Ay Tanrısı’nın Parlak Işığında

15 Ağustos of 2011 by

Varanasi, Hindistan, 24 Ocak’07

Varanasi’ye Hintliler Benares diyor. Anlamı ise ‘yeryüzünde ölmek için en uygun yer.’ Hintlilerin meşhur çilekeşlerinin Hindistan’ın tamamını çıplak ayakla yürüyüp en sonunda da Varanasi’de yaşamak ve ölmek üzere buraya gelmeleri de bu yüzden olsa gerek…

Tarih boyunca pek çok Hintli filozof, şair, yazar ve müzisyenin yaşadığı Varanasi aynı zamanda Hint kültüründe önemli bir merkez. Şehirde bulunan üniversiteler Tibet kültürü, Budist öğreti ve astrolojiye göre eğitim verirken, Sanskritçe ve Hint felsefesi özel bir önemde tutuluyor. Aynı zamanda klasik Hint müziği eğitimi veren pek çok okul da var. Varanasi Ayurvedik* eğitimin de kilit noktalarından biri olma özelliği taşıyor.

Akşamüzeri Ganga kenarında yapılan geleneksel gösteriler için nehir kenarına indik. Hava yavaş yavaş kararmaya yüz tutarken ortalık rengârenk giyinmiş Hintlilerle doluydu. Hele içlerinde yaşlı bir adam vardı ki üzerindeki sarı renkteki giysi, yüzündeki ışıkla birleşmiş gibiydi. İnanılmaz bir kalabalık her yerdeydi ve birçok insan dileklerini küçük bir tabağa koydukları mum ve kandillerle suya bırakırken, Ay Tanrısı Çandra’nın parlak ışığında yüzlerce tapınağın siluetinin kıyısını süslediği Ganga Nehri’nin derinlerine doğru süzülen bir sürü mum ışığı da aynı anda suda yüzüyordu…

Görüntü doğrusu hoştu. Bir kenara oturup izlemeye koyulduk. ‘Aarti’ adı verilen bu törenlerle Ganga Nehri kenarında gün doğumu ve gün batımı karşılanıyor. Gösteri dans, müzik, dua ve kandiller ile görsel bir şölen yaşatırken izleyene, geleneksel kıyafetlerini giymiş Hintlilerin göz kamaştıran renkleri de ışıklandırılmış sahnede izlenilesi bir hale dönüşüveriyor.

O gece ritüellerin, törenlerin, dansın, müzik ve adakların inançla birleştiği yerde, Ganga’nın kenarındaydık. İzleyenler arasındaydık ama olanlar her ne kadar kendimizi bütünüyle içinde hissedemesek bile ruhumuzun tellerine dokunmuş ve bizi yumuşatmıştı. Ritüellerin önemi yadsınamazdı. Herhangi bir şeyi yaparken ona ithaf olunan niyet ve inanç harekete bir ruh kazandırıyor ve bütünsel bir anlamın kucağına bırakıyordu insanı. Budist ve Hindu kültüründe adı geçen ritüel ve törenlerin tarih boyunca eksilmeden ve değişmeden bu ana taşınmış olması da bu açıdan önemliydi. Ateş ve suyun ruhunu, ışığın ruhuyla birleştirirken aynı anda insan ruhunu yıkıyor gibiydi doğrusu bu törenler…

Gece yastığa kafamı koyduğumda gözümün önünde hala mumlar, kandillerle beraber suda yüzmeye devam ediyordu. Göz kapaklarım kapanmaya yüz tutarken aklımda renkli pelerinleriyle dans etmeyi sürdüren Hintliler de görüntüye eşlik ediyordu…

Sabah uyandığımda Sarnath’a gitme heyecanı sardı beni. Sarnath Buda’nın aydınlandıktan sonra ilk konuşmasını yaptığı yer olarak özel bir öneme sahip. Varanasi’ye 10 km uzaklıkta ve bugün Joseph, Akira ve ben oraya gitmeye niyetliyiz. Sabah erkenden çıkıp Sarnath’a ulaştığımızda ilk gördüğümüz şey Buda’nın sembolik olarak etrafındaki insanlarla oturmuş meditasyon halindeyken yapılmış heykeliydi. Ve etrafta meditasyon yapan turuncu ve sarı renkli giysileriyle Budist rahipler vardı. Bizim gibi izleyenler de buraya dışından bakıyordu. Ruhsallık kokuyordu burası. O an dönüp sokağa baktım. Bir yerden bir yere gitmekte olan insanlar vardı. Tekrar kafamı çevirdim ve bir kez daha baktım. Sanki Buda orda oturmuş, söylenecek ve konuşacak bir şey yokmuş dercesine orada ‘sessizlik’ içinde öylece oturuyordu. ‘Sessizlik içinizde olmalı’ dercesine…

*Ayurveda: Hindistan’ın alt kıtasında ortaya çıkan antik bir sağlık sistemidir. Günümüzde Hindistan, Nepal ve Sri Lanka’da uygulanmaktadır. ‘Ayur’ hayat bilgisi anlamına gelirken ‘veda’ bilgi anlamına gelir. Ayurvedik bilginin kökeni, spiritüel bilgiye dayanır. Ayurveda’da öncelik hastalığı önleme, sağlığı koruma ve tedaviye dönüktür. Bedenin hastalığa yönelik dayanıklılığını azaltan bedensel ve zihinsel unsurların dengesi ve bedenin savunma mekanizmasının bitkisel formüllerle, yaşam tarzı ve diyet ile güçlendirilerek direncinin yükseltilmesi önceliklidir. Ayurvedik sisteme göre sağlıklı olmak; dosha (beden tipi, mizaç), dhatu (yedi beden dokusu; lenf, kan, kas, yağ dokusu, kemik, ilik, ersuyu) ve mala (dışkı, üre ve diğer atıklar) arasındaki denge üzerine kuruludur. Sağlıklı olmak, fiziksel, ruhsal ve zihinsel bakımlardan ‘iyi olmak’ ile bir bütün olarak ele alınır…

 

Previous:

Dilencilerin Ülkesi

Next:

Hislerin Yolu

You may also like

Post a new comment