Bilmiyorum, Belki de İstanbul’da…

29 Mayıs of 2011 by

Bilmiyorum;

Belki de;

İstanbul’da;

Güneş her zamanki gibi doğacak,


Sultanahmet’te, Fatih’te, Eyüp Sultan’da sabah ezanı yine insan ruhunu delip geçen yanık bir sesle karşı tepelerde yankılanıp, boğazı baştanbaşa süzüp sonsuz âlemde kaybolup gidecek,

Küçükçekmece’nin fakir bir semtinde, bir gecekondu evinden çıkan bir çocuk kâğıt mendil satmak için Eminönü’nün yolunu tutacak,

Balıkçı, öğlen yemeğini çıkarmak için Haliç Köprüsü üzerinde oltasına yemini takacak,

Topkapı Sarayı’nda, yüzyıllardır susmayan Kur’an tilavetinin görevli hafızı nöbeti devralmak için hazırlığını yapacak,

Bilmiyorum;

Belki de;

İstanbul’da;

Dolmabahçe Sarayı’nda hiç kıpırdamadan duran askerin gözleri denize dalmış, terhisine kalan zamanı hesaplayıp duracak,

Hidiv Kasrı’nın bahçesinde, yaşlı bir adam köşkün heybetine bakıp iç çekecek,

Vapurlar aynı şekilde boğazın suları üzerinde sefer yapacak,

Emirgan’da, bir martı hızlı bir dalış yapıp, su yüzüne çıkma gafletinde bulunan balığı gagasıyla kapıp rızkına kavuşacak,

Beykoz’da, ormanlıkta, bir ağacın dalına konan kuşu kimse görmeyecek,

Gerçekten bilmiyorum;

Belki de;

İstanbul’da;

Bir sokak çocuğu daha bilmem hangi köprünün altında bali çekecek,

İstanbul’un toprağına ve suyuna yağmur yağacak, rüzgâr her zamanki gibi esecek, Zincirlikuyu’ya bir mevta daha gömülecek, Rumeli ve Anadolu Hisarı’nın duvarlarından sessiz ve sakin bir tuğla daha düşecek,

Batı ile doğuyu birbirine bağlayan Boğaz Köprüsü’nün üzerinde intihar etmeyi planlayan bir gencin ayak seslerini kimse hissetmeyecek,

Bir yürek daha burkulacak, bir uçak kalkıp bir uçak inecek, bir yaprak daha solacak…

Bilmiyorum;

Belki de;

İstanbul’da;

İstanbul, İstanbul gibi yaşayacak.

Güneş her zamanki gibi batacak.

Bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var:

Biliyorum;

İstanbul’da;

Bir sabah şehrin orta yerinde, hülyalara dalmış bir adam, evden dışarı adımını attığında kalp atışları değişecek, ritmini kendisi de kontrol edemeyecek,

Güneşin farklı doğduğunu görecek,

Şemsiyesinin üzerine dökülen yağmur damlacıklarını tanıyacak,

Ezan sesinin kulağında değişik yankılandığını anlayacak,

Boğaz sularının hangi yöne aktığını merak edecek,

Rüzgârın esintisini bir melodi gibi dinleyecek,

Arabaların korna sesini duymayacak,

İstanbul’u, başka bir İstanbul gibi yaşayacak,

Şehrin bir gecede nasıl olup da değişmiş olduğunu düşünecek,

Dünden bugüne, bir günde, sanki bin yılın farklılığını hissedecek,

Güneşin bir başka battığını görecek.

Tıpkı benim gibi…

Not: “Malatya Günleri” etkinliğinin yorumunu yazmak için bilgisayarın başına oturdum… Sonra alakasız bir yazı çıktı ortaya… Bilmiyorum, neden acaba?

Yazı ve fotoğraf: Alişan Hayırlı

 

Previous:

Yüreğimi İzollu’ya Bıraktım da Geldim

Next:

Mum

You may also like

Post a new comment