Bayramın Ardından

02 Aralık of 2010 by

Uzun dinlence günlerini içeren bayramı bitirdik. Her ne kadar, bayramın sözlük anlamı; ‘Sevinçli günler’ olsa da, bu sevinci salt bayram olarak yaşayamadık. Yüze yakın kişi öldü, dört yüzü geçkin de yaralı, belki de yaşam boyu sakat kalacaklar.

‘Kurban Bayramı’ her zaman adıyla, beni ürkütmüştür. Bir canlıyı, kendi inancın için öldürmek, bana hep soğuk gelmiştir. Yine öyle oldu. Dostlarıma, ‘Kansız, kurbansız bayramlar’ mesajını çektim.

Sokaklarda can havliyle meleyen, böğüren sesler acıttı yüreğimi. Hele televizyonda vahşice kovalanan, başına gelecekleri sanki duyumsamış gibi kaçan büyükbaş hayvanlar. Ne denli acımasız olduğumuzun sergilenmesinden başka nedir ki?

Kurban Bayramı’nda, herkes kurbansız kalmasın diye, hükümet tedbirini almış, dünyanın öbür ucundan küçükbaş, büyükbaş hayvan ithal etmiş. Satılamayan hayvanlar, yeni bir sorun olarak tüccarın elinde kalmış. Bakanlık ona da çözüm aramış, bizi ne çok düşündüklerini kanıtlamış!

Çocukluğumuzda, coğrafya derslerinde, ülkenin doğusu hayvancılıkla geçinir, ortası buğday ambarı, güneyi pamuk ovası diye öğrenirdik. Doğuda ne köy kaldı, ne köylü. Yaylaya, dağa çıkan terörist oldu. Hayvancılık öldü. Artık dışarıdan et, kurbanda da canlı hayvan alıyoruz.

Fas Kralı, bakmış ki ülkesinde hayvan sayısı azalıyor, on sekiz yıl kurban kesimini yasaklamış. Onlar da yüzde yüz Müslüman değil mi?

Dokuz gündür televizyon ekranları bayram için özel program sunuyor. Ekranda bıçak bileyen, kurban kesimini seyreden çocuklar görüyoruz. Onların gelecekte, hayvanı salt et gibi, insanı çıkarcı seveceği kaygısı beni esir alıyor, geleceğimizden, ektiğimizi biçmekten korkuyorum.

Televizyon ekranlarında farklı mesajlar da vardı. Örneğin; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Karikatürist Salih Memecan dansöz kılığında çizmişti. Duyulan öfke ise yalnızca dansöz ve etekli çizilmesiydi. Bazı AKP vekilleri ‘Ben olsam bu kadarını yapmazdım’ gibi sözler etti. Bu mesajlarla kadın giysisi olan etek meselesini vurguluyorlardı. Nüfusun yarısı olan kadınları aşağıladıklarının her zamanki gibi farkında olamadılar mı? (Avrupa Konseyi Şiddet Alt Grubu toplantısında, AKP Millet Vekili Nursuna Memecan ile birlikteydik. Dışarıda çay içerken, benim soruma verdiği yanıt çarpıcıydı. Önce Salih’in ünlü olmasını sağladım, o iyice öne çıkınca, kendime sıra geldi).

Bizim kadınları anlamamız, onları eşitimiz olarak görmemiz kaç yüz yıl daha sürer dersiniz? Kendi haline bırakılırsa uzun, ama kadınların hiç de kendi haline bırakmak gibi bir niyeti yok. Etek giymenin bir onur olduğunu anlamamızın çok yakın olduğunu görüyorum.

Biz bu tür kısır döngülerle uğraşırken, bakın kadınlar neler yapıyor. Dünya kadınları Nagasaki’de toplandı. 3. Dünya Kadın Kongresi’ni gerçekleştirdiler. Nagasaki, 65 Yıl önce, bir saniye içinde yok edilen, Japonya’nın dünyaya açılan tek limanı. 1990 Yılında Nagasaki kendisini ‘Cinsiyetler Arası Eşitlik Kenti’ olarak duyurdu. O günden beri eşitlik için önlemler alınıyor. Kadınlar burada, ‘Barış’ adına kararlar aldı. Dünyanın her yerine binlerce turna kuşu uçurdu. ‘Nagasakiler olmasın! Barış dünyaya egemen olsun’ diye. Umarım turna kuşlarından bizim ülkemize de konmuştur.

Dünyaya barışı kadınlar getirecek, etek giyen kadınlar ve bunların arasında mutlaka dansözler de bulunacak.

Kurban Bayramı biterken, 20 Kasım ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’ başladı. Bence asıl bayram bu olmalı. Geleceğimiz olan çocuklarımıza ne denli değer verdiğimizi, en az kurban kadar sergilemeliyiz, ama kansız ve kurbansız!

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Yine Geldi Geçti 25 Kasım

Next:

Kıskançlık

You may also like

Post a new comment