Akdeniz’e Dair

03 Mayıs of 2011 by

Yolun geri kalanını yürümek istiyordum. Motosikletimi sahildeki dükkânlardan birine bıraktım. Kafamı kaldırıp gri ve huzursuz gökyüzüne baktım. Kara bulutlar yağmurun habercisiydiler. Güneş çoktan bulutların arkasına saklanmıştı bile.


Yaramaz bir çocuğu anımsatan rüzgâr etrafta fır dönüyor peşine taktığı kuru yaprakları etrafa savuruyordu. Çevremdeki insanlar çoktan koşuşturmaya başlamışlardı bile. Denizin hırçın ve asi dalgaları kıyıya bağlanmış küçük balıkçı teknelerine çarparak eğleniyor gibiydiler.

Yağmurun ilk damlalarını burnumda hissettim. Sırt çantamdan küçük şemsiyemi çıkardım. Dalga sesleri giderek çoğalıyor ve büyüyordu. Balıkçı tekneleri küçükken gazete kâğıdından yaptığız gemileri andırıyordu. Neredeyse sahilde hiç kimse kalmamıştı. Yağmur giderek hızlanıyor ve yürümemi engelliyordu. Koşar adımlarla yağmurun hırçın darbelerinden korunabileceğim bir yer aramaya başladım. Önüme ilk çıkan bir restoranda girdim. Kapıdan içeriye girer girmez yağda kızaran balık kokularını duyunca ne kadar aç olduğumu hissettim. Şemsiyemi kuruması için bir köşeye bıraktım. Sırt çantamın içerisindekileri boşaltıp yanmakta olan odun sobasının yanına koydum. Sırt çantama özen göstermeliydim. O, benim evim gibiydi uzun yıllardan beri benimle birlikte her yere gitmişti, beni asla yarı yolda bırakmamıştı ve onunda şimdi bir süre dinlenmesi gerekiyordu. Yanıma genç, güler yüzlü bir garson geldi ve ne yemek istediğimi sordu. Hiç düşünmeden cevap verdim: “balık.”

Pencereden dışarıya baktım. Sanki sonsuz maviliği seyrediyormuşum gibi ürperdim. Yağmur sonunda durmuştu, deniz daha sakindi, rüzgâr ise çoktan yaramazlık yapmayı bırakmıştı. Güneş kara bulutların arasından süzülüp açığa çıktı. Yeryüzüne tekrar hükmediyordu sanki. Tabağımdaki bütün balıkları bitirip, eşyalarımı toplayıp kapıdan dışarıya çıktım. Toprağın eşsiz kokusunun bütün vücuduma dokunmasına izin verdim. Denizin tam ortasında yedi rengin hâkim olduğu çizgiye baktım: ’Gökkuşağı.’ Motosikletimi bıraktığım sahil kenarındaki dükkâna gittim. Dükkân sahiplerine teşekkür edip sonsuz ve eşsiz Akdeniz’e göz kırptım. Sanki bana karşılık verirmişçesine hızlı bir dalga kıyıya çarpıp ayaklarıma sıçradı.

Motosikletimi çalıştırıp aynasından kumda bıraktığı tekerlek izlerine baktım. Biraz hızlanıp rüzgârın yüzümü okşamasına izin verdim. Bu doğal güzelliklerin hepsi tek bir yere aitti Akdeniz’e. Burası Akdeniz’di…

Yazı: Gönül Melisa Köylüoğlu, fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

Previous:

Yarımca Kirazı

Next:

Çiğdem Çörek Resim Sergisi Safranbolu’da

You may also like

Post a new comment