‘Bir atla antik Likya Yolu’nu yürümek artık bir rüya değil!’

29 Mart of 2011 by

Tolga Koç, 15 atla birlikte Olympos’ta yaşıyor. Onunla tanıştıktan bir – iki saat sonra kendimi bir atla ormanda yürümeyi bırakın koşarken buldum. Ormana dalıverdiğim o büyülü andan sonra beni bu derece ata binebileceğim konusunda rahatlatması karşısında hala daha şaşkınım. Antik Likya Yolu’nu at üstünde yürümek isteyenler ve atları daha yakından tanımak isteyenler adına kendisiyle bir söyleşi yaptık.

Atlarla kurduğun iletişimden ve sende bıraktığı etkiden bahsetmek gerekirse neler söylersin?

4 – 5 yaşından beri köylerde atları bağlı olduğu yerlerden çözüp onları özgür bırakmak isterdim. Yelelerini tutup onlarla kaçmak şeklinde başladı ilk ilişkim. Onların da benle ilişki kurduklarını hissettim. Aralarındaki iletişimi, birbirlerine nasıl davrandıklarını, nasıl dokunduklarını, hangi hareketi kullanarak birbirlerine nasıl yaklaştıklarını gözlemledim. Bu çok özel, onların birbirleriyle ilişkileri… Bir süre sonra içten gelen bir dürtü ile ben de onlara bir at gibi davranmaya başladım. Sürü liderinin hareketini gözlemleyerek sürü lideri gibi oldum. İnsani bir şey karıştırmadan, onların dilinden…

Atlarla bir yaşam paylaşmaya giden süreç nasıl gelişti?

Onların yanında kendimi çok iyi hissettim, onların da beni hissettiğini anladım. Herhangi bir sıkıntımda bana yardımcı olmaya çalıştıklarını fark ettim. Çok yumuşak davranıp özen gösteriyorlardı. Ve sabah uyanıp bir atla karşılaştığımda, onlarla zaman geçirdiğimde daha yumuşak, özenli ve olumlu hissettiğimi biliyorum. Şehirlerde bunun eksikliğini çok hissettim. Sabah uyanınca kulağıma gelen araba gürültüleri ve duyduğum yabancı sesler şiddetle onları özlediğimi hissettirdi bana.

Atların duygusal yapısından, karakteristiğinden biraz bahseder misin?

Atlar sürüler halinde yaşarlar. Sürü lideri dişidir. Sürüde bir aygır olur. Aygır sürüyü hep en arkadan takip eder. Sadece bir tehlike olduğunda öne çıkar. Çünkü aygır feda edilebilir. Kısraklar doğduktan sonra sürüde kalırlar, sürüden ayrılmazlar. Aygırlar 14 – 15 aylıktan sonra sürüdeki aygır tarafından sürüden kovalanır. Erkek atlar kendi aralarında bir grup oluşturarak tüm gün kendi aralarında sürü liderliği için kavga ederler. Zaman zaman kendini güçlü hisseden sürü lideri ile kavga eder, kazanırsa sürü lideri olur. Dişiler dışkılarını her yere yaparlar, yaptıkları yerdeki otları da yemezler. Başka hayvanların dışkısı olan herhangi bir yeri de yemezler. Erkekler ise belirli bir yere yaparlar.

Duygusal yapıları, dostlukları çok sağlam temellere dayanır. Mesela bir atın çok iyi anlaştığı bir diğeri ölürse kendini çok kötü hisseder, bunun düzelmesi yıllar alabilir ya da bir dostundan ayrılırsa son derece mutsuz olur. Dostlukları çok güçlüdür, birbirlerine çok bağlıdırlar. Bazı atlar tayları çok sever, bazı atlar korkaktır, sürü liderine yaklaşmaya çalışırlar, gölgesinde kalmak için. Birbirlerine yaklaşmaları bile bir ritüeldir. Hiçbir zaman doğrudan üstüne gitmezler, yandan yaklaşırlar, at izin vermezse yaklaşmazlar, iyi dostlar birbirlerini kaşırlar, birbirleriyle uyurlar. Dayanışma içindedirler. Birbirlerinin yarı kısmını uyuturlar, uyutulan tarafta başka bir at vardır. Uyumayan taraf, dışta kalan yan uyanıktır, sonra yer değiştirip diğer taraflarını uyuturlar. Bu esnada bir atın başı bir yöne bakarken diğerinin başı diğer yöne bakar. Yetişkin atlar günde 15 dakika uyurlar ve rüya görürler. Taylar daha fazla uyur. Rüya görmek bir at için çok önemlidir, yatarak uyumaları da çok önemlidir, yatarak uyumazlarsa rüya görmezler. Rüya görmezlerse psikolojileri bozulur ve uyuyamazlar. Eğer yalnızlarsa ayakta uyurlar ve rüya göremezler. Yanlarında güvendikleri bir at varsa yatarak hem uyur hem rüya görebilirler. Diğer at uyanık ve gözcüdür. Bir süre sonra gözcülüğü diğeri alır ve uyanık kalan uyur. Atlar doğada av olduklarından, herhangi bir şeyden ürkerlerse eğer, düşünmeden hemen kaçarlar. Kaçtıktan sonra eğer sorun olmadığını anlarlarsa rahatlarlar.

Vücut dilleri önemlidir. Kulakları arkaya yatarsa mutsuzdurlar. Gözleri her iki yana yukarı bakıyorsa bu korkmuş ve huzursuz oldukları anlamına gelir. Ağzını dişlerini göstererek açıyorsa dostça yaklaşıyor demektir bu. Keyfi yerinde ve güvendedir.

Atlarda kullanılan malzemeler binicilik çiftliklerinde fazla kurallı. Hiç ata binmemiş biri için süreç çok uzun. Bununla ilgili ne söylersin?

Atlara iki tür yaklaşımdan söz edebiliriz. Biri iyilik, diğeri tecavüzdür. Tecavüz yöntemi ile eğitilmiş atlar zor kullanarak, aç bırakılarak bir şeyleri yapmaya doğrudan zorlanır. Atların onayını almak yapacağınız her harekette en önemli şeydir. Hiçbir zaman ve zorlamadan. Çok zaman ve sabır isteyen bir yöntemdir ama olması gereken budur. Atlara iyilikle yaklaşım çok önemli. Güven çok önemli.

Atlar genellikle tecavüz yolu ile eğitildiklerinden atla binici arasında bir güven ve dostluk duygusu oluşmuyor. Bu nedenle de ne zaman nasıl davranacağı belli olmuyor. Ve ata binmek isteyen biri ile atı yalnız bırakamıyorlar. Manej sınırlı bir alan, hem at hem de binici için özgürlük duygusu olmayan ve kurallar içinde iletişim kurmayı gerektiren bir alan. Ama asıl konu atın binici ile kurduğu ön ilişkidir. Bu da en başta kesintiye uğruyor zaten!

Biraz onlarla olan ilişkinden bahseder misin?

Dünyanın bir sürü yerinde ata bindim. Ve onların karakterlerini çözmeye çalıştım. Atlarda psikolojinin son derece önemli olduğunu, doktorların iyileşmez dediği atların iyileşebildiklerini gördüm. Tıp, atlar söz konusu olduğunda ikinci planda kalıyor. At sana güvenirse seni dinler. Bir atı bir yere kapatmak çok yanlıştır. Psikolojileri çok bozulur. Bu aslında askeri bir yöntemdir. Savaşmaları için diğer atlarla ilişkilerinin olmaması gerekir. Ayrı ahırlara kapatılmaları bu nedenledir. Yalnız ve aç bırakılırlar ki insanlara muhtaç olsunlar!

Ahır ben de kullanıyorum ama üç tarafı kapalı, bir tarafı açık büyük ve kapısı olmayan bir yer. Sadece çitin içinde. Onlara hiç karışmıyorum. İhtiyaç duyduklarında giriyor, ihtiyaç duymadıklarında çıkıyorlar. Onlar adına bizim karar vermememiz gerek. Çünkü kendileri için iyi olanı daha iyi bilirler. Bir atı bağlamaktan son derece rahatsızlık duyuyorum. Onları bağlamam insanlar yüzünden! Burada özgürler ama sürü liderini bağlamam gerekiyor. Bunun için çitin içinde durduklarında onlara ot koyuyorum ve böylelikle onlarla ilişki kurmuş oluyorum. Köylüler otu biçtirirler, sonra at yemediği zaman patoza verir küçültürler. Ben bunu yapmam. Tırpanla biçerim. Sabah olmadan üzerine çiğ düşmeden, güneş otun üzerine değmeden, çiğ kurumadan kestiğim gibi önlerine koyarım.

Hiçbir zaman ona ödül vermek için yiyecek vermem. Onunla pazarlık yapmam! Sadece sevgi gösteririm. Ona maddi bir şeyler vermek önemli değil, ona manevi bir şeyler vermek, sevgi vermek, ona sevildiğini hissettirmek önemlidir. Eğer at üstüne binilmesinden hoşlanmıyorsa ona binmem. Amaç sadece birlikte yaşamak, o kadar. Onlara saygılıyım. Hastalandıklarında, benden yardım istediklerinde veya bunu hissettiğimde elimden geleni yaparım. Veteriner borcu yüzünden arabamı sattım. Kendim dişçiye gidemedim 3 ay ama önce onları tedavi ettirdim.

Bir atı satmayı hiç düşünmem. Ama bir başkasının yanında daha mutlu olacaksa öyle veririm. Onlar özgürler benim yanımda, benimle kalmak istedikleri sürece benimle birlikteler. En önemli şeyin at yetiştirirken özgürlük olduğunu anladım. At kendini özgür hissetmeli ve diğer atlarla birlikte olmalı. Atlar benim değil. Onların sahibi değilim. Onların mutluluğu önemli ve sürü içinde olmaları önemli. Onun mülkiyetini alamazsınız, onunla arkadaş olabilirsiniz. Gidip sevmem, onun gelip sevmesini beklerim. Zamanını beklerim. Kızılderililerin at yakalaması ile ilgili bir örnek vardır. Kızılderili sürüye belirli bir mesafede sürünün onu görebileceği bir yerde 1 hafta süreyle yaşamaya başlar. O esnada atlara hiç bakmaz, onlarla göz göze gelmez, ilgilenmez. Sadece uyur, kalkar, oturur. Bir süre sonra atlar onu merak etmeye başlarlar. Ve Kızılderili oradan ayrılırken atlar da onu takip eder. Kızılderili atı böyle yakalar. Atlarla iletişim kurana dek mesafeyi korumak çok önemli, tıpkı otistik çocuklar gibi.

Otistik çocuklarla at arasında nasıl bir bağ var?

Bu çocuklar insanlarla ilişki kuramayan ve anlaşıldığını hissedemeyen duyma, konuşma engelli ve hiperaktif çocuklar. Bu yüzden de özgüvenleri çok zayıf ve anlaşma yöntemi olarak konuşma dilinden çok vücut dilini kullanıyorlar.

Almanya’da pedagoji formu aldım. Özürlü çocuklarla 5 yıl tek tek çalıştım. At hep vardı. Orda bunun için atlar özel yetiştiriliyorlar. Atlar hipoterapiye uygun. Bu şekilde eğitilen atlar normal olarak adlandırılan insanlar için de çok iyi sonuç veriyor. Alkol, uyuşturucu, madde bağımlılığı, kumar, aşırı internet kullanımı gibi bağımlılıklarda da hipoterapi kullanıyorum. İlk defa ata binen biri bağımlılık duyduğu şeyi aramıyor, aklına da gelmiyor. At ve insanla kurulan bu ilişki çok özel ve insan bunu bir kere hissettiğinde iyi hissediş kendiliğinden başlıyor.

O zamanlar özürlü çocukları kendi bildiğim atlara götürüyordum. Atla kurdukları ilişkiyi fark etmiştim. Atın üstüne bindiğiniz anda her şey değişir. Atların birbirleriyle ilişki kurma yöntemleri de çok benzer ilişkiler taşır. Atlar da otistiktir diyebiliriz. Onlar da vücut diliyle anlaşır. Ve de otistik çocuklar atların vücut dilini çok kısa sürede çözerler. Atlar da otistik vücut dilini çözerler. Böylelikle aralarında ortak bir dil oluşur. Bir at bir otistik çocukla kurduğu ilişkiyi bir başkasıyla kurmaz. Etkileşim çift taraflı ve kendine özeldir. Çocuk anlaşıldığını hisseder. Bir şeyi başardığını hisseder. Özgüveni yükselir. Telepatik olarak öyle bir bağ kurarlar ki çocuğu gemsiz, çırılçıplak atın üzerine bindirip bıraktığınızda ikisi anlaşıp gezebilirler.

Bugün atları kendim yetiştiriyorum. Atların ve otistik çocukların vücut dilini çok incelediğim için çocukla hiç konuşmadan 2 gün sadece ata bindiriyorum. Çocukla doğrudan atın kurduğu ilişkiyi kuruyorum. İlk önce merakını çekmek önemli. O istemeden herhangi bir şey vermemek gerekiyor. Susuyorum, diğer insanlarla aramdaki farkı görüp kendisi yaklaşana dek. Sonra da atı devreye sokuyorum. Ama çocuk ilk ilişkiyi benimle kurmalı.

Bir otistik çocuk bize geldiğinde bazen 3 gün kafasını dönüp ata bakmayabilir. Merak edip kendisi gelmesi gerekir. Biz de bunu bekleriz. Bu çocuklarda bizim algıladığımız şekilde bir zaman kavramı yok. Zaman ve mekân algıları çok daha farklı!

Atla yol yapmak nasıl bir his?

Atla yol yapmak hep seyir halinde olduğun için farklı bir duygudur. Zaman mefhumu biter. Saate her bakışında şaşırırsın, yolun nasıl bittiğini anlamazsın. Hep değişen bir görüntü vardır etrafta. At gidiyor sen izliyorsun, yürürken ya da bir araçta izleyemezsin. At üzerinde durum çok farklıdır. Rahatlatıcı ve güzel. Omurilik sertleşmez. Atla etkileşim yormaz, at hiç yormaz, çünkü at o dinamizmi sana verir, yormadan, kasmadan. Rahat bir şekilde oturup kendini ata bırakırsan, yolun nasıl bittiğini anlamazsın ve dikkat hiç bozulmaz. At yaptığı işi çok ciddiye alır, attığı her adımı bilir. Sen de bundan etkilenirsin, saygı duyar ve anlamaya çalışırsın. Atla gireceğin yegâne iletişim budur.

At üstündeki insanı bilir. Bu yüzden de bir insanın üstüne binmesini ya ister ya da istemez. İstemediğinde ben de istemem. Atın o insana bakışını görürüm ve ona göre karar veririm. At söyler ben uygularım.

Hiç ata binmemiş biri için süreç nasıl gelişir?

Hiç ata binmemiş birinin iyilikle eğitim görmüş bir ata binip ormanda gezmesi en fazla benim 1 saatimi alır. Bunun yarım saati eğitim, yarım saati turdur. Serbest stildir bu. Manej yok. Doğrudan doğada öğrenim. Manejde eğitilen atlar kurallıdır. Sağdan binilen ata soldan binemezsin. Atlarda zor kullanarak eğitildiklerinden kurallara uyar. O yüzden bizim atlarda öyle bir şey yok. Her iki yönden de ata binerim. Ata binerken mümkün olduğu kadar atı vücudumla yönetmeye çalışırım. Uzun süre bindiğim atlarda dizgin kullanmam, yetiştirmeye bağlı.

Ata binerken atın üstüne boş çuval gibi oturacaksın, omuriliği rahat bırakacaksın. Ağırlık o zaman hara bölgesinde kalır. Eğer gerilirsen ağırlık omuzlara çıkar ve omurilik kasılır ve at da bunu hisseder. Ağırlık merkezi çok önemli.

Hiç ata binmemiş birinin Likya Yolu’nu yürümesi mümkün müdür?

Orman yolu ve Likya Yolu’nu karışık yürüyoruz. Karma bir yol; bazen tarlalardan, bazen ormandan gideceğiz. Likya Yolu’nu bölüm bölüm at üzerinde yürüme turu bu. Hiç ata binmemiş bir insan bunu rahatlıkla yapabilir. Atın uysallığı ve iyilikle eğitilmiş bir at olması bir insanın hiç ata binmemiş olmasından çok daha önemlidir. Bizim atlarımız tamam ile iyilik görmüş, güven duygusu ile davranan atlar. Korkulacak bir şey yok. Atın üzerinde rahat ve kasmadan oturmak yeterli. Katılımcılar sadece güven ve sevgi içinde olsunlar, bu yeterlidir.

Tur programınız nasıl oluyor? Ne kadar bir süre söz konusu?

Bir haftalık bir program bu. İlk gün yola çıkmadan önce sadece atlarla tanışma olacak. Bir ata nasıl davranılır, üzerine nasıl oturulur onu göreceğiz. Katılımcılar atı bağlamayı, götürmeyi, yürütmeyi ve binmeyi birebir yaşayacaklar. Ve buna yönelik birkaç saatlik bir öncü tur yapacağız hep birlikte. Zaten at ve insan arasındaki bağ 3 gün içinde kendiliğinden güçlenecektir. Ormanda, dağlarda, vadilerde atla birlikte yol almanın keyfini herkes yaşasın istiyoruz. Yaş sınırlaması doğrusu kendiliğinden ortadan kalkıyor bu durumda. Yürümekte zorlananlar, yürüyemeyenler ve bu yolu hem de atla dağlarda olmanın ruhunu merak edenler varsa bizimle iletişime geçmeleri yeterlidir.

Düşündüğümüz birkaç şey var bu konu ile ilgili. Serbest turlar yapabiliriz. Ata binmeyi bilen ve deneyimli insanlarla onların istedikleri süreleri makul karşılayarak daha farklı parkurlar deneyebiliriz. Özel arkadaş grupları ile gelmek isteyenler için düşündükleri bir güzergâhta bile gerçekleştirebiliriz bu turu. Bu anlamda isteklere açığız. Ata binip hiç düşünülmemiş rotalara doğru iz sürebiliriz.

Hiç ata binmemiş insanlar için düşündüğümüz tur Olympos ve Adrasan bölgesinde orman yolu ile yer yer asfalt yollar ve Likya Yolu’nun karışımından oluşacak. Binici zorlanmadan yolun keyfini çıkarıp hiç yorulmadan yalnızca haz alarak turu tamamladığında o güne dek hiç yaşamadığı ilklerden birini yaşamış olacaktır. Bu bizi her şeyden fazla heyecanlandırıyor.

O zaman ormanda bu antik yolu atla yürümek isteyenlere bir çağrı yapalım buradan. Sırt çantanızı, güveninizi ve sevginizi alın gelin.

Yazı ve fotoğraflar: Selma Akar

Previous:

Kocaeli Geleceğini Yeşilde Arıyor

Next:

Hayallerim

You may also like

Post a new comment