Barcelona’da Olmak…

09 Aralık of 2010 by

19.07.2010

Şehirdeki dördüncü ve son günüme yine erken başladım. İşle ilgili tanıdığım, Barcelona’da kuyumculuk makineleri üretip dünyaya satan, bu zamana kadar yalnızca İstanbul’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde fuarlarda karşılaştığım ‘arkadaşım’ Eduardo’yu yerinde ziyaret ederek güne başladım.

Tırnak işareti kullanıyorum, çünkü Eduardo Gracia sanırım 80 yaşın üzerinde. Çoktan emekli olup ‘küçük bir sahil kasabasına’ yerleşmesi gerekirken, bu dev sahil kentinde kalıp çalışmaya devam ediyor. Sahibi olduğu firma, dediğim gibi kuyumculuk üretiminde kullanılan makineleri yapıyor. Tüm dünyayla birlikte Türkiye’de de birçok müşterisi var.

Eduardo’nun ofisinde epey oyalandıktan ve işlerle ilgili bir sürü şey konuştuktan sonra, öğlen yemeğine çıktık. Yürüyerek 30 dakika süren yol, arabayla 10 dakika sürmedi, plajların bulunduğu bölgede, her gün yemek yedikleri restauranta geldik. Az önce sanayi bölgesindeyken 10 dakikada insanların plajda voleybol oynadığı, canlı müzikle birlikte balık yenilen bir yere gelmek, beni gerçekten çok etkiledi. Hep derim, İstanbul’la boy ölçüşebilecek güzellikte bir şehir varsa Barcelona’dır diye. İşte orada anladım bunu.

Üç kişi epey bir şeyler yedik. Çorba, karışık yemek, tatlı, midye, ismini bilmediğim bir sürü İspanyol yemeği. Eduardo 30 Euro hesap verdi. “Neden ucuz?” dedim. “Burada neden ucuz diye sorma, kimseye de söyleme” dedi!

Yemekten sonra arabayla beni Montjuic’e bıraktılar. Bu Barcelona’nın kuzeyindeki bir bölgenin adı… Son yüz yıl içinde gelişmiş bir yer olsa da, aslında tarihi çok eskilere dayanıyor. Burada yerleşim birkaç bin yıl önce, ‘İberya keltleri’ ile başlamış.

1929 yılında Barcelona’da yapılan Dünya Fuarı ve 1992 Olimpiyatları için bu bölgenin önemli yapılar barındırması nedeniyle, epey gelişmiş.

Montjuic’deki en önemli yapı ‘Palau Nacional’ yani Ulusal Saray. Çevresindeki ‘Montjuic Bahçeleri’de kesinlikle görmeye değer.

Ancak oraya gitmemin asıl nedeni bambaşkaydı. Montjuic’de yer alan ve etrafı surlarla kapatılmış ‘Poble Espanyol.’ Basit biçimde, İspanya çevresindeki yerel mimarinin örneklerin kurulduğu bir alan diyebiliriz buraya. Ancak evler gerçek boyutlarında hazırlanmış ve hepsinin girişinde gerçekten turistlere satış yapan dükkânlar, restaurantlar var.  Tahmin edeceğiniz gibi, özellikle Katalanya mimarisi ön planda. Ancak Endülüs ve Aragon bölgelerinden de birçok örnek var. Poble Espanol sizi bambaşka diyarlara götürüyor. Burayı ‘keşfetmem’ çok ilginç oldu. Daha İstanbul’dayken, işyerinden komşum nalbur dükkânının sahibi Metin Abi’ye Barcelona’ya gideceğimi söylediğimde “mutlaka Poble Espanyol’a git” dedi. O kadar ısrarlı söyledi ki, aklıma takıldı kaldı. Çok haklıymış, burası insanı başka diyarlara götürüyor!

Poble Espanyol da 1929 yılındaki Dünya Fuarı için yapılmış. Bu organizasyonun bitmesinin ardından kaldırılması planlanıyormuş. Ancak çok sevilmiş ve olduğu gibi bırakılmış. 42.000 m2’ye kurulu 117 yapıdan oluşuyor.

Giriş ücreti 8 EUR’ydu. Biraz çekinerek verdim, ancak sonuna kadar hak ediyor. Hatta söyleyebilirim ki, Casa Mila’nın girişi 11 Euro ise, buranın 100 Euro’dan aşağı olmaması gerekiyor! Tabii bundan çıkartacağımız anlam, Casa Mila’nın girişinin 1 EUR olması gerektiği…

Poble Espanyol resmi web sitesi: www.poble-espanyol.com

Montjuic’deki yolculuğum Plaça d’Espanya’yla devam etti. Burası, pek çok büyük yapıya ev sahipliği yapan bir meydan. Bunlardan en çok dikkat çekeni Venedik’teki St. Marco Meydanı’ndaki büyük bazilikadan örnek alınarak yapılan Venedik Kuleleri. Yine 1929 yılı için yapılmışlar ve Venedik’teki gibi bir değil, iki kule var.

Hemen karşısında ise ‘Arenas de Barcelona’ yükseliyor.

Barcelona’daki son günümde akşam olurken, akvaryum kapanmadan yetişmek umuduyla sahile geri yürümeye başladım. Tüm gezim boyunca olduğu gibi bu uzun yolda yine dondurma yemeyi ihmal etmedim.

Orijinal adıyla ‘L’aquarium Barcelona’, İstanbul’a yeni gelen dev akvaryumların bir benzeri. Daha önce Cenova’da denk gelmiştim, 17 Euro’luk giriş parası çok yüksek geldiğinden girmemiştim. Ancak bu kez ne yapıp edip girecektim! Neyse ki kapanmadan yetiştim. Giriş burada da 17 Euro’ymuş.

L’aquarium Barcelona, 35 akvaryumdan oluşuyor. Bunlardan biri dev boyutlarda, içinden geçen tünellerde yürüyebiliyorsunuz. 450 çeşitte, toplam 11.000 hayvan barındırıyor. Çeşit çeşit balıkların yanında denizatı, ıstakoz, midye gibi deniz canlıları var. Çeşitliliğe karar verilirken, Akdeniz sualtı yaşamı temel alınmış. Az önce sözünü ettiğim tünel, toplam 80 metre. Buraya yürüyen bir bant yerleştirilmiş. Dolayısıyla karmaşa oluşmuyor, bir yerde az ya da fazla kalmanız söz konusu değil. Hızı çok iyi ayarlanmış bantın üzerinde durup, içinden geçtiğiniz dev akvaryumu izlemek kalıyor size. Burada en çok dikkati çeken iki tür, köpekbalığı ve dev vatozlar.

Giriş ücretine değer mi derseniz, bence burası için de ücret çok fazla.

L’aquarium Barcelona resmi web sitesi: www.aquariumbcn.com

Barcelona’daki son günüm biterken sırt çantamı almak üzere hostele döndüm. Dönüş uçağının saatinin çok iyi olduğunu, bu sayede şehirde dört tam gün geçirebileceğim söylemiştim. 23.55’teki uçağa yetişmek için Katalanya Meydanı’nda yemek yiyip 22.00’da gelirken bindiğim otobüsle havaalanına döndüm.

Vueling’le dönüşte de bir sorun yaşamadım. Uçak zamanında indi. Havaş servisinde eve gitmek üzere Taksim’e doğru yol alırken gerçekten mutlu olduğumu fark ettim. Yalnız yapılan seyahatler genellikle sıkıcı olur. Dönüşte sanki hiç olmamış gibidir, çünkü yıllar sonra geziyi konuşup güleceğiniz birisi yoktur. Ancak Barcelona’da çok eğlendim. Üstelik bu ruh durumum ya da şehirde ilgi alanlarımda olan bir yerleri ziyaret ediyor olmamdan değil, tamamen Barcelona’nın kendisinden kaynaklanıyordu.

Ayrıntılı bilgi için:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Barselona (Wikipedia’da Barcelona)

http://www.barcelona.com/ (Barcelona hakkında otel, bilet vs. bulabileceğiniz ticari bir web sitesi)

http://www.turkishairlines.com/tr-TR/destination_guides/city_guide.aspx?kod=BCN (Türk Havayolları’nın Barcelona şehir rehberi)

http://www.fcbarcelona.com/ (Barselona Futbol Kulübü’nün resmi web sitesi)

Yazı ve fotoğraflar: Cemal Bulunmaz

Previous:

Gaudi Günü

You may also like

Post a new comment