Bir incir ağacı, bir koca orman; derenin sesi, kalbin atışı… Bir Şeftali, bin Şeftali

27 Kasım of 2010 by

Günaydın armut ağacı, günaydın dere sesi, günaydın kuş cıvıltısı… Uyandım, ahşap kokusu var etrafta, biraz soğuk sanki olsun güneş var. Birazdan ısıtır etrafı sarı sıcak. Annemin sesi; Şeftali’yle konuşuyor. Şeftali kim; güzel sarı kızımız, birciğimiz. Yıllar sonra yaylamızı şenlendiren, ahırımızın kemer taşlarını anlamlandıran kızımız.

Doğruluyorum yataktan, duyduğum şey huzur, hissettiğim tamamıyla huzur. Her şeyden, her yerden uzağım, korunaklıyım karşımda çizilmiş gibi dağlar ötelerde en büyük aşkım yaylam göz kırpar. Daha ne olsun? Sobada odunlar çıtırdıyor, kahvaltı sofrası hazır. Ben pijamalarımın üzerine hırkamı aldım çorap bile giymeden kapıya yöneldim. Ayağımda terlikler, serin hava; aydınlatmış, parlatmış ama henüz ısıtmamış bir güneş. “Günaydın, incir ağacı” diyorum ve kendime yer ediyorum güzel dallarında.

Kahvaltım bu benim; soframı her sabah anneannemin bahçenin başına, yolun altına dikmiş olduğu incir ağacı hazırlıyor. Patlıcan inciri diyoruz biz, böyle mor ve diri bir görüntüsü var, akşamdan sabaha, sabahtan akşama meyve veriyor incir ağacımız. Yapraklarının biçimini de çok severim zaten. Etrafı seyredip, daldan bir tane koparıyorum keyfime diyecek yok, ayaklarımı sarkıtıp, ‘umurumda mı dünya’ moduna geçiyorum. Her şey öyle güzel görünüyor ki; yalan dünya gerçek geliyor, gerçekler yalan. Hikâye diyorum olup biten her şey. Hikâyelerden ibaret, ibretli dünya. Her dal bana göz kırpıyor.

Bir ağaca dokunmak ne kadar gerçek, bir ağacın dalında oturup kahvaltı yapmak; dere sesi, kuş cıvıltısı alabildiğince dağlar, uğultular. Hem varlık hem yokluk. Sorgulamadan çünkü orada sorguya çekilen benim aslında. Soruyor ağaç bana; bizden ne istiyorsunuz siz insanlar, inananlar; neye inancınız? Kendinizi bilmezken neye güveniniz? Hâlbuki ben ne kadar güvendeyim sorgulu dallar arasında, seviyorum ağacı, bir dalını öpüyorum yaprağına dokunuyorum, söz seni hiç incitmeyeceğim diyorum ama yolun başından sonuna geçene kadar bir sürü ağaç incitiliyor, bir sürü dal kesiliyor, bir sürü dere kurutuluyor. Hepsinde içi acıyor, incir ağacımın; biliyorum ama bilmezler ki, herkese bu da hikâye gelir kendi hikâye hayatları gibi.

Sarıyorum ben bu defa ben sarıyorum sarmalıyorum ağacımın dallarını ve geçiyorum oradan Şeftali’nin yanına. Nasılda heyecanlanıyor beni kapıda görünce. Sevgimizi biliyor, kayıtsız seviyor bizi, şımarıyor, yanında annemle ben olayım açta olsa olur susuz da. Yeter ki bizden birini görsün, yanaşıyor, cilveleşiyor, oynuyor, bakışları öyle çok şey anlatıyor ki aman inek ne olacak diyenlere inat(:

Şeftali’ye günaydın dedikten sonra bakıyorum hala pijamalıyım yok şehir kaygılarım, her yer temiz, çıplak ayakla dolaşsan ne olur ki? Eve geçiyorum süt makinesinin melodik sesi, odama geçiyorum. Odam; armut ağacının dalları uzanmış pencereme vuruyor. Bazen bir karaca çaylıktan bana bakıyor bir iki otlayıp kaçıveriyor. Odam, iyi geceler ve günaydın dediğim huzurun rüyalarımda olduğu güzel odam, bakıyorum ayrıldığımda özleyeceğim günler aklıma geliyor ve iyice hafızama alıyorum her şeyi.

Giyinip çıkıveriyorum hemen günler kısa aylardan ekim. Hemen akşam oluveriyor, günü iyi çizmek lazım köy yollarla dolu, her an bir yol hikâyesi kendi içinde. Şeftali beni bekliyor, dışarı çıkmak istiyor. Benim incir ağacı keyfim gibi onun da ırmakta armut yeme keyfi var. Sallana sallana gidiyor ırmağa, bakıyor ardına da ben geliyor muyum diye.

Teşekkürler armut ağacı, dallarından bize meyvelerini esirgemediğin için, güzel ırmak suyunun sesi yeter. Pollyana ya da Heidi değilim. Pembe gözlüklerimde yok. Dağa taşa, börtüye böceğe, ineğe ata, kediye köpeğe, fareye kertenkeleye…

Kıyamıyorum, dayanamıyorum bir şeyler olmasına. Dünyanın hâkimi gibi yaşayan insanlara tahammülsüzlüğüm. Doğaya saygım, gökyüzüne inancım ve korkum. Bir kızgın olsa dağlar, heybetlerine nasıl dayanırız?

Şeftali armutları yiyor hevesle, sütü ne de güzel çok açık niye güzel. Sonra geri dönüyoruz, atlaya zıplaya. Bir güne bin yol hikayesi bu kısacık bir tanesi…

Previous:

Ben nasıl büyük adam olacağım?

Next:

Büyüklere masallar

You may also like

Post a new comment