Aynı Masada Üç Türk

08 Ağustos of 2011 by

Kathmandu, 16 Ocak’07

Masada öylece otururken Fuji bir espri patlattı; ‘Öyle aynı masada üç Türk, her zaman herkese nasip olmaz, kendimi çok şanslı hissediyorum’ diye. Ardından hepimize sarıldı ve bu anıyı hem belleklerimizde hem de bir fotoğraf karesinde ölümsüzleştirdik. Sonra da göğsümüzü kabarta kabarta ‘evet, tabii, kesinlikle’ derken hepimiz gülmekten kırılıyorduk…

Muhabbet öyle güzeldi ki Andaç şaşkındı, benle tanışmayı beklerken hem Veysi Mahir ile hem de Fuji’nin sıcaklığını da tanımıştı. Aramıza düşmekten o da memnundu. Geceyi Fuji’nin daveti üzerine onun odasında sohbete devam ederek geçirme kararıyla masadan kalkıp yürümeye koyulduk. Kathmandu öyle hoş izler bırakmıştı ki hepimizde, hala daha bırakmaya devam ediyordu.

Odaya girdiğimizde Fuji’nin yaklaşık 15 gündür kaldığı bu yerin yatak, perde, yer ve duvarlardaki görüntüsünün insanda bıraktığı gelip geçici, ‘işte öylesine bir yer’ dedirten etkisinin, Fuji’nin varlığıyla nasıl da anlamlanmış olduğunu düşündüm ilk. Ve güler yüzüne, tatlı diline, konuşurken insanda ‘her şey yolunda’ dermişçesine bıraktığı etkiye bir kez daha hayran kaldım. Bize gösterdiği yere, yatağının üstüne dizildik hep beraber. Ve orda öylece duran el yapımı bir ejderha dikkatimizi çekti. Elimize alıp teker teker incelediğimizde de Fuji minik ejderhaya olan ilgimizden memnun, onun için ne ifade ettiğini anlattı bize. Ejderhayı erkek arkadaşı onun için yapmıştı ve her nereye giderse gitsin, Fuji’yi koruması için onu görevlendirmişti. Doğrusu bu hepimizin çok hoşuna gitti ve ejderhayla bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedik…

Ve konu döndü dolaştı ilişkilere geldi. Fuji’nin ondan bahsederken birkaç es vererek bahsetmesi ilgimizi çekti ve aslında bitmiş, bitememiş, can çekişen bir ilişkiden kalan anıların kokusu geldi ardından. Veysi Mahir de, ben de, Andaç da yalnızdık. Fuji de öyleydi. Bilinmezlik kokan yollardan, özgürlüğün fenerini takip ederek geçsek de bir yanımız ‘öylesine yaşanan’ değil, gerçek duygularla harmanlanmış bir sevginin varlığına özlem duyuyordu. Yine de şu anda içinde bulunduğumuz ruh hali yalnız olmanın, tek başına olmanın gerekliliği ve olmazsa olmazında duruyordu…

Yol, birbirine paralel devam eden hayatları bazen ayırabiliyordu. Tıpkı benim ve Murti’nin yollarını haberimiz bile yokken ayırdığı gibi. İnsanların paylaşabildiği ve paylaşamadığı şeylerin varlığı bir yerde birlikte yol almalarını da imkânsız hale getirebiliyordu. Ve aslında insanın eğilimleri, düşünce, yaklaşım ve inançları yolunu belirliyordu. İnsan olarak sürekli ‘örüyorduk’; hayatlarımızı bir kilim gibi dokuyorduk!

Gece yarısını geçmişti. İzin isteyerek ayrıldık. Andaç, 3 gün süren Himalayalara yürüyüş turunu tamamlamış, buradan Chitwan’a geçmeyi düşünüyordu. Veysi Mahir bir süre daha buradaydı, benimse Hindistan’a geri dönme niyetim vardı, cebimdeki para yavaş yavaş yola çıkmamı söylüyordu. Vedalaştık ve tekrar görüşmek dileği ile ayrıldık.

Ne ilginçti. ‘Karşılaşmalar görünenin ötesinde esasında farklı bir düzlemde gerçekleşir.’ denir. Her birimiz yaşamın değişik yerlerinden gelirken buluştuğumuz nokta aynı anda da deneyimlerimizin bizi birleştirdiği yerdedir tam da. Bu açıdan bakıldığında bir karşılaşma insana neyi hatırlatır, neden tam da oradadır ve karşılıklı alışveriş nerelere uzanır? Yol boyunca yaşadığım karşılaşmalar cidden de üzerimde kalıcı etkiler bırakmıştı bu anlamda ve bırakmaya devam ediyordu ve devam edecekti…

 

Previous:

Kathmandu’da Yürekleri Isıtan Bir Buluşma Daha

Next:

Buda Yüzü

You may also like

Post a new comment