Babadağ’dan Bir Kuş Gibi

01 Aralık of 2010 by

Önümde saniyeler var. Önce yürümem, sonra koşmam gerekiyor. Öyle ne yapacağımı bilemez haldeyim ki seçeneğim yok. Atlamam gerek…

Pilot arkamda. “Sana koş dediğim anda havada bile olsa ayaklarını koşar adım atman gerekiyor. Bu çok önemli. Koşmalısın, sakın oturayım deme” diye uyarıyor. Son birkaç saniye. 1.700 metredeyim ve önümde bir uçurum var. Altında masmavi deniz ve karşımda gökyüzü. Kalbim duracak gibi. Heyecan yerini korkuya bırakıyor. Ve…

Gökyüzündeyim. Nasıl mı? Bir ara oturur gibi yaptıktan sonra “koş, koş, durma koş” diyen sesin rehberliğinde havalanmanın, bir kuş gibi uçmanın verdiği tarifsiz bir duygunun içine girdim. Anlatılmaz bu, yaşanır!

Bir ara düşündüm. Şimdi inmek istesem! Bu imkânsız. Bir sonraki durak diye bir şey yok. Korku, heyecan, özgürlük, mutluluk, coşku, ne hissettiğini bilememezlik, hepsi iç içe.

Uçurumdan atlayıp gökyüzünde öylece durmak. Kuşlar nasıl hisseder? Bunu bilemem. Bütün kuşlar rüzgâra karşı uçarmış. Albatros hariç. Bir tek o rüzgârla birlikte hareket edermiş. Kuşlar nasıl hisseder? Bunu bilemem. Bilmek isterdim, hem de çok…

Neden atladım. Bir rüya beni atlama duygusunun içine soktu. Rüyamda paraşütle uçuyorum. Tarifsiz bir duygu. Çok etkileyici ve manzara mükemmel. Tahtalı dağının zirvesindeyim. Bir şey oldu. Göremiyorum. Tam görüş alanım kapalı. Paraşüt görmemi engelliyor. Sadece yandan görüyorum. Dağın zirvesi karla kaplı. Ve dokundum, kara dokundum. Buz gibi…

Babadağ’dayım. Atlamak için mükemmel bir yer. Ve evet, bunu yaşamak istedim. 20 dakikaya yakın havadaydım. Paraşüt hiç hareket etmiyor gibiydi. Ben böyle hissederken bile 40 kilometre hız ile hareket halinde olduğumuzu söyleyen pilotun sesini duyar gibi oldum. Sanki aynı anda iki şeyi birden yapmamam gerekiyormuş gibi. Pilotun sorduğu sorulara cevap veremiyorum. Bu anı konuşarak tüketmek olacak.

İçimde yer değiştiren şey yüzüme değen rüzgârla buluşuyor. 1.700, 1.500 derken yere iniş…

Yerdeyim. Başka bir dünya var. Kıyısından geçtim!

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Halil Cibran

Next:

Özgürlük

You may also like

Post a new comment