Belki de bana ait olmayan düşünceler, şartlanmalar kendiliğinden ayrılmıştı benden. İyi hissediyordum, hafif hissediyordum ve içimde her zamanki gibi bir parça hüzünle ayrılıyordum…

*23’e 5: Bu rakam doğum tarihimin rakamsal toplamıdır. Geniş içerik Dan Mıllman’ın ‘Hayatınızın Amacı Doğum Gizlidir’ adlı kitabındadır.

 

Previous:

Müzedeki Adam

Next:

Doğru Zaman

You may also like

Post a new comment