Bir Başka Ülkeye Doğru

16 Haziran of 2011 by

Gorakhpur, 02 Aralık’06

Hep birlikte Delhi’ye geri döndük. Ardından, doğrudan Baharganj’a geçtik. Kemiklerimize kadar bizi dinlendirecek bir uykuya ihtiyacımız vardı. Odalara çekildik. Benimki ufak bir odaydı. Odada kendimle tek başıma kaldığımda sessizliğin ne kadar güzel bir şey olduğunu bir kez daha anladım. Kafamın içindeki seslerin de durmasını ümit ederek uykuya bıraktım kendimi…

Akşama doğru uyandığımda doğruca tren istasyonunun turist bölümüne gittim. Sabah 08.25‘de Gorakhpur’a hareket etmek üzere yataklı olanından biletimi aldım. Ve kendimi Baharganj’ın tütsü kokan, rengârenk dükkânlarının arasına bıraktım…

Gece yarısına kadar sokaklarda yürüdüm. Renklerin arasında kayboldum, ellerime kına yaptırdım tekrar. Eski eşya satan dükkânlarda daha çok vakit geçirdim. En çok sevdiğim şeylerden biri de yapraklarda servis edilen sokak yemeklerinden yemekti. Odaya geri döndüğümde Alex uyanıktı. Koridorda selamlaştığımızda ertesi sabah erkenden Gorakhpur’a hareket edeceğimi söyledim. Sabah erkenden odamın kapısı çalındı. Ve Natasha’ya selam ederek Alex’in uğurlamasıyla birlikte yeniden yollara düştüm. Sabah beni uğurlamak için erkenden kalkması karşısında doğrusu duygulanmıştım. Kesişen yollar şimdi de ayrılıyordu. Yollarda bu türden karşılaşmaları deneyimlediğim her seferinde kopuşların anlamını daha bir içselleştiriyordum. Ayrılıkların dokunamayacağı bir düzeye taşımak istiyordum kendimi. Üzüntünün her türlüsünden uzak durmak istiyordum…

Önümde 17 saate yakın sürecek bir tren yolculuğu vardı. Bir rikşaya atlayıp tren istasyonuna vardığımda saat 08.20 idi. Geç kalmıştım. Daha treni bulacaktım. Hindistan’da tren istasyonları büyük; gelenler, gidenler, üst geçitler, alt geçitler, insan nereden gideceğini şaşırıyor. Elimde bilet insanlara göstere göstere treni aradım. Adamın biri yanlış tarafta olduğumu, trenin karşıda olduğunu söyledi. Vakit yoktu, üst geçitten geçmek için yürümem gerekiyordu. Raylara baktım. O an tren raylarının üstünden geçmeye karar verdim ve atladım aşağıya. . Trenlerde kullanılan tuvaletlerin doğrudan raylara akıyor olması nedeniyle dikkatli olmalıydım. Sırtımda çanta, hızlı hareket etmeye çalışarak rayların üstünde tuvalet dolu görüntülere bakmamaya ve aynı zamanda da basmamaya gayret ederek trene doğru koştururken olan oldu; ayağımın biri sendeleyerek pislik dolu ray çukuruna girdi. Ne yapacağımı şaşırdım, ayağımı oradan güç bela çıkardım ve trene ulaştım. Botu derhal çıkararak orda bıraktım. Çantamı girişe koydum ve tuvalete girip üstümü başımı temizleyip şalvarımı değiştirdim ve ayağıma sandaletleri geçirdim…

Yerimi bulup oturduğumda Hindistan’da trene binmek mi zor yoksa ben mi beceremiyorum diye uzun uzun düşündüm ve sonra güldüm. Bazen tam bir şaşkına dönüşen halime güldüm. Her zaman çok basit gibi görünen şeyleri zorlaştırırken bulduğumda kendimi, kendime gülmeden edemem. Kendime gülerim hem de saatlerce gülebilirim. Eğer kendime gülmüyorsam bir sorun var demektir…

Ekinlerin içinden, çiçeklerle örtülmüş rengarenk tarlaların içinden geçtik, tarlalarda ekine sürülmüş hayvanlar, sarileriyle kadınlar, oturup işemekte olanlar, boylu boyunca uzanan tarlalardaki devasa büyük ağaçlar gözümün önünden bir bir geçerken, her şeye rağmen tren seyahatinin çok başka bir keyif olduğunu bir kez daha anlamış bulunuyordum. Yol uzundu ama uzun yollar trende sorun değildi, hele de uyuma imkânı da varsa. İstediğim an uyuyabilirdim. Benim biletli yer üst kattaydı. Şimdilik bir yer bulup oturmuştum etrafı izlemek için. Uykum geldiğinde de ranzama geçecektim. Sorun yoktu. Başka bir ülkeye doğru Nepal’e doğru götürüyordu beni bu tren…

Hindistan haritasına odada baktığım an geldi gözümün önüne. Dünyanın en büyük yedinci coğrafi alanında, en büyük ikinci nüfusuna sahip ülkesindeydim. Hindistan geze geze bitecek bir yer değildi. Öyle büyüktü ki ben kuzey Hindistan’ı şöyle bir görmüş sayılırdım. Bu ülke çok daha geniş zaman ve yaşanmışlık gerektiriyordu. Çok daha fazla…

Bense bir yerlerde kalmaktan öte ‘bir yerden bir yere gidiyor olmak’ ile daha çok ilgileniyordum. Bir kuş gibi konmak bir ağaca, bir toprağa; ardından da ağacı, yaprakları, toprağı özlemeden yola devam etmek, gitmek istiyordum. Sadece gitmek…

 

 

Previous:

Hayalet Tren

Next:

Merhaba Nepal

You may also like

Post a new comment