Altın Gerçek

27 Ağustos of 2011 by

Bodhgaya, Hindistan, 01 Şubat’07

Manastırın içindeyim. Rahipler oturuyor yan yana sıralanmış bordo minderlerin üzerinde. İçeride değişik noktalarda yanmakta olan tütsüler bir tapınakta olduğumun üzerimde yarattığı hissi daha fazla keskinleştiriyor. Erken uyanmış olmanın verdiği bir dinginlik var üzerimde. Uyanık ve kendimdeyim…

İçlerinden biri yavaş yavaş gırtlaktan çıkardığı sesi, aynı tonda biraz daha yükselterek salonun sessizliğinin içine dalıyor. Gözlerim kapalı. Diğerleri de katılıyor. Çok sesli bir koronun farklı tonlamalarla çıkardığı sesler bütününün her bir durağında ortaya çıkan tınılar, içimde bir dalgalanma yaratıyor ve dalgalanmanın lezzeti tüm benliğime yavaş yavaş yayılıyor…

İçindeyim. Seslerin geliş ve gidişlerinin, duruş ve hareket edişlerinin nabzını sanki içimde tutuyorum. Üstelik bunu yönlendiremiyor olmak, nerden hangi sesin hangi anda çıkacağını bilemiyor olmak insanı hem tetikte hem de keyifte tutuyor. Rahiplerin sesini seviyorum…

Arada içlerinden biri minik bir gonga dokunuyor ve ses küçük aralıklarla başlayıp büyüyor, büyüyor. Sesin başlangıcı ve dağılımı içimde bir etki yaratıyor. Gözlerimi açıyorum, ritüelin ruhu her birimizde dışarıdan içeriye doğru bir sarmal izliyor. Her birimiz meditasyon halindeyiz. Dünya durmuş halde. Rahipler sesleriyle, iç sessizliklerinin derinliklerine doğru salınırken izleyeni de kendi merkezinin kenarından içine doğru çekiyor gibiler. Kendimi onlara bırakıyorum…

Biliyorum, bu an özel bir an. İnsan ne sıklıkta böylesi bir törenin içinde olabilir! Üstelik böylesi bir adanmışlığın verdiği etkiyi hissederek. Budist öğretide çok önemli bir farkındalık var, belki de insanların hep gözden kaçırdığı bir dip not! ‘Buda’lığın, yani aydınlanmanın aktarılamaması. Adların ve biçimlerin ötesinde, gerçeğin aktarılamaması öğretisi…

Bilimin gerçekleri, gözlenebilir gerçeklere dayanan gösterilebilir hipotezler oldukları için aktarılabilirken, ritüel, mitoloji ve metafiziğin ancak aşkın bir açıklamanın kıyısına götüren rehberler olduğu doğrudur. Her birine giden son adım herkesin kendi sessiz deneyiminde atılmalıdır.

Ve Buda için ‘sessiz kişinin öğretisinin temel çekirdeği sessizlikle kaplıdır.’ denir. İşte bu yüzden de kişi, kendi labirentlerinin karanlıklarından geçmeden, sessizliğin, iç dengenin ne demek olduğunu bilemeyecek, dışarıdan aldığı herhangi bir öğreti adı ne olursa olsun iç dünyasına nüfuz etmeyecektir.

Buda’nın yanından hiç ayrılmayan müridi Ananda’ya verdiği son armağan buydu; ‘kendi kendinizi aydınlatan bir ışık olun.’ Zira kimsenin bir diğerinin elinden tutarak götürebileceği bir cennet yoktur…

Ritüellerin içinde insan bunu daha iyi anlıyor. Yaşam yolculuğunda yalnız olduğumuz ve kendi yükümüzü ancak kendi kendimize boşaltarak iç dengemiz üzerinden altın sessizliğe ulaşabileceğimiz gerçeğini…

Ki bu gerçeğin adı; en basit ve yalın haliyle; sessizliktir…

 

 

 

Previous:

Zazen

Next:

Rahibin Cevapları

You may also like

Post a new comment