Ambala’da Bir Gece

13 Haziran of 2011 by

Ambala, 29 Kasım’06

Taj Mahal dibimdeydi. Zamanın Babür İmparatoru Şah Cihan’ın o zamanın Hint – Türk İmparatorluğu’nun başkenti olan Agra’da, Yamuna Nehri’nin kıyısında büyük bir aşkla sevdiği karısının çocuğunu doğururken ölmesi nedeniyle yaptırdığı bu türbenin hem Şah Cihan’a hem de yapımında emeği geçen onca insana huzur getirmemesi ne ilginç!

Mimarinin, dünyanın en güzel anıtları arasında gösteriliyor olması yine de içini görme isteği uyandırmamıştı bende. Yapımı tamamlandıktan sonra türbe işçilerinin bir daha aynı estetik ve güzellikte bu anıta benzer bir eşini daha yapmalarına engel olmak için kollarının kesilmesi, anıtta çalıştırılan onca filin gördüğü eziyet, bunların yanında Şah Cihan’ın oğlu tarafından karısı Mümtaz Mahal’in türbesini yandan görecek şekilde, aynı yerde ömrünün sonuna kadar hapsedilmiş olması gibi nedenlerle doğrusu içini görme fikrini ilginç bulmadım. Dünyanın birçok yerinden gelen onca insan arasında ‘Dünyanın 7 Harikası’ içinde gösterilen bu yapıtı görmeden Agra’dan ayrıldım…

Jaipur’a gitme niyetiyle tam bilet almak üzereyken Alexander ve Natasha’yla tanıştım. Yeni evlenmişler ve karayolu ile Hindistan’ı dolaşıyorlarmış. Buradan niyetleri Nepal’e geçmek olduğu için doğrudan Nepal sınırına yakın Ambala’ya hareket edeceklerini öğrenince doğrusu içimden bir ses onlarla Nepal’e geçmem için beni dürttü. Ve o an karar verip Ambala’ya doğru giden bir otobüse atladım onlarla birlikte. Gece yarısına doğru vardık Ambala’ya. Otobüs bizi tren istasyonuna yakın bir yerde indirdiğinde o zaman gördüm yerde uyuyan onca insanı. Her yer oturarak, yatarak uyuma pozisyonuna geçen bir sürü insanla doluydu. Bilet almak için gişeye ulaşmak onca insana basmadan çok zor oldu. İnanılmaz bir bilet kuyruğunda sıraya girmek de cabası. Herkes Hintli, bir biz değişik.

Adamın biri turistlerin sırada beklemediğini, önden gidip hemen bilet almanın mümkün olduğunu söyleyince inanılmaz rahatladık. Bilet gişesindeki adama laf anlatmaya çalışmaksa bizi bekleyen sonraki zor adımlardan biriydi. Adamın tek kelime İngilizce konuşamıyor olması ne onun bizi anlamasına imkân veriyordu, ne de bizim onu. Sabah 05.00 trenine bilet aldık. Sonraki adım gece uyuyacak bir yer bulmaktı. Kaldırımlarda, orda burada uyuyan Hintlilere, sokakta dolaşan ineklere, köpeklere ve devriye gezen polislere, çamur içindeki sokaklara gözümüz takıla takıla birbirimize yakın durarak kafamızı sokacak bir yer aradık. Teker teker sırayla terk edilmiş gibi duran, tuhaf kılıklı ve bakışlı insanların karşımıza çıktığı otellerde, gecenin bir vaktinde temiz bir oda bulmak için dolaştık durduk. Sözleşmiş gibi birbirinden pisti yatakları, tuvaletleriyle odaları. Yine de tüm bunlara rağmen fiyatlar yüksekti. Uykusuz ve yorgun olmamıza rağmen o geceyi sokaklarda emin bir köşede geçirmeye karar verdik. Zaten şunun şurasında 3 – 4 saat kalmıştı trenin kalkmasına. Onca parayı bu odalara vermek anlamsızdı. Bir sokak lambasının altında oturduk matların üstüne. Alexander da Natasha da ben de durumun vahametine karşılık neşemizi korumaya çalışıyorduk. Her birimiz için bu durum hem değişikti hem de riskliydi. Yine de kendimizi güvende hissetmek için uykusuz kalacaktık, zira etrafta dilenciler de vardı ve devriye gezen polisler de.

O gece Hindistan’da sokakta kalmanın ne demek olduğunu ucundan kıyısından anlayacaktım. Bir dilencinin gözüyle, bir polisin ya da bir otelcinin gözüyle de olsa yaşam hiç yerinde olmak istemeyeceğim türden bir tablo arz ediyordu. Nerede olursa olsun binlerce insanın gözüyle dünya, birbirinden farklı yaşamları içinde barındırıyordu. Şu an içinde bulunduğum sahne, onların zor yaşamını içimde hissetmeme neden olmuştu…

Yine de Alexander, Natasha ve ben o direğin altında oturmuş dilenciler gibi ellerimizi açmış, bir gece onlar gibi soğuğa, açlığa ve korkuya rağmen sokakta olmanın trajik durumunu bir kenarda bırakmış, gülümseyerek objektife poz veriyorduk. O gece bizler için bir anıydı sadece, diğerleri içinse yaşamın ta kendisi…

 

 

Previous:

Eşkıyalar Yolu Keserse

Next:

Hayalet Tren

You may also like

Post a new comment