Bin Yıllık Göçer Kültürünün Son Temsilcileri; Sarıkeçililer

19 Nisan of 2011 by

Anadolu’yu boydan boya alınlarının teriyle, bacaklarının gücüyle, hayvanlarıyla, insanlarıyla birlikte yürüyerek geçen, göçer yaşam kültürünün son insanları; Sarıkeçili Yörükleri köklerimizdir. Göç yolları üzerinde taşıdıkları şey yalnızca hayvanları, insanları, çadırları değil kültürleridir de…

Pervin Çoban Savran geleneksel yaşam biçimlerini ve köklerini geçmişten bugüne taşıdığının bilinciyle hareket eden, duyarlı, vatanını, toprağını seven, koruyan, doğaya saygılı kadim bilgileri taşıyan ve onları aktarma bilinçliliği ve yürekliliğine sahip yiğit ve bilge bir Anadolu kadını ve bizim ezeli ve ebedi anamızdır.

Akdeniz kıyıları ve Orta Anadolu yaylalarından at, eşek ve keçileriyle geçen Sarıkeçili Yörükleri Toroslar’ı aşarak yaylalara doğru yol alırken göçer Yörük tarihi de onlarla birlikte yaşamaya devam ediyor. Dağlar, tozlu, topraklı yollar, nehirler, dereler, meyve veren ağaçlar onların hayat arkadaşları, destekçileri, koruyucuları, besinleri. Yaşamlarındaki tek zorluk ise yaşadıkları bürokratik engeller ne yazık ki! Karşılarına çıkan baskı ve zorlamalara karşın yılmayan bir kararlılıkla haklı mücadelelerini kadim sorumluluklarının bilinciyle devam ettiriyorlar. Toroslar onları korusun…

Sarıkeçili Yörükleri bir semboldür; yaşayan bir sembol. İşaret ettiği şey kapitalizmin köleliğinden gözleri kör olmuş, her şeyi satın alarak var olmaya çalışan, hazır ve paketler halinde ve belirli geleceklerle kandırılan insanlığın dikkatini, doğada yapılmak istenen talana çekmektir. Yaşam hakkı var olan her şeye eşit olarak dağıtılmıştır. Sular akmazsa Sarıkeçili Yörükleri de yaşayamaz. Dağlar delinirse ağaçlar olmaz. Ağaçlar olmazsa kuşlar olmaz. Kuşlar olmazsa özgürlük olmaz. Onların olduğu yer atalarımızın yeridir. Yaşamları atalarımızın yaşamlarıdır. Onların yok olması derelerin, nehirlerin, ormanların yok olmasıdır! Kültürümüzün yok olmasıdır!!!

Bugün HES’lerle yapılmak istenenler çok planlı bir yok edişin ilk basamaklarıdır. Sonraki basamaklarsa buna izin veren insanlığın cehaletiyle yükselecektir. Bu sorumluluk hepimizin!

Bunu Pervin Çoban Savran’ın basında çıkan kendi ifadeleriyle dinleyelim; “Bize göre teknoloji, hızla değerleri yok ediyor. Biz bunun farkına vardık ve bir şeylere zarar vermeden de hayatın sürdürülebildiğini göstermek için bir mücadele veriyoruz. HES’lerle ilgili çalışmaların yanlış olduğunu düşünüyoruz. HES’ler olmadan da, doğal yaşama, akarsulara, derelere zarar vermeden de yaşamın devam edebildiğini göstermeye çalışıyoruz. Derelere yapılacak olan HES’lerden yararlanacak insanların sayısı bellidir ama biz yüzlerce yıldır bu doğada, bu akan derelerde bu ormanlarda tek bir ağaç kesmeden yaşadık geldik. Bundan sonra da böyle devam etmesini istiyoruz. Çünkü sular yokolunca bir tek biz yok olmuyoruz doğada. Havası, böceği, kuşu; herşey yok oluyor. Gözle görülen ve görülmeyen tüm canlıları yok olduğunu herkesin idrak etmesini istiyoruz. Biz sanal alemde yaşayamayız. Biz dört kare camın içerisinden görerek bu hayatın sürdürülemeyeceğini canlı canlı olarak tanığıyız, bunu yaşıyoruz. Binlerce insanın bunun idrak etmesini istiyoruz. Bunun için birşeyler yapılmasından yanayız. HES’ler, barajlar, ambalajlanan sular vesaire… Biz bunların hepsinin karşısındayız. Bizler vücudumuzun içerisinde dolaşan kanı depolayabilir miyiz? Kalbimizin fazla kan barındırdığını öğrettiler bize. Şimdi biz fazla kan pompalıyor diye kalbimizdeki kanın bir kısmını hortumla alarak başka bir yere nakledebilir miyiz? Vücudumuzun her tarafında kan dolaşıyor. Bazı kısımlarında az, bazı kısımlarındaysa çok. Kalp bölgemizdeki fazla kanın akışını farklı bir yere yönlendirdiğimiz zaman bu bizim sağlığımızı ne derece etkileyecek bu? Azıcık aklı olan herkes bu şekil düşünürse daha iyi kavrayabilir bu meseleyi. Başka türlü anlatamayız. Ben üzerinde yaşadığımız toprakları, ülkemizi bir insan bedeni gibi düşünüyorum. Yaşadığım coğrafya benim bedenim gibi. Benim bedenimdeki kanı hortumla bir başka dokuya, bir başka bedene aktardığınız zaman ben ölürüm. Bunun bizim için başka bir ifadesi yok. Bizim için anlamı bu. Eğer bu dünyanın dönüşü durdurulamayacaksa, bu göç de durmayacak. Bu kan da bulunduğu yerden bir başka yere aktarılamayacak. Herkes alternatif bir çözüm arayışına girsin. Biz sonuna kadar mücadele edeceğiz bu uğurda.

Herşey gelip geçicidir. Yasalar da şirketler de gelip geçicidir. İnsanlar da gelip geçicidir. Ama tek bir gerçek vardır, insanların doğru olarak yapmış olduğu şeyler kalıcıdır. Bizim yapmaya çalıştığımız, mücadelesini verdiğimiz iyi bir gerçek var. Bu gerçek bizimle gitmeyecek. Bizden sonrasına da kalacak.’’

Pervin ANA ve SARIKEÇİLİ YÖRÜKLERİ Doğa’nın ve ANADOLU’nun an be an dağlarıyla, toprağıyla, suyuyla, hayvanı ve ağaçlarıyla ilişki kuran insanlarıdırlar. Ve yaşayış ve söylemleriyle doğru bildiklerini örtüştüren Anadolu insanının sembolüdürler.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Büyük Anadolu Yürüyüşü

Next:

Gökteki Kale

You may also like

Post a new comment