Akyaka’da, Azmak Tekne Turu Yapılır

16 Ağustos of 2011 by

Gökova Körfezi müthiş bir yer… Doğası, denizi sizi sarıp sarmalıyor. Özellikle Akyaka’da azmak tekne turu yapmadan buradan gidilmez. Tekneler on – on beş kişilik. Turun başlangıç noktasında yan yana dizilmişler. Sıra hangisindeyse ona biniverdim. Kaptan güler yüzlü, bir yandan da çevreyi anlatmakla meşgul…

Tekne turları ortalama bir buçuk saat kadar sürüyor. Gezinti sırasında dikkat etmeniz gereken iki şey var: Birincisi etrafın manzarası, derenin aldığı kıvrımlar, tepeler. İkincisi suyun rengi ve sudaki yaşam. Suyun rengi yeşil ama parlak yeşil, canlı yeşil. Nefesiniz kesiliyor bu renge bakarken. Ayrıca su o kadar temiz ki, suyun içindeki yaşamı, yosunları, balıkları her detayı görebiliyorsunuz. Ördekler, kazlarsa suyun içinde ve dışında mutlu mesut yaşıyorlar.

Bu gezinin ardından canım karaya bile çıkmak istemedi. Gezi çok kısaymış, bir daha yapsam keşke düşünceleriyle gezi teknesinden iniverdim. Tekrar moral kazanmak ise çok kolay. Gezinin bittiği yerin elli metre ötesinde teknede balık yapıyorlarmış. Hem de enfes. Bir tane balık ekmek yedim, doydum ama tadı damağımda kaldı. Bari bunun ikincisini yiyivereyim dedirtiyor. İkinci balık ekmeği yerken neşe gene tavana vurdu.

Balık ekmekten sonra neşeyle biraz da sahilde yürüdüm. Kumu buldum ya, ayakkabılarımı da çıkarıverdim. Fazla vakit geçmeden bir arıya bastığımı fark ettim. Arının bir suçu günahı yok. O öldü ölecek yerde yatıyor. Ben gidip hayvanın üstüne basıvermişim. Tam da ayağımın altına denk geldi. Önce ayağımı denize sokup ilk tedaviyi yaptım ve arının iğnesini çıkartıp, ardından amonyak bulup koyuverdim.

Anladım ki bu kadar mutluluğu sindirmeye bünye alışmamış, illa ki huzursuz edecek bir detay istiyorum… Ertesi gün ayağım biraz da şişince dispanser bulup alerji iğnesi oldum. O günü biraz dinlenerek geçirmemi tavsiye ettiler…

Neyse ki hoş bir butik otel olan Ottoman Residence’da kalıyordum. Günü otelin bahçesinde geviş getirerek geçirdim. Otelin çok tatlı iki köpeği vardı. Sağ olsunlar beni bütün gün oyaladılar. Bir dakika yanımdan ayrılmadılar. Bazen önümde güreşe tutuştular. Bol bol fotoğraflarını çektim.

Bir de bu bölgeye gelirken beni sineklere karşı uyarmışlardı. Çok sinek olur mutlaka tedbirini al öyle git diye. Otelin camlarında sineklik olduğu için geceleri çok rahat uyudum. Gündüzleri de sinek kovucu bulundurdum hep yanımda. Ama öyle yoğun bir sinek bulutuyla hiç karşılaşmadım. Belki benim şansımadır bu durum. Ama bana yapılan uyarıyı ben de sizlere yapayım. Mutlaka bir sinek kovucu alın yanınıza.

Akşama kendimi daha iyi hissettiğimden dere kenarında sıralanmış lokantalardan birine gitmeye karar verdim. Aslında hepsi gözüme hoş görünse de içimden Orfoz Restoran’a girmek geldi. Dere kenarında boş bir masa bulup oturdum. Ördekler geçip duruyor yanımdan. Masadaki ekmeklerle önce onların karnını bir güzel doyurdum. Sıra bana gelince lagos yemeği tercih ettim. Ege ve Akdeniz tarafına indiğimde favori balığım lagos. Lokantadakiler benimle çok ilgilendiler ve beyaz lagosun tadının daha güzel olduğunu söyleyip onu denememi tavsiye ettiler. Gerçekten tadı nefismiş. Biraz fiyatlı ama değer diye düşünüyorum.

Akyaka’dan artık ayrılmamın vakti geliyor. Siz siz olun bastığınız yere dikkat edin ve buralara mutlaka uğrayın derim.

Benim gibi bilmeyenlere ufak not: Dağlardan fışkıran yeraltı sularının denize döküldüğü yerlere ‘azmak’ denirmiş.

Sağlıcakla,

Yazı ve fotoğraflar: Anette Inselberg

 

 

 

Previous:

Kleopatra Adası’nın Kumları Bir Aşk Hediyesiymiş…

Next:

Foça’da Kedilere Her Gün Bayram

You may also like

Post a new comment