Benim Hikâyem

07 Temmuz of 2011 by

Kathmandu, 18 Aralık’06

Akşamüzeri lobide oturdum biraz. Odaların olduğu bölümde insanların oturabileceği hoş bir köşe ile birlikte kitaplarla, haritalarla ve yol kılavuzları ile ilgili dokümanların bol olduğu bir yer yapmışlar. Düşündüm, biraz dergileri karıştırdım ve uyumak üzere odaya çekildim. Keyifliyim. Odamı da sevdim. Sabah o odada uyanmayı da…

Sabah gün doğumu ile kalktım. Sanki bir randevuya yetişirmişçesine içimde bir heyecan vardı. Sessizliğin içinden, günün ilk ışıklarının eşliğiyle aynı sokağı içime çeke çeke bir kez daha yürüdüm. Yol beni meydana çıkardığında orada olmanın, bunca tarihin içine bu zamandan süzülüvermenin güzelliğini ve hissettirdiği etkiyi sanki bir nefes alıyormuşçasına defalarca içimde tutmak istedim, istedim…

Güzeldi. Kanatları olan insanlar, uzun hortumlarıyla kocaman filler, envai çeşit desenle tahtalara oyulmuş şekiller, çanlar sanki canlanıverecekmiş gibiydiler. Onlara bakmak, onları anlamak için yanıp tutuşan yanıma yetmese de güvercinlerin bir havalanıp bir konan görüntülerinin arasına bıraktım kendimi. Gün gökyüzünü kırmızıya boyarken bu an bir başka görünüyor, bir an sonra renkler de değişiyor. İnsan dünyanın ne kadar güzel bir yer olduğunu böylesi zamanlarda bir başka anlıyor. Gökyüzünün mavisinin, gün doğumunun an be an değişen renklerinin, ağaçların yeşilinin, kuşların uçuşunun asıl ibadet olduğunu, tüm bunlara bakıp da hissettiğimiz zenginliğin aslında ne kadar eşsiz olduğunu bir kez daha anlıyor tekrar ve tekrar…

Orada geçirdiğim süre boyunca kendimde değildim. Yapıların anlam ve estetik değerlerinin içinde olabildiğince kalmak istediğimi ve bu duygunun nedensizce içimden çok güçlü bir hisle bana eşlik ettiğini biliyorum. Ve Kathmandu’nun özel bir yer olduğunu da…

Aklımda Himalaya Otel’i bulmak var. Yaşayamadığım ama içimde çok güçlü hissettiğim duyguların kitap sayfalarında beni teselli ettiği günlerde James Redfield’ın kehanetlerini okurken Kathmandu’da Himalaya Otel’de geçen kısım hep aklımda. Ve orayı bulmak, orda bir süre kalmak için can atıyorum. Bu benim yolculuğum için özel bir anlam taşıyacak biliyorum. Önüme gelen birkaç kişiye yerini sormama karşılık sağlıklı bir cevap alamadım ama vazgeçmeksizin sormaya devam edince de yerini öğrendim. Bir saate yakın ara yollardan tarif üzerine büyük bir ana caddeye çıktım. Himalaya Otel o ana cadde üzerinde göründüğünde belki de o geceyi orda geçirebilirim düşüncesinden hemen sıyrıldım. Büyük bir oteldi ve eminim ki pahalıydı. İçeri girince hemen bana verdiği hissi sevdiğimi fark ettim. Büyük tavanlı lobisinde paravanlarla ayrılmış bir köşe dikkatimi çekti. Paravanların üstünde Japon tarzı çizimler vardı. Oraya geçip oturdum. Tıpkı kitaptaki gibi. Ve bir süre sonra kitabın okuduğum zamanlarda, bende yarattığı duyguyu yeniden yakalamayı denedim. Şimdi o tablonun içindeydim. Enerji alanlarını, enerjisel karşılaşmaları, enerjisel itişleri ve enerjinin doğasını düşündüm tekrar ve tekrar. Beni yola çıkaran neden de bu değil miydi? Şu an burada olmamı sağlayan hayal! Kendi enerjimin aldığı yol ve yaşamımda bir kırılma noktası yaratmak suretiyle beni alıp getirdiği bu nokta…

Ve bu an… Kathmandu’da bir oteldeyim. Redfield’ın 9 Kehanet’inin içinde. İşte ben buna kendi filmini yaşamak derim. Seyretmekten bunaldığım dayatma filmlerden daha anlamlı ve daha eşsiz benim için. Kendi hikâyemi yaratmak ve yaşamak…

Derken üzerinde kimonosu olan bir Japon kadın aldı beni o ana geri getirdi. Ardından gelen bir turist kafile lobiye daldı. Benim dikkatim kimonodaydı. Kadının minik adımlarla yürüyüşü, kıyafeti taşıyışı, tepesinde topladığı saçlarına özenle taktığı tokaları, kimononun rengi ve deseni enfesti. Ona bakakaldığım o an, içimden bir hayranlık da elimde olmaksızın kadına doğru akıp gitti…

Previous:

Bir Güvercin Kanadıydı Yüzüm

Next:

Thamel’de Bir Buluşma

You may also like

Post a new comment