23 Eylül 2010, Perşembe

07 Ocak of 2011 by

Sabah 09.00’da Hotel Ponto’nun önünde buluşup Tiflis’i gezmek üzere yürümeye başlıyoruz. Önce Ketevan Tsamebuli Meydanı’na çıkıyoruz. Buradan Barataşvili Yokuşu’na dönüp Wine Sokağı’ndan aşağı Avrupa Meydanı’na iniyoruz. Kura’nın kıyısındaki bu meydan yeniden düzenleniyor.

Biraz ileride, uzaktan dev bir kaplumbağaya benzeyen metal ve camdan yapılmış bir yaya köprüsü var. Geceleri bu dev kaplumbağa özel bir ışıklandırma ile neredeyse canlanıyor. Tam bu köprüye çıkarken hafif bir yağmur başlıyor ve arkamızdan gelen İsrailli turist grubu hızlanarak köprüde bizi yakalıyor.

                                                                                                                                Kaplumbağa köprüde

 

                                                                                                                                       Kura ve Tiflis Kalesi

                                                                                                                                          Tiflis’in balkonları

Nehrin karşı kıyısındaki bulvar epey kalabalık. Karşıya geçmekte zorlanıyoruz, ama kazasız belasız bunu başarıyoruz. Barataşvili Caddesi biraz ileride köprü üzerinden nehrin bu yakasında yukarı doğru devam ediyor. Biz de o yöne yürüyoruz. Köşedeki bir Oyuncak Müzesi ilgi çekiyor. Önündeki heykelde el ele dans eden çocuklar betimlenmiş. Müzeden bir şehir planı soruyoruz, 8 Lari’ye bir şey satın alıyoruz. Sonra bu planın pek bir işe yaramadığı anlaşılıyor.

                                                                                                                                    Oyuncak Müzesi önü

Barataşvili Caddesi’nden yukarı doğru, caddenin sol yanındaki sur boyunca, geleneksel sivil mimari örneklerinden balkonlu ahşap binalar sıralanıyor. Biz ise Milli Gürcü Müzesi ile Sanat Müzesi’ni arıyoruz. Müzelerin yerini yoldaki bir büfeye soruyorum, buradaki genç Türk çıkıyor, ama o da yanındaki Gürcü kıza soruyor. Kız da bilmiyor. Bu sokaklarda kime sorduysak Gürcü Milli Müzesi’nin yerini bilmiyor, ya da onlarla biz Gürcüce ya da Rusça bir dille anlaşamıyoruz. Yine de bazılarının tarif ettikleri ve hatta bizi götürdükleri yerler başka müzeler. Tiflis’de ne çok müze varmış. Gittiğimiz yerlerden biri Gürcü Halk Edebiyatı Müzesi çıkıyor.

Nihayet Şato Rustaveli Bulvarı üzerindeki Milli Gürcü Müzesi’ni buluyoruz, ancak koca müze tadilat nedeniyle kapalı. Buradan bize Sanat Müzesi’ni tarif ediyorlar. Orada özellikle Niko Pirosmani’nin resimlerini görmeye kararlıyız. Fakat bu müzenin de büyük bölümü tadilat nedeniyle kapalı. Yine de adam başı 3 Lari ödeyip bilet alıyoruz. Almanca rehber için ise 5 Lari ödeyip yaşlıca bir hanım eşliğinde müzenin Hıristiyanlık ikon koleksiyonunu geziyoruz.

Gürcistan’ın çeşitli manastır ve kiliselerinden toplanmış olan, metal ve emaye işlemeli bu parçalar müzenin en değerli koleksiyonuymuş. Bizans sanatı etkisindeki eserlerden oluşan bu koleksiyonda üzerlerinde aziz betimleri ve İncil’den alınmış sahnelerin işlendiği kutsal eşyalardan oluşuyor. Takılar bölümünde, İÖ V. yüzyıla, yani Kolhis Krallığı zamanına tarihlenen bir gerdanlık, altın boncukların ucuna eklenmiş yine altın kaplumbağa biçimli boncuklardan yapılmış. Vani’den getirilmiş bu gerdanlık aramızda epey ilgi uyandırıyor. Kura üzerinden geçtiğimiz yaya köprüsünü de kaplumbağaya benzettiğimizden Gürcü kültüründeki kaplumbağa kültü üzerine yorum yapıyoruz.

Turdan sonra yan salondaki İran ve Mısır’dan gelen birkaç eşyayı da görüyoruz. Bu salonun girişindeki maymun heykelleri dikkat çekiyor.

Müzede Gürcistan dışında, Rusya, Avrupa ve Orta Doğu memleketlerinden toplanmış 140 bin parça sanat eseri varmış. Bu eserleri de içeren Gürcü sanatıyla ilgili en önemli araştırma ve yayınlar Şalva Amiranaşvili tarafından yapılmış.

Kuruluşu 1920’ye kadar inen müze çeşitli küçük koleksiyonlarla zenginleşmiş. Eserler 1932’de Mekethi Kilisesi’nde sergilenmeye başlamış. 1950’de müze bugünkü binasına taşınmış ve Gürcistan Sanat Müzesi adını almış. 1990’dan sonra ise, 30 yıldan fazla müze müdürlüğü yapan sanat tarihçi Şalva Amiranaşvili’nin adıyla anılmaya başlamış. Şimdiki bina aslında 1838 yılında teoloji semineri olarak inşa edilmiş. Müzedeki yağlıboya tablolar arasında Niko Pirosmani’den başka, Lado Gudiaşvili, Elene Akhvlediani ve David Kakabadze gibi ünlü Gürcü ressamlarının da eserleri varmış.

Müzenin gişesinde görevli kızdan aldığımız bilgi doğrultusunda yeniden Kura kenarına iniyoruz. Güzel bir restoranda öğle yemeği yemek niyetindeyiz. İki şişe Mukuzani şarabı ve lezzetli yemekler kişi başı 45 Türk Lirası’na mal oluyor. Şimdi sokak satıcılarının olduğu bir yeri arayacağız. Bize Bradaşvili’den sonra gelen Çugareti Köprüsü’nü tarif ediyorlar. Oraya kadar Kura boyunca uzanan büyük bir parkı geçip Çugareti Köprüsü üzerindeki bitpazarına geliyoruz. Buradan taksiye binip Şota Rustaveli Bulvarı’na geçiyoruz.

Şato Rustaveli taş binalarla dolu, ağaçlıklı ve geniş bir bulvar. Buradaki Özgürlük Meydanı’nda dikili sütun üzerinde Aziz Georgi’nin ejderhayı mızrağıyla öldürmesinin canlandırıldığı bir heykel bulunuyor. Meydanın hemen yanında ise büyük bir Mc Donald. Bu arada Tiflis içinde taksi ücretinin 5 Lari olduğunu öğreniyorum. Bulvarın güneyine doğru yürüyoruz. Gürcü Müziği, kitap ve hediyelik eşya dükkânları ilgi alanlarımız. Kendime bir Gürcistan karayolları haritası satın alıyorum. Bir de arkadaşlara ufak tefek hediyeler.

Şimdi keşfedeceğimiz yer Tiflis’in ünlü TV Kulesi. 274,5 metre yüksekliğindeki bu metal kule şehrin batısındaki yüksek tepenin üzerine 1972’de dikilmiş. Çevresinde bir de eğlence merkezi var. Eskiden, tepenin doğu yamacına kurulmuş raylı bir vagon sistemiyle yukarı çıkılıyormuş, ama bu makine şimdi çalışmıyor. Yukarıdan şehrin ışıkları güzel bir manzara oluşturuyor.

                                                                                                                                                  Tiflis’de gece

Previous:

22 Eylül 2010, Çarşamba

Next:

24 Eylül 2010, Cuma

You may also like

Post a new comment