Süheyla

16 Nisan of 2011 by

28 Eylül 2006, Tebriz, Azerbaycan

Ayaklarım beni Arkeoloji Müzesi’ne doğru götürüyor. Basamaklardan çıkıp kapıdan içeri giriyorum. Bir bilet alıp müzenin havasını ciğerlerime çekiyorum. Bu benim için özel anlardan biri. Zamanı ve yaşamı geride bırakanların geride bıraktıklarına bir saygı, bu anda burada oluşum. İnsanoğlunun gelmekte olduğu yerin izdüşümü, belki de gelemediği yerin!

Bir cam bölmede sergilenen sunuları inceleyedurayım, yanıma gelen iki hanım dikkatimi çekti. Süheyla ve arkadaşı Nuşki ile böyle tanıştım. Beni görünce meraklarını gidermek ve nereden gelip nereye gittiğimi öğrenmek istemişler. İkisi de ilgili ve güler yüzlü. Türkiye’den geldiğimi öğrenince bir akraba gibi sarıldılar, kucakladılar beni. Müzeyi gezerken rehberim olmak istediğini söyleyen Süheyla, düştü önüme. Birlikte aşağı kata indik. Ünlü heykeltıraş Ahad Hüseyni’nin eserleri ve eserlerine atfettikleriyle tanışma onuruna böyle eriştim.

Dünya insanını kendi diliyle ve bakışıyla eserlerine kazımış Ahad Hüseyni; İranlı bir bilge. Eserlerin önünden bir bir geçerken Süheyla Azeri Türkçesi ile tatlı tatlı anlatıyor; ‘’burada ilkel insan, elinde kendini savunmak için bir kemik tutuyor. Yanındaki ‘modern insan’ ise füze!’’

Devam ediyor; ‘’Zengin insanları taşıyan fakir insanların durumu…’’

‘’Bilge bir Zerdüşt dünyaya bakıyor; dünyanın demir parmaklıklara dönüştürülmüş, esaret halindeki görüntüsüne!’’

‘’Burada farklı ülkelerden insanlar çocukken el ele tutuşuyorlar, aynı çocuklar büyüdükçe ciddileşip birbirlerinin elini bırakıyorlar ve biri diğerine sırtını dönüyor…’’

‘’Kapitalist düzene elini, kolunu bir şekilde kaptıran insanların hikâyesi bu gördüğün. Yedi başlı canavar insanları yiyerek, yok ederek karnını doyuruyor…’’

‘’Dünyada değişik ülkelerden bir sürü yaşlanmış insan görüyorsun burada; yaşlılık herkesi için var…”

‘’Burada ise neresinde olursa olsun, dünyaya doğmuş insanın yavaş yavaş büyüdüğü, olgun hali ile sonrasında yaşlandığı anlatılmakta; tıpkı bir daireye benziyor değil mi?’’

Süheyla’nın dilinden dinledim, dinlediğimi anladım, gözlerime baktı cümlelerin bitirip anlayıp anlamadığımı, aynı hissedip hissetmediğimizi anlamak istercesine…

Birlikte yukarı çıktık. İran’ın tarihini, haritaları, haritaların zamanla nasıl değiştiğini, önceki yönetimleri, rejimi, öncesini ve sonrasını anlattı bana. Bütün bir öğleden sonrayı beraber geçirdik. İçimden dolup dolup taşan sevinç yüzümdeki gülümsemeye uzandı. Aramızda bir köprü kuruldu. Ardından beni bırakmak istemediklerini, birlikte eve gitmeyi ve evlerine misafir olmamı arzu ettiklerini söyleyince söyleyişlerindeki nezakete verdiğim cevap elbette çok sevinerek ’evet’ oldu. Hep birlikte Tebriz’in sokaklarından Süheyla’nın evine doğru yürümeye koyulduk.

Previous:

Başka Bir Dünya

Next:

Masood

You may also like

Post a new comment