Bhagavad Gita

23 Mayıs of 2011 by

Amritsar, 05 Kasım’06

Bundan çok çok uzun zaman önce dünya üzerinde olan çok büyük bir savaştan bahsedilir. Kuru Krallığı’nın başkenti Hindistan için özel bir konuma sahip Hastinapura’dır ve Hastinapura adalet ve erdemle – zamansız etik değerler – yönetilen simgesel bir yerleşimdir.

Fillerin kalesi olarak da bilinen bu şehrin bir diğer adı da ‘bilgelik şehridir’. Fillerle bilgeliğin eş tutulmasının nedeni; bu hayvanların büyük kulakları ile sesleri çok iyi duyabilmeleri, hassasiyetleri, iyi konsantre olabilmeleri ve tehlike karşısında cesur ve atak davranışları nedeniyledir…

Kral Pandu öldükten sonra yerine ağabeyi Dhiritarashtra gelir. Dhiritarashtra’nın 100 oğlu olduğu söylenir. Bunlardan Duryadhana, 99 kardeşinin özelliklerini taşıyan, hırslı, bencil, maddesel olanın peşinden giden bir doğaya sahip, diğer kardeşlerinde olduğu gibi. Ve Duryadhana’nın büyük kardeşin hakkı olmasına rağmen tahtta da gözü vardır.

Kuravaların tahtı ele geçirmesinden sonra, şehrin etik değerlerinin izinden giden, Prens Arjuna’nın önderliğindeki Pandavalar ile Kuravalar arasında savaş çıkar. Hastinapura eskiden olduğu gibi adil ve bilgelikle yönetileceği günlere geri dönmelidir. Kuravalar’ı temsilen Duryadhana, Pandavala’ı temsilen Arjuna Hastinapura’nın bilge kişisi Krishna’ya giderler. Krishna ikisine de sorar; “Orduları mı beni mi istersin?’…”

Arjuna hiç düşünmeden Krishna’yı seçer. Duryadhana ise orduları. Duryadhana doğası gereği maddi olanın peşinden gider. Arjuna ise bilgeliğin rehberliğini seçmiştir. Krishna Arjuna’ya sorar; “Neden beni seçtin” diye. Arjuna ise ordulara ihtiyacı olmadığını, bilgelikle yönetilmeye ihtiyacı olduğunu, kendisinin rehberliğinde savaşa girebileceğini ve savaş arabasında atları yönetmesini istediğini söyler. Arjuna Krishna’nın 4 ata yön vermesini istemektedir, çünkü duygusal yönünün ağır basmasından endişe etmektedir.

Savaş günü gelir çatar. Savaş arabalarında her iki tarafın liderleri beklemektedir. Savaş ancak ve ancak Arjuna’nın ‘okunu atması’ ile başlayacaktır. Arjuna duraksar. Karşı tarafta tanıdığı ve sevdiği insanlar vardır. Duraksar çünkü işareti vermesiyle birlikte onları bir daha göremeyeceğinin de farkındadır. İçinde bir acı hissederek Krishna’ya döner. Hiçbir şekilde toprak ya da krallık için bu savaşa girmek istemediğini, sevdiklerinin ölümüne neden olmaktansa bir kuru ekmeğe dilenmeyi tercih edeceğini söyler.

Krishna Arjuna’ya bu savaşın olması gerektiğini, şimdi küçük bir grubun ölümü için bu savaştan vazgeçerse aynı zamanda Hastinapura’dan vazgeçeceğini ve aslında bütünün iyiliğinden vazgeçeceğini hatırlatır.

Bu öyküde; Arjuna; saflığın ve gücün sentezi ile oluşan felsefi savaşçıyı sembolize etmektedir.

Dört at; insanın maddesel yanını ifade eden dört aşamanın bulunduğu kişilik özelliklerini ifade eder.

Ok savaşı başlatmak için ‘ilk kıvılcım’ olup aynı zamanda insanın kendi içinde başlayan savaşın hangi yöne gideceğini belirleyen ilk adımı da sembolize etmektedir. Maddesel yanın yani kişiliğin ruhsal bilgelikle yönlendirilmedikçe yolunu bulamayacağı gerçeğini anlatır. Arjuna maddesel olan ve ruhsal olan arasında bir köprü olmasından dolayı çok önemli bir noktada bulunmaktadır. Oku atarak savaşı başlatması gereken yerdedir o; insanın kendi içsel savaşını… Ne de olsa ‘insanın yukarı gidebilmesinin yolu aşağı fetihlerden geçer.’

Pandavalar ve Kuravalar arasındaki savaş sembolik anlamı olan bir savaştır. Ve bu savaş aslında iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık, cehalet ve bilgelik arasındadır. Bu savaş iyiliğin, bilgeliğin ve aydınlığın savaşı olacaktır. Yüksek bir amaç için savaş kararı kaçınılmazdır…

Nereye kulak verirsek oradan gelen sesleri duyabiliriz. Sessizliğin ses der ki ‘aynı anda iki yerde olamazsınız’…

İnsanın tanrısal anlayışı kendi içinde gizlidir. Yaşamlarımızı doğayla uyumlu geçirebilmemizin yolu kendi içimizdeki bilgeliğe ulaşmakla mümkündür. Felsefe ‘philo – sophia’ bilgeliğe duyulan aşk demektir ve felsefe doğru olana, gerçek olana giden bilgelik yoludur.

Bilgelik ise insanın ‘kendini’ ve içine doğduğu ‘doğayı’ bilmesidir…

Ve bu bilgeliği duyabilen, hissedebilen anlayışın hayata geçirilmesi, ifade edilmesi yaşanması ancak İrade ile mümkündür. İrade; maddesel ve ruhsal dünya arasındaki köprüdür. Birleştirilmesi gereken, yüksek bir bilgeliğin amaca götüren rehberliğidir…

Sezgi ise maddi dünyanın gürültü ve patırtısının üstünde yüksek bir anlayışın getirdiği tanrısal esinlerdir. Krishna der ki; “tüm karmaşalara yukardan bak, gürültü ve patırtının üstünde, sessizliğin sesinde derin bir anlayış vardır…”

Mahabarata destanında yer alan Bhavagad Gita içindeki mesellerle aslında insanın karanlıktan ışığa giden yolunu aydınlatan ‘bir fener’ gibidir.

Paylaşmak istedim…

 

 

Previous:

Bisikletli Rikşa

Next:

Çapati

You may also like

Post a new comment