Aradığınız Kişiye Ulaşamadığınız Anda Beni Arayınız

17 Mart of 2011 by

Onca iletişim aleti varken ortamda, iletişim-SİZ-lik, kadın ve erkeğin en büyük problemi. Gerçi problem kuyruğuna teneke bağlanmış kedi gibi yüz yıllardır sürükleyerek getirdiği alüvyon parçacıklarından bir ada oluşturmuş durumda bu ortada kocaman bir okyanusla ayrılmış farklı cinsler arasında.

Okyanusun ortasındaki ada ise güvenilmez, depreme dayanıksız, her an boğulma ihtimalinizin olduğu bir mekân. İşte anne ve babalarından izin alanlarca, izin alamayanlar da kaçanlarca, yalnız yaşayan ama yalnızlıktan bıkanlarca, baba evinden evlenmek üzere çıkan kızlarca veya annesinden başka bir kadının desteği olmadan ayrılamadığı için evlenmek isteyen erkeklerce işgal, meşgul, zaman zaman istila edilir bu alan.

Fethedildiği ve keşfedildiği pek nadirdir. Çünkü çoğunlukla doğası, genellikle yetiştirilişi gereği iki cins birbirine düşman, birbirinden ayrı gayrıdır tam bir yetişkin sınıfına karışana dek.

Erkek çocukları kızlardan nefret ederek, onları sadece aptal Barbie bebeklerle oynayan saçı uzun aklı kısalar olarak görüp oyunlarından def ederek büyürler. Sonradan Barbie bebek gibi saçlarını sarıya boyamış bir saçı uzun aklı kısanın peşinden senelerini harcarlar.

Kızlar erkeklerin vurdulu kırdılı, Texas – Tommiks’li oyunlarından hiç haz etmezler. Oyunu bozmak üzere eğitilmiş komandolar gibi evcilik oyununun ortasına bomba fırlatan erkek çocukları, sıkılıp beraber oyun oynamak istediklerinde, kızlar ancak sütçü görevi verirler onlara. Ev hanımı olan ve etrafı kadınlarla çevrili annelerin hayatında gündüzleri erkek olmadığı için, kızlarının da yoktur.

Bu sütçü meselesi fanteziye dökülünce ‘Benim çocuğum niye sütçüye çok benziyor Nalân’ diyen kocalar türedi tabii son yıllarda. Bunun konumuzla bir alakası yok gerçi, daha sonra fantezi başlığında inceleriz.

Dananın kuyruğunun koptuğu yer liseydi eskiden ergen gençliğin hayatında. Şimdi ortaokula falan inmiş diyorlar, görmedim. Bir insanın büyüyünce fırlama mı, çapkın mı, hayta mı, hıyar mı, cilveli mi, şırfıntı mı, evcimen mi, sokak kızı mı olacağı aşağı yıkarı % 90 belli olur lise sıralarında.

Çapkın adamın oğlu, yetiştirilme ve genetiğin de birleşmesi ile çapkın olur. Kızlarla konuşmaktan çekinmez, kızlar da o çekinmeyince çekinmezler falan filan. Böyle ergen çağlarında rahat rahat elini sallasa ellisi yetişmiş bir delikanlı, okyanusun ortasındaki o güvenilmez adada kendine kolayca tutunacak bir dal bulur. Zaten bela beladan çekinenlerin başına daha sık gelir, böyle bir ortalama var yani hayat döngüsünde.

Aileden çekingen, kız kardeşlerinden bile ayrılarak, kadının annelik ve ev işlerini kölelik mertebesinde alçaltan bir baba tarafından yetiştirilmiş bir erkek de gelir adanın kapılarına dayanır. Ama onun işi çok daha zordur. Namus denen belaya kurban gitmiş kadınlar ve buna kafayı takıp kız kardeşlerini dahi kesen bir kesimden gelmektedir çünkü.

Artık onun için, yüzüne gülümseyen tüm kızlar birer VERENGÜL, karı gibi gülen tüm erkekler ALANOĞLAN’dır. Homofobi tam da burada başlar işte erkekte! Kadını sadece kendi duygularını tatmin etmeye yarayacak bir alet gibi görmeye devam ettiği sürece, ibneliği de algılaması ‘kendi kendini becerten erkek’ tanımından daha öteye asla gitmeyecektir.

Kız kısmına gelince ‘gız gısmısı’, ağır olur, fazla konuşmaz, hatta mümkün olduğu gadara susar, seslice gülmez, vücudunu belli edecek kadar asla açık giyinmez, bacak bacak üstüne atmaz, orası burası görünebilir bisiklete binmez, kısa etek falan tövbe hâşâ; uzunu da eğilip kalkarken açılması ihtimaline karşı altına pantolonsuz giymez. Neden?

Kadınlarla ilişkisi ‘Aneeeey gıız bağa bi su vieeeer heleeeeaaaa’ modundan ileri gitmemiş erkek tipi, amanın da bir yerini görür de kadınların maazallah erekte olur diye. Erekte olmak çok nazik kaldı yahu! Bu arkadaşlar, bırakın dekolte giyen kadınları, kırmızı ojeli bir el, yaz günü beyaz bluz içinden azıcık çirkince sırıtmış bir sutyen askısı, diz altı eteğin arabaya binip oturulunca iki santim daha sıyrılmış halinden bile etkilenip kaçacak pardon girecek delik ararlar.

Aslında söylemeye çalıştıkları dekolte, dile getirmeseler de günlük hayatta kadının aldığı şekildir onlar için. Kadının sadece kadın olarak var olması bile onlar için dayanılmazdır. Çünkü nefesinden, eteklerinin salınımından, parfüm kokusundan bile etkilenecek kadar abazandırlar. Hâlbuki bu ergenliğini de maalesef eline kadın eli değmeden aşmış erkeksel yaratıklar, çeşitli ev tipi, tek başına kullanılabilen ve kimlik gizlemeyi kolaylaştıran iletişim araçlarının kameraları ile dilimize pek meşhur olan cümleyi kazandırmış insanlardır: ‘ŞU AN ÜZERİNDE NE VAR?’

Burada kamerada karşısındaki erkekle iletişim(!) kurabilen kızlar karşısındaki abazan tarafından verengül olarak damgalanırken, aslında onlar iki paragraf önce ‘onu yapma, bunu yapma’ diye eğitilerek kadınlığı etkisiz hale getirilmiş kızlardır ki; biz bunlara ilişkilerinin ilerleyen safhalarında ORAL SEKS YAPIP BAKİREYİM DİYE GEZEN KIZLAR diyoruz. Kısacası bu kızlar, babalarının ya da ağabeylerinin yasaklarına karşı gelerek koskoca bir cinselliği bilmem kaç mega piksel kameraya sığdırıp, karşısındaki erkeğin klavyeye boşaldığı an bile ‘acaba hamile kalır mıyım’ korkusu ile ağlamalara gark olan, sert erkek geçinen birilerinin kızı, en yakın arkadaşının kız kardeşi, senin ablan ya da ağabeyinin karısı gibi kadınlardır.

Diğer yandan, insanlıkla yetiştirilmiş akıllı bir anne ile tatlı dilli ve dünya görüşü yobazlıktan biraz ileride bir baba tarafından yetiştirilmiş kızlar, canları istedikleri için erkeklere kamera açarlar. Hatta kamera açmak deyimi ağzımızdan çıktı, bu serbest ve rahat kızlar arkadaş olacakları, olmayacakları, sevişecekleri ya da sevişmeyecekleri erkekleri kameradan değil gerçek hayatta görmek isterler. Çünkü kapalı kapılar ardındaki kameralara güneş gözlükleriyle gizlenmelerine gerek yoktur erkeklerle buluşmaları için.

Serbest ve rahat kelimesi öyle ‘geeeeeniiiiiiiiiiiiiiş’, ‘heeeeeeeeeeeeeeer şeyi içine alabilen’ bir manada anlaşıldı, sırıtmalar başladı aranızda farkındayım. Öyle değil ama. Serbest ve rahat yani; kendine güvenen, elini nereye koyacağını şaşırmadan bir hamburgeri bir arkadaş ortamında yiyebilen, saçlarını erkekler böyle beğeniyor diye Barbie bebekler veya Hannah Montana gibi korkunç şekil ve renklere sokarak gezmeyen, kullandığı pedin markasını söylemekten çekinmeyen ve ne istediğini belirtirken fikri hür, ne istemediğini söylerken vicdanı hür, hamile kalmamak için korunmayı teklif ederken irfanı hür kadınlardır bunlar.

E bu kadarı da eline kadın eli değmemiş abazan ergen veya erkek bünyeye fazladır be koçum? Sen kızların kıl(sız)ından tüyünden faydalanmayı kendine kâr bilen belden aşağı atasözleri ile ders/iş çıkışı saatlerini kahvelerde pişpirik üstü okey oynayarak geçiredur; kızın biri gelsin: ‘SEVGİLİİİİMMMMMM MARKETTEN OKEY VE MOLPED ALALIMMMM MIIEEEEE !?’ desin!

HAYDAAAAAA! Biz kadın ve erkek iletişim-SİZ-liğini konuşuyorduk yahu! Reklam mı aldık nerden çıktı Molped ve OKEY meselesi?? İyi ya işte, tam da iletişimsizliğin dibine vurmuşuz burada. Bir taraf için gayet normal bir şey olan ped alış verişi, diğer taraf için kan ter döktürücü ve neredeyse erkekliğine halel getirici bir işlem. Ne bilsin garibanım her markette dizi dizi marka marka günlüğünden tut, adet için olanından geç, hatta memleketimde yaygın olarak kullanılamayan tampon çeşitlerine kadar envaiçeşit kadın bağı mevcuttur.

Bu ve bunun benzeri uç noktalarda dolaşan kadın ve erkek milletini uç noktalarından tutup 1’den 10’a kadar derecelendirirsek, birbirine yakın oranda muhafazakâr yetişmiş, aynı köyden, aynı kasabadan çıkmadan evlendirilmiş, erkeğin gözü fazlaca kadına, kadının bacakları fazlaca erkeğe açılmamış olan modelleri bir araya toplayıp no-name’likten kurtararak üzerine bir de falanca ailesi diye isim koyduğunuzda; o aileden türeyen çoluk çocuk için bu dünyada yaşam mücadelesi vermek biraz daha kolaylaşıyor.

Erkeğin abazanlık derecesi 10 ama kadının da serbestlik derecesi 10’sa, bir araya gelinen ilişkiler, ‘ORUSBUEEEEEEE SENİN İÇİN NE PARALAR HARCADIM HULAAAAEEEEEYYYNNN BEEEEAAAAAN’ narasıyla lüks bir gece kulübünün kapısında biter.

Bu arada kafanızı karıştırmamak için kriterlerin içine şehirde büyümüşlük, kasabadan şehre okumaya gelmişlik, aileden gelme zenginlik, sonradan görme zenginlik, beş parasız fakirlik gibi maddi kriterleri katmadım. Ayrıca erkek ya da kadının ‘on tane şeyim olsa birini buna vermem’ tipinden kabul edilebilir şirinliğe, oradan da ‘ulan bunun gibi sevgilim olsun on milyar borcum olsun yaa’ tipine kadar değişen görüntü seviyelerini saymıyorum bile.

Bu yüzden siz siz olun, o depreme dayanıksız alüvyonlu ada üzerinde sevgilinizi fazla yıpratmayın. Arabada beş evde onbeş teranelerini artık çoğu kadın yemiyor zaten. Yüzme bilmiyor, karşı tarafa nasıl davranacağınızı bilmiyorsanız, yanı başınıza bu yazının çıktısını alın veya kulaklıklı aletinize sesli olarak okuyup kaydedin. Siz erkekler; kadınları anlamak için uğraşmayın, siz kadınlar erkekleri ve beni delirtmeyin!

Şimdi itişip kakışıp, öndekileri taciz etmeden çıkın dışarı. Güneş gözlüklerimi bulup iki dakika kamera açacağım sevgilime!

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Nergis ve Ateş

Next:

Kocaeli Geleceğini Yeşilde Arıyor

You may also like

Post a new comment