Afacan Mıyız? Yoksa Farklı Pencerelerdeki Birer Kokarca Mı?

11 Ocak of 2011 by

Bir oyuncak şato hayal edin ama içinde tonlarca penceresi var. Her pencereden bakan bir karakter ve her karakterin ayrı kokusu var. Bu oyuncak şatoda tüm karakterler dışarıdan birbirine benziyor, fotokopi makinesinden çıkmışçasına, kendini farklı kılan sadece; kokuları.

Arada farklı oyuncak karakterler de var, ancak onlar da kendini sürekli şatonun dış kapısını aralamış, dışarı bakarken, koklarken buluyor. Bazıları burnundaki mandalları çıkartmayı fark etmediği için dışarıdaki mis kokulu diyarında o derin kokusunu duyamıyor, keşfedemiyor. Bu kapıya yapışık yaşayan az sayıda küçük oyuncaklar, ya hayal ediyor uzak yerlere kaçmayı ya da gerçekten dayanamayıp teneffüse çıkar edası ile kaçıyor, o şatonun heybetli kapısından. Tekrar döneceğinin bile bile sadece o anın tadını çıkartarak, hoplaya zıplaya kaçıyorlar o şatodan.

Günlerden bir gün bu oyuncaklardan biri, kırmızı huni görünümlü şapkalı bir afacan ‘çare nedir?’ diye düşünmeye başlıyor. ‘Burun mandalı taksaaam bana zarar, e takmasam yine bana zarar, e bunları eve kitleseeek ve kendi kokularında boğulsalaaar hangi biri ile uğraşacaksın’ diye sesli olarak düşünüyor ve dolanmaya başlıyor.

Sonuç; farklı olması, sorguluyor ve tepkili olması, her garipsediği şeye yani bunun diğer adı ile her şeye tepki vermesi ve de kırmızı kukuletası (hunisi) sebebiyle ‘anormal’ unvanını alıyor. Ancak çareye gelince bireysel ve geçici kurtuluşlardan öteye gidemiyor.

En sonunda daha öncede yine burnu mandallı bir afacanın bu yollardan geçtiğini ve dışarıda, kapının ötesinde uzak diyarlarda, miss kokulu ‘doğa’ isimli bir şato olduğunu duyunca hemen kimseye haber vermeden kaçıyor. Bir de o kokarcalardan biri takılır diye peşine, kaçıyor kimseye haber vermeden nefes almak için, burun mandalsız.

Çok da uzaklaşmadan o nefis kokuyu alıyor ve giriyor içeri yine koca bir şatodan. Misss… Koklamanın keyfine varıyor, görselliğin dansı ile mest oluyor. Ancak görüyor ki; ‘Kokarca Şatosu’ndan burada da oyuncaklar var, kendi kokularına ya da kendi gibi kokanlara dayanamayarak kaçmış oyuncaklar. Baştan şaşırıyor bunların burada ne işleri var diye, neden rahatsız oldular da kendi gibi kokan kişilerden kaçtılar diye. Sonra kendi buluyor sorunun içinde cevabını. Ancak o diyar, öyle bir güzel kokuyor ki bizim afacan onların o kokarca kokusunu bile almıyor.

Sonuç mu nedir? Herkes kendinin bir afacan olduğunu sanıyor aslında, acaba çoğumuzda kendi kokarca kokumuzun farkında olmayan birer kokarca olabilir miyiz bunu sorgulamak lazım…

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Doğanın Direnişi…

Next:

Kuklaların Hazin Vedasını Görmeden Gitmek Olmaz

You may also like

Post a new comment