Ben Artık Aynı Ben Değilim!

19 Ağustos of 2011 by

Bodhgaya, Hindistan, 27 Ocak’07

Bu an. Tek gerçek an. Hissettiğim şey bir an sonrasını öngöremediğim, an be an dokuduğum, ördüğüm, yaşadığım bir şeyin içinde olduğum. 3 aydır böyle yaşıyorum. Bu kesinlikle çok güzel. Olasılıkları salt hislerimi izleyerek düşünmeden seçiyor, seçtiğim olasılıklar üzerinde düşünüyorum. Meğer yaşam kendi yelpazesi içinde ne çok çeşitlilik barındırıyormuş.

Sürekli olarak önümüze zorla ve dayatmayla sunulan ve içinde kalmaya
zorlandığımız yaşam biçimlerinden sıyrılmak da mümkünmüş. İnandığım tek bir
şey var; neyin içine doğmuş olursak olalım yapmamız gereken tek bir şey var;
sorgulamak! Sorgulamak insanı yalanların içinden gerçeğe götürür…

Bunu kendi yaşam deneyimimde daha bir iyi anlamış bulunuyorum…

‘İnsanın en büyük düşmanı unutmaktır’ denir. Unutmanın insanı götürdüğü yer
de alışkanlıklardır. Alışkanlığın kucağında teslim olan şey aslında elimizdeki tek
şeydir; ‘yaşam.’ Yaşamı kalabalıklaştıran, onu zorlaştıran, onu ‘bir mücadele’
durumuna sokan şey politikalardır, insanları köleleştiren sistemlerdir, büyük
planlardır. İnsanın bu düzenin içinde ‘kendi’ olamaması, olmaması rastlantı değil.
İçimizdeki asi yanın güçlenmesi gerek. Hayır diyebilmek, hayır diyebilmek, hayır
diyebilmek için. Ve ne istediğimizi bilmeye giden yol, nerede olduğumuzu tüm
açıklığıyla görebildiğimiz yerde başlar.

Hayatımın bundan sonrasında içinde olmayacağım şeyleri daha bir net görebilmek adına işte tam da bu yolculuğun içinde bunu kendime ispatlamış olmanın verdiği derin bir haz içindeyim. Bazen yoruluyor, bazen tıkanıyor, bazen yolumu şaşırıyor olsam da içimdeki ruhun beni götürdüğü yola inanıyorum. Duyguların ve hissedişlerin yolunun aynı yere çıkmadığını da yavaş yavaş öğrenmiş bulunuyorum. Biliyorum bu ders hayatım boyunca bitmeyecek. Duyguların acıma duygusuyla hareket ettiğini, hissedişlerde bu dürtünün esamesinin bile olmadığını fark ettiğimde içine düştüğüm hayreti anımsıyorum. Acıma duygusuyla hareket ettiğinde insan özgür değildir.
Özgürlük nelere kadir! Özgür olmanın keskin bir şekilde birlikte hareket etmediği, edemediği yapı tam da eğilip bükülmeden, çarpılmadan, ne istediğini bilerek hareket eden özgür insanın yoluna çıkıyor. Aradaki farkı anlıyorum…

Her şeyi nedenlere bağlayan, destek arayan, sonuçlardan emin olmak isteyen
tarafımızın en güvenilmeyen tarafımız olduğu ve bizi yaşamaya değil de tutsaklığa doğru götürdüğünü anlamamak için kör olmak gerek. Yaşamın nedensiz ‘sevinç’ olduğu, ‘saf’ olduğu, ‘basit’ olduğu ve ‘bir macera’ olduğu yadsınamaz. İşte saf gerçek bu; saf, basit ve keşiflerle dolu olan, hastalığın, üzüntünün, yalanın ve sistemlerin içinde barınamaz, kalamaz da…

Kendini hatırlama gerçekte ne olduğunu, saflığını, kaynağını hatırlamaktır. Ve unutturmaya çalışan onca etkiye rağmen elimizde bir tek koz var; hatırlamak…

Bu yolculuk bir kendini hatırlama yolculuğudur. Dışa doğru giderken aynı anda
kendi içime doğru akıp gittiğim bir durumdur. Ve içinde geçmişimi daha iyi görüp değerlendirebildiğim bu an, bu anın koşullarını görüp karşılaştırma yapabildiğim için de geleceğimi yaratma biçimimi şekillendirecektir.

Ben artık aynı ben değilim!

Previous:

Karanlığın İçine Doğru

Next:

Tibetliler Arasında

You may also like

Post a new comment