Alişana Karenina!

07 Nisan of 2011 by

Anna Karenina şu muhteşem cümleyle başlar: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.”

Tolstoy, niye sinir bozucu şekilde bu kadar güzel başlıyor ki romanına? Daha ilk satırda sizi sayfanın başına çiviliyor, esir alıyor, damardan giriyor adeta… Yiğitsen kımılda!  Hâlâ birinci sayfada, hâlâ ilk satırdasınız.

Sonra o kocaman iki cilt kitabı ne gerek var okumaya diyesiniz gelir, bırakır bir kenara başlarsınız düşünmeye: Mutluluk bir tane… Mutsuzluk, her mutsuz aile kadardır.

Romanlar, şiirler, müzikler, besteler, tiyatrolar… Neden hep mutsuzluğu ve acıyı anlatır? Çünkü mutluluk diye bir şey yok… Yok, işte yok! 

Çünkü bir kişi kendi halini bulamadığı eseri okumaz, çünkü başkalarının çektiği acıdan, başkalarının mutsuzluğundan hoşlanır. Çünkü mutsuzlukta ve acıda ‘bereket’ var. Çünkü mutsuzluk ve acı duyguları mutluluk ve sevince baskındır.

Ne diyor Schopenhauer, “Yüzlerce zevk bir acının yerini tutamaz.” Onun için mutsuzluklar pirim yapar. İnsanlar acıyı ve mutsuzluğu sever. Onun için acıdan, yıkımdan ve hüsrandan başka hiç bir getirisi olmayan ‘saçma aşkın’ peşinde koşup dururlar.

Garip bir paradokstur insan hayatı, kişi mutluluğun peşinde koştuğunu iddia eder ama gizli gizli hep mutsuzluğu ve acıyı ister. Tarih de hep zaten acı ve mutsuzlukları yazmıyor mu?

Doğumlar, ölümler kadar yankı uyandırmıyor toplumda… Siz hiç bir kişiye neden mutlu olduğunu soranı işittiniz mi? Ben duymadım. Ama ya mutsuz kişi ve aileler..? Onlar, yüzlerce binlerce soruya ve sorgulayan bakışlara muhatap olurlar. Siz hiç mutlu ailelerin dedikodusunun yapıldığını gördünüz mü? Hayır… Peki, ya mutsuz aileler..?

Tolstoy akıllı davranmış, iyi ki Oblonskiler’in hayatını yazmış.

Hadi be Tolstoy, gel otur yanıma, anlatayım sana, benim de ‘mutsuzluk’ hikâyemi yazsana! Adına da dersin ki, Alişana Karenina!

Yazı: Alişan Hayırlı

Previous:

Çok Mu Komik?

Next:

Başarı Kilitli Bir Kapı Gibidir

You may also like

Post a new comment