Anjuna – Vasco Da Gama

20 Eylül of 2011 by

11.09.2011

 ‘’Güzelliğinin anlatılmasına, tasvirine, dile gelmesine imkân olmayan sevgili, gece eve geldi. Aheste aheste bana doğru ilerledi ve sordu; ‘günün nasıldı, hoş muydu? O eteğini süre süre yürürken, gönlüm ona dedi ki: sevgilim, eteğinizi toplayınız, çünkü evin içi kanlı gözyaşlarıyla doludur.’’

İlk defa, bu yolculuk boyunca ilk defa güne içimde bir huzursuzluk ve umutsuzlukla başladım. Dönüşe geçme kararı aldığımızdan beri ince ince hissettiğim üzerinden zaman geçince, ağırlık beni kaplayınca etkisini artıran bu his bugün tamamıyla ayyuka çıktı. Konuşmak, hareket etmek, bir yerlere gitmek sanki angarya bir işmiş gibi karşımda duruyor ve ben yataktan çıkmak bile istemiyorum.  Genel olarak düşününce geri gitmek, dönmek hissi her zaman gelmek hissinden daha hüzünlü olmuştur. İşin içinde kavuşmak varsa bu durum tam tersine dönebilir ama anlıyorum ki bu hüzünlü halimden, ben kavuşmak istemiyorum. Dönecek olma vakasından daha çok İstanbul’a kavuşmak istemiyorum. Bilmiyorum buralarda çok daha uzun zamanlar geçirmedim. Bu süre çok uzun olsaydı özlerdim belki ama şuan özlemedim açıkçası. Kimseyi darıltmaca gibi bir niyetim yok. Bu benim ruh halimle, yaşadıklarımla, gördüklerimle, ileriye gitme isteğimle ve yaşamak istediklerimle alakalı. İçsel isteklerimin toplamı beni duruma sürükledi.

Çaresiz uyanıp, isteksizce giyinmekten başka çarem yok. Son kaçınılmaz olduğu için kalan zamanımı bu iç çekişmelerim arasında boğularak geçiremem. Planımız motorları birkaç gün daha uzatıp, Dabolim Havaalanı’na en yakın yer olan Vasco Da Gama şehrine gidip eşyalarımızı orada bir yere yerleştirmek ve aşağı kuzeye doğru devam etmek. Pushkar’da iken tanıştığımız Krishna uzun yıllarını Vasco’da geçirmiş ve bize mutlaka gidin demişti. Böylece onu da yâd etmiş oluruz dedik bizde. Burada ev tutmayı planlayan arkadaşım dönmeyeceği için uçağımın olduğu günün sabahında tekrar Anjuna’ya dönerek benim motorumu teslim edip onun motoruyla tekrar geri döneceğiz. Aslında burada bırakıp oradan da kiralayabilirdik ama bu rahatlığa alıştıktan sonra otobüsle oradan in oraya bin yapmak istemedik. Gidince bir yer bilmediğimiz içinde yürüyerek kalacak bir yer bulmaktansa daha geniş alanı tarayarak daha güzel bir yer bulma fikri bizi biraz saçma olan bu duruma itti. Buradan Vasco tarafı pek uzak değil ama yinede 60 km var diye duymuştum.

Kaldığımız yerin sahibesi kadınla biraz sohbet ettikten sonra rotamız üzerinde bulunan Sinquerim ve Aguada kasabalarına da uğramamız gerektiğini öğreniyorum. Böylece güney Goa’da gitmediğimiz hiçbir yer kalmayacaktı. Bu ulaşma hazzı ile yolumuz elbette ki oralara düşecekti. Gidip motoru kiraladığımız elemanı buluyoruz. Durumu anlatıp süremizi uzatıyoruz. Biraz yol tarifi alıyorum bende ondan. Calangute yolundan gitmemiz bizim için daha doğru olurmuş çünkü başkent Panaji’ye ulaşıp otoyola girmemiz gerek. Ben Mapusa üzerinden gitmek istemiştim. Buraya gelirken otobüsün izlediği yolu izleyerek nasıl olsa buluruz diye planlamıştım ama şimdi haritayı gözümün önüne getirince benim fikrim yolumuzu fazlaca uzatacak ve o yoldan gidersek kadının bize söylediği yeni yerlere gidemeyecektik.

Calangute’yi geçtikten sonra Candolim yolu üzerinden yolun bittiği bir yere geliyoruz. O kadar çok geçtim ki bu yollardan sanki burada yaşıyormuş hissi ile avucumun içi gibi biliyorum böbürlüğünü yapacağım. Karşımıza çıkan yolun sağ tarafı Sinquerim sol tarafı Aguada. Önce Aguada tarafına gitmek istiyorum çünkü sonunda kale ibaresi var diğerinde ise plaj. 20 dakikayı süren bir yokuş yolun sonunda tüm Goa yeşillikler altında ayaklarımızın altında kalıyor. Güneşin sıcağının etkisini ise geçtiğimiz yolu kaplayan ağaçların serinliğinde bertaraf ediyoruz. Hemen ilerimizde tecrit edilmiş bir bölgede Aguada Hapishanesi var. Aslında görmeyi çok isterim ama bölgeye girmek yasak. Kaleye ulaştığımızda ise bizim güzel şansımıza (!) o gün orasının kapalı olduğunu öğreniyoruz. Kadın böyle bir şeyden bahsetmemişti. Çok fazla buralarda oyalanmadan diğer tarafa dönerken gözüme genel olarak tarihi yapıların önünde olan bir levhada yazı çarpıyor ‘incredible İndia’ gerçekten bunu onlarca defa görmeme rağmen şuan burada dağın başında içime tekrar hüzün geliyor. Zaman ile yaşadığım içsel kısa kavganın ardından düşüncelerimi bedenimden sıyırıp yol hissine tekrar bürünmeye çalışıyorum. Sinquerim’e gittiğimizde ise bizi plaj yerine denizin kenarına kurulumuz yüksek surlar ve üzerinde insanlar karşılıyor. Kayalara çarpan hırçın dalgaların parçaların surları dövüşünü izleyerek, sessizliğin içinde dinleniyoruz. Daha gideceğimiz yolun 3’te 1’ini bile gitmeden hemen mola verelim diyoruz. Normalde yasak olan her yerde içtiğimiz gibi bu bir sigara molası oluyor. Surların üzerine çıkıp aşşağıya uçuruma doğru, ileriye ufka dalıyoruz. Esen rüzgâr rahatlatıcı dokunuşları tekrar ruh halimin olumsuzluğa dönmesine bu sefer izin vermiyor. Olduğum anın keyfini çıkartmak zorundayım. Bunu eğer öğrenemezsem, yapamazsam hayatımda bir gün biten her şey üzerine buhranlara girerim demek ki. Yaşadıklarımı özümseyip, sindirmeyi öğrenmek zorundayım, zorundayız.

NH17A Karayolu’nun NH17 Karayolu’na bağlandığı bir ara vardı yukarıdaki levhalardan birinde sol, orta ve sağ ayrımlarında neler olduğunu kaçırdım. Arkamdan gelen arkadaşımı ise hiç kontrol etmedim. Kafam ne ile meşguldü onu da hatırlamıyorum. Bir süre sonra arkama baktığımda kimse yoktu. Önüme de geçmiş olamazlar diye düşündüm. Kenara çekip gelen motorlu bir Hintliyi sorup doğru yolda olduğumu onaylatmak istedim. Vasco yolunun bu olduğunu söyledi. Hareket etmeden önce bekleyip onun yetişmesi için beklemeye başladım. Aradan 10 dakika geçmesine rağmen kimse ortada yoktu. İçim bir yandan her halde sapağı kaçırdı yanlış tarafa girdi fark edip dönecektir derken, bir yandan da acaba bir şey mi oldu demekten kaçınmıyor hatta zamanla ikinci olasılığı bilincime daha da işliyordu. Geri dönüp sapağa kadar gidip orada beklemeye başladım. Hala kimse ortada yoktu. Beklemekten ve aramaktan çare olmadığını anlayınca, çünkü burası bir otoyol ve durmak, beklemek, aramak ve bulmak gerçekten zor, belki de önümdeydiler ve ben kaçırmışımdır diye düşündüm. Yapılacak en iyi şey rotamız Vasco olduğu için oraya kadar gidip internete girip sabit bir nokta belirleyip orada beklemek. Çünkü böyle şeyler olursa bunu bunu yaparız diye önceden konuşmuştuk. En iyi ihtimalle bilinen bir yer bulur orda beklerim. Bir süre tek başıma yol aldıktan sonra Panaji’yi Vasco’ya bağlayan köprünün çıkışında biranda aynamda arkadaşım belirdi. İlerde durup konuştuk. O da benim düşündüklerimin aynısını düşünmüş acaba bir şey mi oldu diye durmuş beklemiş, geri dönmüş ama bulamayıp yola devam etmiş. Sen benim önümdeydim asıl dedi. Gerçekten hatırlamıyorum kim nerdeydi.

Vasco’ya ulaştığımızda ise Krisha’nın bizi neden buraya göndermek istediğini anlayamadım. Burası koskocaman bir taş şehir. Ne bir yeşilliği, güzelliği var ne de bir sahil. Her şeyin dışında denizini ise dev petrol rafinerileri kaplamış. Hindistan’ın petrol merkeziymiş burası. İndian Oil yazılarıyla süslü bu kentte kalmak istemediğimize karar vermek için son kontrollerimizi tur atarak yapmak istiyoruz. Bir yandan da eğer motorlarla gelmeseydik, otobüsle buraya ulaşsaydık ne yapacaktık diye düşünmekten kendimi alamıyorum…

Previous:

Baga

Next:

Dabolim Havaalanı

You may also like

Post a new comment