Bir Hoş Seda

28 Temmuz of 2011 by

Kathmandu, 08 Ocak’07

Kathmandu’ya doğru inişe geçerken yol, aklım hala sisli ormandaki patika yoldan şamana doğru gidiyordu. Yaşadığım bu çok özel anı benimle beraberdi. Şaman kadının da söylediği gibi aramızda güçlü bir bağ vardı artık ve bu bağ zamandan ve mekândan azadeydi…


Kathmandu’ya iner inmez doğrudan minibüse atladığım gibi soluğu Thamel’de aldım. Everest guest housea giden dar yoldan yürüdüm ve pasaport işlemlerinin ardından daha önce kaldığım odaya yerleştim. Odayı öyle sevmişim ki girer girmez bir huzur yerleşiverdi içime. Perdeler kapalıydı, açmadım ve uykuya bıraktım kendimi…

Sabah uyandığımda Veysi’yle Fuji’yi düşündüm. Buradalar mıydı merak içindeydim. Ayaklarım beni Momo Star Restaurant’a götürdü. Biraz oturdum, bakındım, ne gelen vardı ne giden. Akşamüstü tekrar denemeyi düşünüp Eski saray meydanına döndüm yönümü. Güvercinlerin arasına karışıp insanları izledim. Sakin, huzurlu bir yerdi doğrusu burası. Etraftaki her şey de eski zamanlardan sızmışçasına anlam yüklüydü. Tekrar tekrar baktım aynı yerlere, her defasında yeniden bakıyormuş gibi.

Ardından şaman davulunu gördüğüm yere gitti ayaklarım. Dükkâna doğru yaklaştığımda heyecanlıydım. Girdim ve bir şaman davulu aldım. Nasıl götürürdüm, nasıl taşırdım bilemedim ama bunun üzerinde de çok düşünmedim. Aslında şaman kadın benim için bir davul yapacaktı, seneye tekrar çağırdı beni, gittiğimde de davulum hazır olacaktı. Yine de o zamana dek bekleyemeyecektim. Şaman davulunu elime aldığımda ondan ayrılmak istemedim. Tek bildiğim buydu…

Akşamüstü tekrar Momo Star’a gittim. Oturdum ve Daniel’e rastladım. Selam verdiğimde ayağa kalktı ve masasına davet etti. Oturdum. Biraz konuştuk. Neşeliydi. Göremediği gözleri hissedişlerini engellemiyor, bilakis kuvvetlendiriyordu. Bunun üzerine konuştuk biraz. Dünyayı fırsat buldukça geziyor ve beynine kendi resimlerini çekiyordu…

Fuji ve Veysi’yle birlikte oturduğumuz masaya baktım. Sessizdi. O zamanki buluşmanın anısıyla gözüme bir başka görünmüştü yine de. O anı ise her birimizin içinde ‘bir etki’ idi artık. Her şey gerçekten de sadece ‘bir hoş seda’ idi. Gelen ve giden aralığında bir etki…

Kathmandu’nun tarih kokan sokaklarında yürürken, trafik akan büyük caddelerinde yürürken, farklı farklı insanların arasında yürürken bir şeyi fark etmiştim; her nereye gidersem gideyim, ne görürsem göreyim, algıma çarpan her şey görünen tarafının arkasında bir hissedişle bana kendi anlamını uzatıyordu. Ve algım ne kadar açıksa aynıymış gibi görünen şeylerin ötesindeki farklılıkları görebiliyordum ya da farklıymış gibi görünen şeylerin ötesindeki aynılığı. Hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Bu açıdan baktığımda görünen şeylerin ötesindeki hissedişi anlamlandırabiliyordum. Her şeydeki bütünlüğü ve diğer yarıyı algılayabiliyordum…

Birkaç gün daha kaldım Kathmandu’da. Anan’ın Godmudu’sunda. Anan’ın dediğine göre Kathmandu’nun eski adı bu imiş. ‘Tanrı’nın ovası’ anlamına geliyormuş Godmudu. Ve zamanla dilden dile değişerek Kathmandu adını almış. Burasının bana hissettirdiği şey beni duygu olarak sarıp sarmalamıştı. Güzel anılarla ve o anıların benliğimde bıraktığı izlerle birlikte Kathmandu’ya hoşça kal dedim. Bir daha kavuşmayı ümit ederek…

Ve Chitwan’a gitmek üzere biletimi aldım…

 

 

Previous:

Geçiş Ayinleri

Next:

Değnek Dansı

You may also like

Post a new comment