Arambol (Harmal)

17 Eylül of 2011 by

09.09.2011

Gönül dedi; bilmiyorum ben neyim ki, bence bir damla sadece. Peki, ben nerdeyim, görmediğim koca deniz nerde! Hal böyle olunca, böyle diyen gönül de bir gün denize kavuşunca, baktı ki kendinden başka bir şey yok görünürde.

Günler burada olduğundan daha çabuk geçiyor. İlk zamanlar zamanın geçmediğini düşünüyordum. Daha 3 – 4 gün olmuştu yola çıkalı ama aylar gibi geliyordu. Şimdi ise tam tersi sanki daha dün yola çıkmışız diye düşünüyorum. Zamanın bana oynadığı küçük oyunlardan biri bu. Türkiye’ye dönen arkadaşlarımızla konuşuyorum. Döndükleri için çok üzülüyorlarmış. Rahatlığa alışmak, şehre geri dönmek hiç hoş olmasa gerek zaten. Gerçek şu ki elbette bir şekilde dönmek zorundayız. Aile, iş, yaşam, hayat, sorumluluklar sizin yakanızı genel olarak bırakmayan ve sizi geri çağıran şeyler. Buranın akışı altında özlediklerimi ve özlemediklerimi düşünmek için fırsatım olmamıştı.

60’larda Hippiler saklanmak için bir yer arıyordu. Burası ne San Francisco, ne Avrupa’da anı sanı duyulmamış bir yer ne de Marrakesh’di. Kesinlikle ve kesinlikle bu Arambol’ün sakin kumsallarıydı.  O zamanın ünlü uyuşturucusu ‘sihirli mantar’ endüstrisinin geliştiği yer olmuş. Birçok insan akın akın gelmiş buraya. Önce Hippiler keşfetmiş ama. Bazıları bir süre kalmış, bazıları yerleşmiş. Sonrada hippi ortamlarına el atan gezginler gelmiş. Sonra sonra bozulmuş o ilk günlerdeki ihtişamı ama hala Hintlilerin ilgisinden bunalanlar ve doğayla iç içe bir kumsalın tadını çıkarmak isteyenler için edasından bir şey kaybetmemiş. Arambol’e giderken böyle şeyler anlatıyordu okuduğum bir yazı. Merak uyandıran bir yer.  O heyecanla çıktık yola ama zamansız musonların ani bastırışıyla bir süre mahsur kaldık. Öyle bir şey ki yağmur yağıyor diye üzerinize yağmurluk ya da kalın bir şeyler giyiyorsunuz ama güneşte olduğu için gözlük takmak zorunda kalıyorsunuz. Birde motor üzerinde olduğunuzu eklerseniz hem kışı hem yazı yaşamış oluyorsunuz. Beklemekten başka çaremiz yok. Zamanı Algida’nın Hindistan için ürettiği enteresan dondurmalarla geçiriyoruz. Benimki tereyağlı dondurmaydı.

Şehir merkezinden ayrılarak ara yollara girerek bulmaya çalışıyoruz. Tabela kültürleri biraz zayıf geldi bana. Mesafe ve yön anlayışlarının da olmadığını düşününce kaybolmak içten bile değil. Gitmek istediğiniz yeri bulmak için karşınıza uzaklarda bir tabela çıkıyor elbet ama ondan sonrasını hak getire. Mecbur birine hatta birilerine sormak zorundasınız ‘nasıl gideriz? Nereden buluruz?’ Kalıplarından artık sıkıldım. Yükseğe tırmanan bir yoldan manzara keyfi çıkara çıkara ilerledik. Her yer göz alabildiğince palmiye ağaçlarıyla kaplanmış. Buralar gerçekten palmiye cenneti. Muz ağaçları ve Hindistan cevizi ağaçları ile kaplanmış her yer. Bizdeki çam neyse burada da bu sanki. Karşınızdaki güneşi ve aralardan denizi, dalgaları seçebiliyoruz. Sonra rakımı düşürüp yolun sonuna doğru dar bir sokakta dizilmiş dükkânlar karşıladı bizi. Yarısından çoğu hala kapalı. Sonunda diğer yerlere göre gerçekten ıssız diyebileceğim, ağırlıklı olarak yabancıların olduğu Arambol’e geldik. Satıcı kadınlar her zamanki yerlerini almışlar ve avlarının gelmesini bekliyorlar. Rahatsızlık verici düzeyde değiller. Yaklaşıp hemen gidiyorlar. Burasının sakinliği onlara da işlemiş galiba. İlk yaptığımız şey hemen denizin dibinde sulara 5 metre mesafedeki masaya geçmek oluyor. Oturup günün batışını karşıdan esen rüzgârla dalgalara karşı çıkartmak gibi bir tatmin yok. Bütün bunlar elinizi uzatma mesafesinde olunca keyfi daha da güzel. Arada hırçınlaşan dalgaların kırıntıları ayaklarınıza kadar gelince dayanamayıp kendinizi suya atma ihtiyacında kalıyorsunuz. Ilık mı ılık su. Hintli aileler geliyor. Yerli olarak gördüğümüz bir tek onlar var. Diğer yerlerin genç nüfusu burada yok bu iyi bir şey. Yanımızdaki kız arkadaşımız bundan oldukça şikâyetçiydi. Rahatça denize giremiyordu ve bu durum bizi de elbette rahatsız ediyordu. Gerçekten çekinmiyorlar. Gelip televizyon izler gibi 20 kişi karşınıza geçip sizi izleyebiliyor.  Burada bu sorunu çözdük gibi. Dezavantajı biraz uzakta olması işte. Gelip sakince günün yorgunluğunu atmak için değer ama…

Işık istediğim düzeye gelince uzun zamandır yapmadığım, yapmak için böyle sakin bir yer aradığım,  yanımda taşıdığım üç topumu çıkartıyorum ortaya. İstanbul’dayken de çevirirdim ve bu beni çok rahatlatırdı. Şimdi tam burası için tam zamanı diyip sahili top çevire çevire dolaşmaya başlıyorum. Küçük çocuklar peşime takılıp izliyorlar. Bir süre sonra duruyorum çünkü düştükleri zaman etraftaki köpeklerin hücumuna uğruyorum. Toplarımı alıp kaçmaya çalışacaklar gibi gözleri var. Denizin içine girip suyun ortasında güneşi karşıma alarak top çeviriyorum. Bu iyi bir fikir değildi ama istedim. Çünkü düştüğü zaman dalgalar alıp kıyıya kadar götürüyordu. Son sefer kıyı yerine açıklara götürdü ve birini kaybettim. İlk çevirdiğim günde topumu kaybetmek benim ne kadar şanslı biri olduğumu gösteriyor aslında. Bu tarz durumlar hep başıma geldiği için çok fazla üzmemeye çalıştım kendimi. Kalan iki topumu etraftaki çocuklardan birine hediye ettim. Hiç hediye almamış olan çocuk çok şaşırdı teşekkür etti ve gitti. Boynum bükük, çaresiz tekrar oturduğum masaya dönüp bu durumun üzerine kendime soğuk bir şeyler söyleyip hazmetmeye çalıştım.

İnsan gerçekten huzurlu oluyor. Buralarda şunu anladım ki kafamızda bir sorunu uzun süre tutmaya çalışmamalıyız. Yalnız kalmak bazen iyidir. Yalnız kalınca düşüncelerden kurtulamıyorsak eğer o zaman o yalnızlığı bir şeylerle doldurmalıyız. Bu bir insan olmak zorunda değil. Görsellik insanı tatmin eden şeylerden biridir. Hayatımızdan ömürler çalan ufak tefek bu sorunları dert etmemeyi öğrenmek çok zor değil. Bulunduğunuz ortamı değiştirmekte fayda vardır. İş, güç sorumluluklar buna izin vermese bile ‘benim zamanım yok’ gibi sözcükler vücudunuza dolanmışsa bile insanın bu ufacık zamanları yaratmak için her zaman bir fırsatı vardır. Evinizin balkonuna kurabileceğiniz huzurlu keyifli bir masa bile bir başlangıçtır. Her şeyin ne kadar kolay olduğunu sadece yaşadığınız zaman görüyorsunuz.

 

Previous:

Chapora

Next:

Baga

You may also like

Post a new comment