25 Eylül 2010, Cumartesi

11 Ocak of 2011 by

Artık geri dönüş başlıyor. Kahvaltıdan sonra hemen yola koyuluyoruz. Gece yağan şiddetli yağmur yüzünden Borjomi yolunda heyelan olmuş. Mecburen geldiğimiz yoldan Batum’a döneceğiz.

Mtskheta’da, kuzeydeki Rusya sınırına kadar uzanan Mtsheta – Mtianeti Bölgesi’nin güney ucundan geçiyoruz. Yolun sağındaki arazide binlerce prefabrik ev var. 2008’deki Güney Osetya Savaşı sırasında kaçanlar buraya yerleştirilmiş. Rusya, Gürcistan, Güney Osetya ve son olarak Abhazya’nın katılmasıyla tırmanan gerilim sonunda Güney Osetya büyük zarar görmüş. Gürcistan böylece, Güney Osetya ve Abhazya’daki kontrolünü kaybetmiş. Rusya bağımsızlık ilan eden Güney Osetya ve Abhazya’yı tanıdığını ilan edince Gürcistan tüm diplomatik ilişkileri kesmiş. Bugün Rusya’dan gelip Abhazya ve Güney Osetya’dan Gürcistan’a giriş yapmak isteyenler tutuklanarak hapse atılıyormuş.

Yol üzerinde İç Kartli Bölgesi’nin merkezi olan Gori’ye uğruyoruz. Burası Liahvi Çayı’nın Kura Nehri’ne kavuştuğu yerde kurulan küçük bir kent. Rusça Gorad ‘kent’ demek. ‘Goori’ kelimesinin ise Gürcüce ‘ata soyu’ anlamında kullanıldığını bir yerlerden okumuştum. Tam bu nehir çatağındaki köşede Gori Kalesi yer alıyor. VII. yüzyıl metinlerinde kaleye ‘Tontio’ deniyor. Arkeolojik kazılar Ortaçağ kalıntılarının altında İÖ III. yüzyıla ait bir yerleşmenin varlığını ortaya koymuş. Kalenin VI. David Zamanı’nda (1073 – 1125) güçlendiği ve Gürcistan’ın önemli merkezlerinden biri haline geldiği biliniyor.

Kent kale çevresinde şekillenmiş. Kalenin doğusunda, kuzey-güney yönünde uzanan büyük meydanın kuzey ucunda yer alan Stalin Müzesi’ni sora sora buluyoruz. Kent planına bakıldığında, doğu – batı ve kuzey – güney yönlerde birbirini kesen sokakların bu meydanı düzenlemek için kesintiye uğradığı görülüyor.

Stalin Müzesi önündeki evde Stalin’in 18 Aralık 1879 günü doğduğu ve 1883’e kadar çocukluğunun geçtiği tek oda bulunuyor. Bu evin, zamanında kent düzenine uygun olarak doğu-batı yönünde uzanan bir sokak üzerinde sıralanan birbirine bitişik evlerden biri olduğu anlaşılıyor. Dar verandalı, iki göz odalı bu evin odalarından biri ile bodrum, Stalin’in babası kunduracı Besarion Vanovis Cughaşvili tarafından kiralanmış. Baba Cughaşvili alt kattaki bodrumda ayakkabı yapıyormuş. Diğer odada ise ev sahibi oturuyormuş. 1920 yılında yaşanan bir deprem Gori’ye büyük zarar vermiş. Stalin’in doğduğu ev de kısmen yıkılanlar arasındaymış. 1935’de başlayan onarım ve çevre düzenleme çalışmaları iki yıl sürmüş. Olasılıkla bu sırada Müzeyi kurmak için evin çevresindeki bütün yapılar kaldırılmış olmalı. Evin dışına bir de koruma amaçlı bina inşa edilmiş.

Müzede bilet aldıktan sonra rehberi bekliyoruz. Bu kez genç bir hanım bizi İngilizce gezdirecek.

Müze aslında propaganda amacıyla 1957 yılında kurulmuş. İçinde Stalin’in yaşamını ve yaptığı işleri anlatan fotoğraflar, heykeller ve maketler yer alıyor. Bu belgeler arasına son zamanlarda yeni bazı belge ve fotoğraflar eklenmiş. Bunlardan biri Rusya Komunist Partisi Lideri Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin’in hastalığı nedeniyle siyasetten çekildiği dönemde, başkanlık seçimi için parti kongresine gönderdiği 4 Ocak 1923 tarihli mektubunun Stalin ile ilgili bölümü. Bu bölümde Lenin, Stalin’i hoşgörüsüz, güvenilmez, kaba ve kaprisli diye tanımlıyor.

Müzeye yeni eklenen diğer belgeler ise Stalin’in oğlu Yakov’un Alman esir kampında çekilmiş birkaç fotoğrafı. İkinci Dünya Savaşı sırasında onbaşı olarak cepheye giden Yakov, Almanlara esir düşmüş. Almanlar onu Rusların elindeki bir generalle takas etmek istemiş, ancak Stalin bu öneriyi bir askerle bir general takas edilmez gerekçesiyle geri çevirmiş. Yakov, bu kampta vurularak öldürülmüş.

Gori’nin merkezine 1952 yılında dikilen dev boyutlu bir bronz Stalin heykeli geçtiğimiz Haziran ayında bir gece yarısı operasyonuyla yerinden sökülmüştü. Şimdi müze bahçesinde taştan yapılmış bir heykel duruyor.

                                                                                                           Müze bahçesindeki Stalin heykeli

                                                                                                    Müzede korunan Stalin’in doğduğu ev

                                                                                                    Stalin’in doğduğu tek odalı evin kapısı

                                                                                                                                  Stalin’in doğduğu oda

                                                                                                                                Müze içinden görünüm

                                                                                                      Müzenin bahçesindeki Stalin vagonu

Stalin 5 Mart 1953 günü Moskova yakınlarındaki Kunzevo Kasabası’nda ölmüş. Cenazesinde 1.500 kişinin ezilerek can verdiği söyleniyor. Öldüğünde yüzünden çok sayıda mask çıkarılmış ve çeşitli yerlere dağıtılmış. Bu masklardan biri de müzenin loş ışıklı bir salonunda sergileniyor. Müzenin bahçesindeki Stalin vagonunu gezmek için ise ayrıca bilet alınıyor.

Stalin Müzesi’nden sonra hemen yakındaki bir başka müzeye gidiyoruz: Gori Etnografya Müzesi. Epey bakımsız ve eski, iki katlı bir müze binası. Büyük bahçesinde de bazı eserler sergileniyor. Buradaki dikkati çeken parçalardan biri Kraliçe Tamar’ın taşa oyulmuş portresi. Olasılıkla yeni yapılmış bir parça. Aynı portre 50 Lari üzerinde de var. Kraliçe Tamar 12. yüzyılda yaşamış Gürcü kilisesi azizlerinden biri. Vardzia ve Betani manastırlarındaki kiliselerin duvarlarında birer boy resmi var.

                                                                                                                               Gori Etnografya Müzesi

                                                        Gori Etnografya Müzesi bahçesinde Kraliçe Tamar kabartması

                                                                                Gori Etnografya Müzesi’nde Kura Aras çömlekleri

                                                                                          Gori Etnografya Müzesi’nde Trialeti çömleği

Burası pek bilinen bir müze değil. Üst katında etnografik değeri olan eşyalar sergileniyor. Yaşlı hanım rehberimiz her parçayı ayrıntısıyla bize anlatıyor; mobilyalar, giysiler, kap kacak, yazılı belgeler, kumaşlar, örtüler, silahlar… Bu eşyalar ağırlıklı olarak bir Rus – Kafkas kültürü izi taşıyorlar. Alt katta arkeolojik eserlere küçük bir salon ayrılmış. Eserlerin çoğu kumaş kaplı yükseltiler üzerinde açıkta sergileniyor. İlk bakışta Bronz Çağı başlarından kalan ve çoğunluğu seramik olan kap kacak göze çarpıyor. Gori çevresinde bu döneme ait yerleşim yerleri, mezarlıklar ve kurganlar var ve birkaç yerleşim yerinde ise arkeolojik kazı yapılmış.

Gori Kalesi’nden sonra kazı yapılan yerlerden en ünlüsü Gudabertka. Gori kent merkezinin 4 km kadar kuzeydoğusunda, doğal bir tepe üzerinde yer alıyormuş. Diğer kazı yerleri Gori kent merkezinin 8,5 km batısındaki Khizanaant Gora ile yine aynı yerdeki Kvatskhelebi. Buralarda bulunan kalıntılar Kafkasya Erken Tunç Çağı’na, İÖ 3200 – 2900 yılları arasına tarihlenmiş. Bölgede ve tüm Güney Kafkasya’da yaygın olan bu dönem kültürü, bölgenin iki büyük nehrinin adıyla, Kura Aras Kültürü diye adlandırılıyor. Bu kültürün izleri Kafkasya’dan başka Doğu Anadolu, Doğu Akdeniz sahil şeridi ve İran’da da saptanmış durumda. Güney Kafkasya’da İÖ VII. binyıldan itibaren Şulaveri – Şomu ve Sioni kültürlerinden sonra, İ.Ö. IV. binyıl sonunda Kura Aras Kültürü ortaya çıkıyor.

Kura Aras kültürü Türk arkeoloji terminolojisinde ‘Karaz Kültürü’ diye bilinir. Bu yolculun başında bu kültürün Türkiye’de ilk saptandığı yer olan Erzurum yakınlarındaki Karaz Köyü’nün önünden geçmiştik. Bu kültürün en belirgin özelliği kendine özgü çanak çömlek yapısının olması. Ancak yapılan arkeolojik çalışmalarla kendine özgü mimari ve metal işleme tarzları da ortaya koyulmuş. Ancak beş bin yıl önceki bir kültürün böylesine büyük bir coğrafyada nasıl yayıldığı sorusuna halen yeterli bir yanıt verilmiş değil.

İÖ II. binyılın başından itibaren bölgede Trialeti Kültürü ortaya çıkıyor. Bu kültüre adını veren dağ silsilesi Tiflis’in batısından başlamak üzere Kura Vadisi’nin güneyi boyunca uzanıyor. Daha çok mezar tepelerindeki (kurgan) kendine özgü ölü gömme gelenekleriyle öne çıkan bu kültürde, ahşap mezar odaları ve bu odalarda ölülerin yatırıldığı tekerlekli öküz arabaları (kağnı) ilgi çekici. Mezarlarda ele geçen seramik ve metal buluntuları İran, Irak ve Anadolu’daki zamanın diğer kültürleriyle karşılaştırılır. Son yıllarda yapılan analizler, bu kültürün daha önceki Kura Aras kültürünün devamı olduğu kanısını güçlendirmiş. İÖ III. binyıl ortalarında bir nedenle vadilerdeki yerleşmelerin terk edilerek dağlık bölgelere yerleşildiği ve tarım yerine hayvancılık geliştiği anlaşılmış. Trialeti kültürüne ait seramik kaplar siyah ya da gri renk, parlak açkı ve çizgi bezeme özellikleriyle metal kaplara benzetilmeye çalışılmış.

Gori Etnografya Müzesi’nden sonra minibüse binerek hızla Batum’a doğru yola koyuluyor ve akşam karanlığı basmadan Batum’a ulaşıyoruz. Trabzon’a çalışan bir Gürcü dolmuşuna binip yola devam ediyoruz. Sarp Sınır Kapısı’ndaki kalabalık biraz uzunca beklememize neden oluyor. Ama dolmuş şoförü seri bir şekilde bizi Trabzon’a ulaştırıyor.

Son olarak aşağıda Türkçe basılan Gürcistan konusundaki bazı kitapları sıralamak istiyorum:

Lia G. ÇLAİDZE, Köroğlu Gürcistan’da (Taşmed yayınları, İstanbul 2004).

Okan MERT, Türkiye’nin Kafkasya Politikası ve Gürcistan (IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2004).

USAK, Gürcistan Krizi Değerlendirme Raporu (Uluslar arası Stratejik Araştırmalar Kurumu, Ankara 2008).

Otar MİMİNOŞVİLİ, Gürcistan’da Etnografik Yolculuk (Çeviren Hacer Özkan İremadze, Çivi Yazıları Yayınları, İstanbul 2008).

Özge Ç. DENİZCİ, Gürcüler: Tarih, Dil, Kültür ve Müzik (Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul 2010).

Mine KADİROĞLU / Bülent İŞLER, Gürcü Sanatı’nın Ortaçağı (Bilgi Kültür Sanat, Ankara 2010).

Murat KASAP, Osmanlı Gürcüleri (Gürcistan Dostluk Derneği, İstanbul 2010).

İlyas ÜSTÜNYER, Kaf Dağı’nın Güney Yüzü Gürcistan: Kültür, Gelenek, Mekân, Kimlik (Kaknüs Yayınları, İstanbul 2010).

İlyas ÜSTÜNYER, Gürcü Dili ve Edebiyatı Üzerine Okumalar (Kaknüs Yayınları, İstanbul 2010).

Previous:

24 Eylül 2010, Cuma

You may also like

Post a new comment