Bartın – Amasra

31 Aralık of 2010 by

Bartın Limanı’na vardığımızda liman içinde bulunan ve en beğendiğim taş düzenlemesine sahip kırmızı ve yeşil fenerlerle birlikte tam beş fenerin çekimini de gerçekleştirmiş oldum. Bartın Limanı’na normalde giriş yasak. Ancak benim Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nden izin belgem olduğu için fenerleri çekmek için içeri girebildim. Limanda hummalı bir çalışma vardı ama beni pek de ilgilendirmiyordu, aklım fenerlerde idi.

Aslında burada bulunanlara çakar deniyor. En bakımlı çakarları burada gördüm, gayet güzel boyanmış ve etrafı da gayet temiz idi. Bu tamamen orada ki liman işletmesinden kaynaklanıyordu. Yol boyunca gezdiğim fenerler ve çakarlar balıkçı barınakları tarafından bakımları sağlanıyordu. Ama ne yazık ki birçoğu boyasız, çürümüş ve etrafları çer çöp içindeydi. Mendirekler ise bir tek Amasra dışında boş boş duruyordu. Oysa her yıl ‘Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’ kapsamında bir resim yarışması açılsa ve de orada bulunan yerel yönetim tarafından yaş kategorilerine göre yarışma sonucunda ödül verilse, bütün mendirekler rengârenk nefis resimlerle süslenmiş, pırıl pırıl olurdu diye düşünmeden edemedim. Limandan ayrılıp yola devam ettik.

Bartın’a bağlı İnkum’a gelince keşfedilmemiş nefis bir manzarayla karşılaştık. Mutlaka gidilmesi gereken ve kafa dinlenecek bir yer diye tatilcilere ufak bir tüyo vermiş olayım.

Bartın adının kaynağı

‘Parthenia’dan Bartın’a dönüşen adın kaynağı ‘Parthenios’dur. Bartın Irmağı’nın antik çağdaki adı olan Parthenios; Yunan mitolojisinde, Tanrıların Babası Okenaus’un çocukları olan yüzlerce tanrıdan birisi ve ‘Sular Tanrısı’dır. ‘Sular ilahı’ veya ‘Muhteşem akan su’ anlamlarına gelir. Bir başka anlamı da ‘Genç Kızlar için koro türküleri’ veya tanrıça Athena’nın bir sıfatı olan ‘Genç bakire…‘

Ünlü ozan Homeros, İlyada Destanı’nda; Truva Kenti’ni korumak için Anadolu’dan gelen cengâverlere Parthenios Irmağı’nın suladığı ülkeden de yiğitlerin katıldığını anlatır. Amasyalı Strabon’da bir eserinde yine Parthenios’tan söz eder.

Bartın Kenti’ni, İÖ14. yüzyılda Gaskalar sahiplenmiş… Sonra; Hititler, Frigler, İonlar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Helenler, Pontuslular, Roma ve Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar yurt edinmişler.

Tarihi ‘Paphlagonia’ Bölgesi’ndeki antik kentlerden; Sesamos (Amasra), Kromna (Kurucaşile) ve Erythinoi (Çakraz) Bartın sınırları içindedir. Antik değerlerin en fazla görüldüğü yer Amasra İlçesi’dir. Dünyada tek olan Kuşkayası Yol Anıtı, kale ve üzerindeki armalar, kilise ve chapel, bedesten, inziva mağarası antik kentin görünen yüzleri sayılır. Tiyatro (5 bin kişilik), forum, şeref yolu, akropol ve nekropol gibi bölümler toprak altındadır.

1920 yılında Zonguldak Mutasarrıflığı’na bağlanan Bartın’ın, 1924 yılında Zonguldak’ın il olmasıyla birlikte bu ilin ilçesi haline gelmiştir. 07 Eylül 1991 tarihinde de il statüsüne kavuşmuştur. Bartın’ın halen Merkez, Amasra, Ulus ve Kurucaşile olmak üzere 4 ilçesi, Arıt, Kozcağız, Kumluca ve Abdipaşa beldeleriyle birlikte 264 köyü vardır.

Amasra

Ve işte genç yaşta yitirdiğimiz sanatçı kardeşimiz Barış Akarsu’nun doğduğu efsane yer Amasra. Gerçekten nefis bir manzaraya sahip. Tam koyun girişine Barış Akarsu için yapılan anıtı ve iki yanında bulunan motosikletleri görünce içiniz bir kez daha burkuluyor.

Gece ve gündüz çekimleri için inanılmaz bir güzelliğe sahip olan Amasra’yı fotoğraf sanatçılarına tavsiye ederim. Orada yaşayan bir teyze biz çekim yaparken epey bir söylendi; “çeke çeke bitiremediler” diye. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim! Ne kadar güzel ve tarihi bir yerde yaşadığının belki de farkında bile değil, ya da o güzel yeri görebilmek için kaç kilometre uzaktan bir sürü insanın yaşadıkları şehre gelmelerinin kent halkına katkısının farkında bile değildi teyzem…

Kraliçenin Kenti Amasra’nın ilk adı Sesamos. Ünlü coğrafyacı Strabon’a göre Sesamos’u İskitler’in bir kolu olan. Amazonlar kurmuşlardı. Amasralılar bu adın her bahar Boztepe yamaçlarını örten yabani susam çiçeklerinden doğmuş olabileceğini anlatırlar. Kent 300 yıl kadar Fenike egemenliğinde kalmıştır. Sesamos o devirlerde, canlı bir pazaryeri ve işlek bir iskeleydi.

MÖ 9. yüzyılda Fenike, Karadeniz kolonilerini terk edince kent İyonlar’ın egemenliğine girdi. Bugünkü Amasra’yı İskender’in baldızı İranlı Kraliçe Amastris kurdu. Başından bir kaç evlilik geçen Amastris, son kocası Denys tembellik hastalığına tutulup, şişmanlıktan kımıldayamaz hale gelince yönetime el koydu. Sesamos’a çekilip buranın imarını başlıca amaç edindi. Amastris’in ölümünden sonra kent Pontus yönetimine geçti. Bu dönem Amasra’nın refah çağı olmuştur. Pontus’un Roma’ya yenilmesinden sonra Sesamos (Amastris veya Amasra), Marmaralı korsanlar tarafından yağma edildi. Daha sonra Romalılar kapsamlı bir imara giriştiler. Roma egemenliği 500 yıl kadar sürdü. Kent Roma’dan sonra Bizans yönetimine geçti. Ekim 1460 tarihinde kent Osmanlı topraklarına katıldı.

 

(Tarihi bilgiler: Necdet Sakaoğlu’ nun ‘Çesm – i Cihan Amasra’ adlı kitabından)

Previous:

Zonguldak Feneri

Next:

Samsun

You may also like

Post a new comment