Assos’ta Felsefe

22 Ekim of 2019 by

Bir gün çelenk örüyordum,
Güller arasından Aşk Tanrısı çıktı,
Tuttum kanatlarından,
Şaraba batırdım, dikleyip içtim.
Şimdi içimde kanat çarparak,
Gıdıklıyor beni…”

Pitias da belki bu şiirdeki gibi hissediyordu. Limandan akropole doğru yokuş oldukça yorucu, heyecanı sonsuzdu. Athena Tapınağı tüm heybeti ile şehri korurken karşıda göz alıcı Midilli Adası selam duruyordu Ege’nin bu ışıltılı mücevherine. Biraz sonra ders başlayacaktı, çehresini saran öğrencilerinden fırsat bulup belki birkaç kelime konuşabilirdi usta ile.

Kalp atışlarını kulaklarında hissetti, boğazı düğümlendi, dizleri kitlendi bir süreliğine. Ne işi vardı burada? Ne konuşabilirdi ki bu durumda; sorulara kısa cevaplar vermeyi, göz göze gelmemeyi deneyecekti. Saatler gibi gelen bir sürenin sonunda sol yanından gelen “Burada olmamalıydınız” sözü bulutlardan süzülüp yeryüzüne inen serin bir bahar yağmuru gibi kendine gelmesini sağladı. Aristo ile şair Pitias’ın hikâyesi belki de böyle başladı.

Şubat 2019, büyük kent yaşamının acımasız düzeninden bir süreliğine de olsa uzakta, Ege’nin doğası ve kültürüyle bütünleşerek biraz zaman geçirmek için kaçırılmaz bir fırsat yakalıyorum. Assos’ta felsefe akademisi, felsefe tutkunlarını 19 yıldır Assos’ta buluşturuyor. Doğal bir tartışma, diyalog, karşılıklı etkileşim ortamında yılda iki defa yapılan bu etkinlik, ülkenin ve sınırlar ötesinin hatta kıtalar ötesinin yerli ve yabancı konuklarını ağırlıyor.

Peki, neden Assos?

Gelmiş geçmiş en bilinen filozoflardan Aristo’nun Assos ile bağlantısı ne?
Aydınlanma sanıldığı gibi 18. yüzyılda Avrupa’da mı başladı?
Anadolu hangi filozof ve bilim insanlarını bağrında sakladı?
Kral Hermias kimdi?
Filozof kral ne demekti?
Bir çağa damga vuran Büyük İskender hocası Aristo’da nasıl etkilenmiş ve yıllar boyu iletişimde olmuştu?

Sorular ummanı bu, insanın kendini bulma çabası. Felsefe, uçsuz bucaksız her şeyi sorgulayabilen, sınır tanımayan yaratıcı bir düşünce, sezgi ve duygu dünyasıdır. Kitaplarda, videolarda, toplantılarda bu hazineyi keşfetmeye görün. Tarihte yol alırken, insanın hikayesini öğrenirsiniz. Bazı fikirler daha çabuk cezp eder sizi, o yöne uzun bir yolculuk başlar. Sonra başka bir yol, başka bir patika derken felsefe âleminin o büyülü ormanı sarar sizi, çıkmak bilmezsiniz, istemezsiniz de.

Thales, Anaksimanes, Anaksimandros, Leukippos Miletli’dir. Felsefede Stoacı akımın öncülerinden Kleanthes, Assos’ta yaşamıştır. Atinalılara felsefeyi ilk öğreten kişi olduğu söylenen Anaksagoras, Klazomenai’lidir. Herakleitos, Efesli’dir. Sinop Diyogen, Hierapolis Epistetos ile anılır. Sokrates, Platon (Eflatun), Aristo yaşamları ve bıraktıkları izler ile ardıllarını ve tüm insanlığı etkilemeye devam edecek. Baldıran zehrini, ‘Devlet’ isimli eseri, mantık biliminin temellerini bu üç isimle anmaya ve araştırmaya devam edeceğiz. Aristo’nun Atina’ya döndüğünde akademiye rakip olarak Lykeon (Lise) kurmasını isteyen İskender’den nasıl destek aldığının tarihsel yanıtını da alırız. Anlatılan odur ki, yüzyıllar boyunca ‘büyük muallim’ olarak bilinen Aristo; öğrencileri ile dolaşarak tartışır, çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galerilerde dersler yaparmış. Epistemiyoloji, Mantık, Etik, Biyoloji, Zooloji, Siyaset Bilimi, Matematik üstünde çalıştığı ve eserler verdiği alanlar.

Olympos’lu tanrılar ülkesi, mavi denizi, yeşil zeytini, antik şehri, tiyatrosu, surları, kapıları, nekropolu, ayağa kısmen kaldırılan Athena’ya adanmış tapınağı, devam eden arkeolojik çalışmaları, limanı, balıkçıları, sevimli kedileri ve ciğerlerinize dolan huzur kokusuyla bizleri bekliyor. Felsefe ya da diğer adıyla, bilgelik sevgisini doya doya içmeli buralarda. Her yıl farklı temalarla ilgilisini buluşturan etkinlik zincirinde bu yıl konu diyalektik.

Diyalektiği her boyutu ile tartışırken, yeni dostlar da ekleniyor defterlerimize. İzmir, Trabzon, Antalya ve tabi İstanbul’dan. Tıpkı yüzyıllar önce bir köşede öğrencileri ile buluşan Aristo’nun heyecanını yaşıyoruz.

Yağmur tüm şiddeti ile yağıp, şimşekler çakarken antik limandan yukarılara tırmanıp şehri geziyorum heyecanla. Yanımdan geçen araçlara ve meraklı bakışlara aldırmadan. Güneş açıp, ışıltılarıyla göz kamaştıran denizi izlerken de mutluluktan dört köşeyim ben. Balıkçı hanımlarla sohbet ve ağlarının tamirini izlemek de doyulmaz bir anı, kahvaltı ederken kedilerle şakalaşmak da öyle.

Behramkale (Assos) girişinde Aristo heykeli karşılıyor ziyaretçileri. Çevresinde yaptıkları el işlerini ve topladıkları şifalı mis kokulu otları satmak isteyen hanımlar var. Hüzünlü yeşil gözlü bir teyze, yağmurdan kaçınmaya çalışıyor bir yandan diğer yandan azıcık sohbet ediyoruz. Heykeli ‘Akif’ olarak bilirmiş. Aldıklarımı yağmurluğun altına sıkıştırıp, gezmeye devam ederken mis gibi toprak kokusu alıp gidiyor yine benden beni.

Assos’ta bulunduğum süre içinde büyük bir şans yakalıyorum. Yeni dostlarımdan biri arkeolog. Athena Tapınağı, agora, meclis binası, gymnasium, tiyatro, stoa, nekropol, kale kapıları, yol boyunca uzanan lahitlerin tümünü büyük bir keyifle dinliyor ve geziyoruz. Tapınağın kabartmalarının Paris, Boston ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri tarafından sergilendiğini de sonradan öğreniyorum.

Şair ve embriolog olan Pitias ile Aristo’nun birlikteliğini yine aynı isimli bir kızları olduğunu anlatan kaynaklar, 10 yıl süren beraberliğin sonunda Pitias’ın hayatını kaybettiğini söylüyor.

MÖ 323’de Büyük İskender’in Asya seferinde ölmesi üzerine, Atina’da Makedon karşıtı bir tepki dalgası oluşur.

Gelişen olaylar sonucu Aristo, Sokrates’in yazgısını paylaşmak yerine Atina’yı terk etmeyi seçer. Kendi deyişi ile Atinalılara “Felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri” fırsatını tanımak istemez. Eğriboz’a sığınır ve ertesi yıl MÖ 322 yılında 63 yaşında ölür.

Yolculuğumun başlamasına katkısı olan ülkemizin sayılı aydınlarından Örsan Öymen’den ve tanımaktan mutluluk duyduğum tüm felsefe dostlarından ayrılırken bu yolculuğun henüz yeni başladığının farkındayım..Assos fısıldıyor kulaklarıma; Felsefe, kişilerin yaşamı merak etmesinden doğar. Yaşamı en çok merak eden çocuklardır.

Umut, insanı uyandıran bir rüyadır.
Bütün insanlar, doğaları gereği bilmek isterler.
Yüzyıllar önceden bir epigram (yermek için yazılmış kısa şiir) buluyorum, pek hoş.

Adaletsiz Eros’a
İkimizi de aşka düşür,
Sana tanrısın derim Eros!
Sen tut beni yak, O’nu gözet.
İşte bu tanrılığa sığmaz!

Çağlar geçse de aşkın özeti bu olsa gerek.

Daha sürüyor o kavga ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek,
Bitmedi sürüyor o kavga
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Metin ve fotoğraflar: Deniz Can

17/10/2019

Previous:

Bir Düşün Peşinde Yollarda (3) YOGA

You may also like

Post a new comment