Anjuna

13 Eylül of 2011 by

05.09.2011

“Varlığa da, yokluğa da yabancılığın vardır. Ne varlığa seviniyorum, ne de yokluğu istiyorum. Fakat her ikisinden de el çekmek, insanlık, erlik değildir. Gönlünde öyle garip, sayılacak şeyler var ki, deli olduğum için çıldırmıyorum. Eğer aklım olsaydı, gönlündeki tuhaf şeylerden kesinlikle çıldırırdım.”

Sabah uyanır uyanmaz ilk iş zaman kaybetmeden motor kiralanan yere giderek birer motor kiralamak oldu. Dünkü çileden sonra vakit kaybedemezdik. Kaldığımız diğer şehirlerde başka bir yaşayış, başka bir hayat işleyişi vardı. Büyük şehirler ve şehir planlamalarından kaynaklı olarak oralarda yürüyerek gidebildiğimiz yerlere gidiyorduk, gidemediğimiz yerde ise rikşa ya da tuktuk kiralıyorduk. Böylece daha fazla yer görme şansımız oluyordu. Burada durum böyle değil. Gerçekten yolda gördüğümüz herkesin altında iki kişi üç kişi bile binseler bir motor var. Diğer ulaşım araçlarına yer yok gibi adeta. Gidip fiyat sorduğumuzda durumun neden böyle olduğunu zaten anında anlıyoruz. Ben Nepal’de aklıma gelip sormuştum yanına yaklaşılacak cinsten değildi. Burada tüm gün motor kiralama öyle ucuz ki – bizim paramızla 7 – 8 lira gibi bir şey – , neden bunu ilk gün yapmadığım için hayıflanıyoruz. Benzin fiyatlarını zaten söylemeye gerek yok, dünyanın gerçek anlamda en pahalı benzinini satan ülkemizle karşılaştırmaya gerek yok. Neredeyse yarı yarıya. Bütün bu parametreler yan yana gelince burada bu işe girmek en mantıklısı ve en özgürcesi oluyor.

Bugün Ganesh bayramıymış. Her ne kadar Anjuna, Hıristiyan ağırlıklı da olsa, ne de olsa burası Hindistan. Her yer aşırı kalabalık durumda. Yerli turistlerin akınına uğramış. Motorlarımızı denemden önce güzel bir kahvaltı yaparak güne başlamayı istiyoruz. Aramızda hep konuştuğumuz şey;  şunlara domatesi, peyniri, zeytini hatta ekmeği, ekmek yapımını öğretmek lazım. İki dilim kızarmış tost ekmeğini doyun diye önümüze getiriyorlar. Özledik gerçekten kahvaltı kültürü yok. Var aslında ama bizim damak zevkimize göre değil işte. Şunu da fark ediyorsunuz ki iş kolu olarak yapılabilecek birçok eksiklik var. Ara ara buraya şunu getirmek lazım, burada bunu yapmak lazım diye kendi aramızda birçok fikir geliştiriyoruz. Bizden önce gelen 10 kişilik yerli gurubun yemekleri gelene kadar, uzun bir bekleyişten sonra kahvaltımıza kavuşup doymaya çalışıyoruz. Bu arada değişik bir pişirme stilleri var. Mesela çay mı istediniz. Öyle 10 kişilik 20 kişilik çay yapılmıyor. Demleme gibi bir durum zaten yok. Bizdeki gibi nasıl olsa içilir diye düşünülmüyor. Kişiye özel, önce bir kişiye yapılıyor sonra her şey, her malzeme yeniden doldurulup diğer kişiye yapılıyor. Bu yüzden genelde beklemekle geçen bir yemek faslı geçiriyoruz. Oyalanmasını bilmek gerekiyor yoksa zaman zaman çıldırtıcı süreler geçirebiliyoruz. Kahvaltı kısmını hemen geçirip bir an önce motorlarımızı denemek için sabırsızlanıyoruz.

Artık yolculuğun başka bir boyutuna geçtik evet. Kendimiz yol almaya başlıyoruz. Bunun gerçekten keyifli olduğunu söyleyebilirim. Gidilecek tek bir nokta üzerinden hareket etmeden merak ettiğimiz yollara kendimizi atma özgürlüğümüz, istediğimiz yerde durup canımızın istediğini yapmamız hepimizi başka etkiliyor. Muhtemelen kendimize sabit bir yer bulup bütün Goa’yı motorla dolaşmayı deneyeceğiz. Zaten Goa küçük bir yer dolayısıyla yerleşim yerleri arasındaki mesafelerde oldukça kısa oluyor. Dün kaldığımız yerden aşağılara doğru yürüyerek gitmeyi denemiştik ama köy gibi bir yere girince geri dönmeliyiz olmuştuk. Bugün motorlarla o yolu devam edince o bulamadığımız plajı bulmuş olduk. Meğerse hemen dibimizde beni kayalıklarıyla hayal kırıklığına uğratan yerin biraz ilerisindeymiş. Hem de öyle küçük falanda değil oldukça heybetli bir kumsal. Deniz yine içine girmeye izin verecek durumdan uzak ama hiç yoktan bu kadar yakınımızda böyle bir yer bulmak iyidir. Kapalı havanın, çiseleyen yağmurun altında orada biraz zaman geçirip bundan sonraki görevim olarak kendimi, altımda motor da varken girilebilecek bir kumsal bulmaya adıyorum. Musonların çetinliğine meydan okumaya karar verdim.

Goa yılın her dönemi dünyanın her yerinden insanların uğrak mekânı. Hindistan’a gelip de buraya gelmeyen az sayıda Avrupalı var. Asıl zaman elbette Kasım – Mayıs arası ama yinede beklediğimden fazla yabancı var. Bazıları tamamen burada yaşamayı seçmiş. Çoğu yer kapalı. Ne zaman yağmurun başlayacağı belli olmayan da bir hava var. Benim İstanbul’daki ev arkadaşlarım ve tanıdığım birçok insan daha önce Goa’ya gelmişti. Onlardan çok şey duydum, çok anı dinledim. Her şey bir yandan oldukça kinetik, başka bir yandan da oldukça sakin. Çoğu yerde bulunamayan bir çekim var. Nepal’in Pokhora’sı ve Hindistan’ın Pushkar’ı da çok huzurluydu çok sakindi ve doğayla iç içeydi, büyülenmiştim ama aylarca yaşanır mıydı, tartışılır. O yaşam elektriği başka bir şey. Burada gerçekten onu hissediyorsunuz. İnsan profiline bakınca her şey çok net bir biçimde anlaşılıyor zaten.

Gece dün gittiğimiz yere doğru bu sefer rahat rahat gidiyoruz. Yolda dün bu yolları nasıl yürümüşüz diye kendimize kızıyoruz. İlk gün bu motor işini halledip işin içinden sıyrılmalıydık. Buranın bu sezonda revaçtaki mekânı Curlie’s tüm kalabaklığını bize sunuyor. Yerli turistlerin varlığından öte yabancılarda akın etmiş durumda. Buranın en önemli özelliği daha doğrusu bu tüm Goa için geçerli;  uyuşturucu serbest. 60’lı yıllardan kalan alışkanlık. Mekânlarda rahatça her şeyi içebiliyor ve çok kolay aleni bir şekilde de mekân sahipleri tarafından temin edebiliyorsunuz. Evet, her şey çok eğlenceli belki ama bu bakımdan yozlaşma biraz üst seviyede. İnsanlar burada yaşamayı seçerken aldıkları kriterlerden biri bu. İnsanları izlemek, durumlarından kendime pay almak, o haldeyken muhabbet etmek beni çok eğlendiriyor.

Bu arada kimseyi yadırgamıyorum ya da neden böyle diye eleştirmiyorum. Bu tarz işler biraz kişisel, 50 -6 0 yaşlarında insanlar var gördüğüm, kendi kararlarını verme yaşlarını geçeli benim yaşımdan bile daha fazla olan insanlar. Başka yollar, başka eğlence biçimleri, başka… Eğlencenin dozu ve bir aydır gece 10’dan sonra insan görememek bizi bugün sabaha kadar orada eğlenmeye itiyor. Huzurun yanında gürültülü bir müzik eşliğinde eğlenmeyi de özlemişiz.

Previous:

Anjuna

Next:

Vagator

You may also like

Post a new comment