Bir zamanlar Anadolu… Bir zamanlar Ankyra…

16 Kasım of 2011 by

Ankyra, ‘gemi çapası’ anlamanı geliyor. Bizanslı Stephanos, kente bu adın Mısırlıları denize kadar sürüp çapalarına el koyan Galatlarca verildiğini öne sürer. Pausinias ise Galatlar’ın değil Frigya kralı Midas’ın burayı kurduğunu ve aynı zamanda da gemi çapasını bulan kişi olduğu için bölgeye bu adı  verdiğinden bahseder. Ankara’nın bir diğer ismi de Engürü’dür. Farsça üzüm anlamına gelen Engür’den türemiştir. Üzüm bağlarını unutmamak gerekir.

Tarihte bu teorilerden hangisi gerçektir bilinmez ama birgerçek var ki bugüne kadar bu topraklarda milyonlarca insan yaşamıştır. Ne zaman yolum Ankara’ya düşse şehirdeki yaşamdan öte altında yatan tarihi düşünürüm. O insanları düşünürüm. Günümüzde hep derler ya Ankara kasvetlidir. Ankara pusludur. Adeta bir memur kentidir. Yaşam ağırdır, sessizdir, sakindir. Aslına bakılırsa Ankara yüzyıllardır tarih sayfalarındadır. Ve Ankara yüzyıllardır orada durmaktadır. Muhtemelen binlerce yıl daha orada duracaktır.

Tarihin tozlu raflarını karıştırdığımızda ilk olarak karşımıza Haymana Kasabası çıkar. Kuzeydoğusunda ki Dereköy yakınında yer alan Gavurkale’de ki 16 metrekarelik kaya kabartması Hititler’den kalmadır. En eski kalıntılardandır. İÖ 7. yüzyılda  ise Lidyalılar Kızılırmak’a kadar olan bölgeyi ele geçirir. Başkent Sardes’in içinden geçen Paktalos Irmağı’nın alüvyonlarında doğal olarak bulanan altın – gümüş karışımı – elektron – madeninden basılan ilk sikkelerin üzerinde Lidya Krallığı’nın arması olan aslan başı bulunuyordu. Bu Lidyalılar değilmidir bizi ateşe atan parayı bulan ve  – bu benim – diyen. Ankyra’ya kadar uzanmışlardır işte.

İÖ 500’lerde ise Pers egemenliği başlar. Ordu, ticaret ve posta yolu olarak kullanılan bir dönemin ünlü Kral Yolu Ankyra’dan geçiyordu. Zamanın en önemli konaklama ve ticaret merkeziydi bölge. Kimbilir kimler o yol üzerindeki hanlarda kaldı, kimbilir ne ticaretler yapıldı. Para çoktan hayattaydı ya, pirinç alıp acaba karşılığında kaç sikke verdiler Ankyra’da?

Tarihçiler, Büyük İskender’in ordusunu Dinar’dan Gordion’a, oradan da buraya Ankyra’ya getirdiğinden bahsederler. Büyük İskender hırslı adamdır. Persleri istemez burda, yakıp yıkar ve Pers egemenliğine son verir. İskender’in orduları kaç kelle almıştır Ankyra için? Topraklar Pers kanıyla bulanmışmıdır? Gök kızıl mı olmuştur o savaşlarda? Persler gitmiş ve şehir savaş gazisi olmuştur. Kral Yolu eski önemini yitirir veAnkyra tatile çıkan bir assolist edasıyla geri plana düşer. Elbet sahnelere döneceği gün gelecektir.

İskender’in ölümünden sonra bölge balkanlardan gelen Galatlar’ın Tektosag kolunun eline geçer. Tektosaglar Kelt’tir. Volk adı verilen  bir kavimden gelirler. Ne olmuşsa olmuş Volklar vatanlarını terketmişler ve uzun bir yola çıkmışlar. Avrupa’ya, Balkanlar’a ve Anadolu’ya uzanan zorlu bir yol…  Ve Anadolu’da Nikomedes’le karşılaşırlar. Kendisi Bitinya Bölgesi’nin kontrolu için Selevkoslarla mücadele halindedir, Keltler’e kendisi için savaşmalarını teklif eder.

Gelecek 5 yıl boyunca Nikomedes’in paralı askerleri olan Keltler ortalığı yakıp yıkarlar. Bir noktada Nikomedes, istediği nüfuza kavuşur. Nikomedes , Pontuslu Mithridates ve Suriyeli Antiokus I’in anlaşmaları sonucu Keltler’e hediye olarak, yaşamaları için Ankyra verilir. Çok uzun süreli barınamazlar burada. Dedik ya koskoca Ankyra, yedirmezler öyle kolay kolay adama. İÖ 189’da Roma orduları ihtişamlı bir giriş yapar. Galatlar’ı yenerek bölegeyi Bergama Krallığı’na bağlar. Belki de Galatlar yediremezler kendilerine, topraklarını geri almak isterler ve bir savaş daha peydah olur. Başarırlarda. Galatlar yeniden bölgenin hakimi olurlar. Muhtemelen savaştan çıkmışlardır, yorgunlardır ama topraklarını geri kazanmanın gurununu yaşıyorlardır. Kolay değil uğruna nice canlar aldıkları topraklarda nice canlar vermek…

Roma orduları şöyle bir harekete başladımı, askerlerin zırhlarının sesinin kilometrelerce uzaktan duyulduğundan bahsedilir. Atlıların şaha kalkmasıyla yer titrer. Roma ile dans edilmez derler. Romalılar,  bu sefer Galatya’yı savaşta yenmekle kalmaz onları  egemenliğine alır. Ankyra artık eyalet merkezi olmuştur. Yeni yollar yapılır, ticaret artar. Aynı zamanda ordunun  ikmal ve toplanma yeri olmuştur. Ekonomik yaşam olmadığı kadar canlanmıştır. Ankyra artık ticari ve askeri anlamda tekrar gözde olmuştur. Sahnelere tekrar dönmüştür.

Yüzyıllarca Roma’nın  kasıp kavurduğu Avrupa’ya nazaran, Anadolu’da barış hakim olur, ta ki Sasaniler’in 8. yüzyılda yaptığı saldırılara kadar. Arapların iki yüzyıl süren yağmalamaları sonucu Ankyra çok zarar görür. Bir süre toparlanmaya çalışır medeniyet. Barışı korumaya çalışırlar. Takip eden yıllarda Ankyra halkı veba, kıtlık ve deprem ile tanışmıştır. Tarih artık 11. yüzyılı göstermektedir. Dört yüz yıl herşeye göğüs geren bölge halkı, 12. yüzyılda Selçuklular ile tekrar ayağa kalkar. Danişmendliler pastadan pay almak ister. Bizanslılar gözünü çoktan dikmiştir bile. Ankyra bu üç devlet arasında sürekli el değiştirir. Bölgenin hakimi olmak için çarpışan üç halk… Yine yitip giden, ön saflarda ki genç askerler… İnsanlar…

Peki ya Moğollar nerede? 13. yüzyılda o ünlü Moğol akınlarına çoktan başlamışlardır. Onların önünden kaçan çok sayıda zanaatkar, sanatçı ve esnaf önce Anadolu’ya sonra da Ankyra’ya kadar gelir. Kent bu tarihten sonra büyük bir kabuk değişimine girmiştir. Türk sanat musikisiyle sevenlerinin karşısına geçen assolistimiz artık çağa ayak uydurmuş ve pop söylemeye başlamıştır. Ekonomik ve sosyal anlamda sınıf atlamıştır halk. Dericilik, sof yapımı, tahıl üretimi ve bağcılık yükseliştedir. Anadolu Selçukluları ile Osmanlı devleti arasındaki bölgenin egemenliği üzerine süren çekişmeden yararlanan Ahiler ise yönetimi ele geçirirler.

Ahilik örgütlenmesi kültürümüzün önemli bir parçasıdır. Moğol akınlarından kaçan esnaf ve sanatkarların arasında bulunan Baba İlyas tarafından kurulduğundan bahsedilir. Adını ‘kardeşim’ anlamına gelen ‘Ahi’ kelimesinden almıştır. Bir kurum olarak ele alınması ise 13. yüzyıla, Ahi Evran’a dayanır. Bütün esnaf ve sanatkarları bir çatı altında toplamıştır. Anadolu’da alın teriyle çalışma ilkesini yayarlar. En uç köylere kadar uzanırlar. Yardımlaşma ve toplum düzenini koruma en temel ilkeleri olur. Lonca sistemi gibi Ahilik’te de bir meslekte çalışabilmek için önce çırak olmak, ahi seviyesine kadar yükselmek gerekirdi. Günümüze kadar ulaşan ilkeleri ve usta-çırak ilişkisini geliştirmeleri şuan bile toplumumuzun bir parçası.

Ve Osmanlı orduları artık Anadolu’yu, bölgeyi  1354’te Orhan Bey tarafından ele geçirdiler. Osmanlı o zamanlar toydu. Daha elli senelik devlet, Karamanlılara kafa tutamadı. Verdi canım Ankyra’yı. Yılmadı ama didindi, istedi sonunda tekrar Ankyralarını Karamanlılardan aldı.

Timur geldi 1402’de ve Birinci Beyazıd’a kafa tuttu. Tuttu tuttu da hani boşuna değildi bu. Bozguna uğrattı koskoca orduyu. Ankara’ya gittiğimde Timur’un, şimdiler de yerinde yeller esen o meşhur ormana sakladığı filleri de düşünürüm. O ormanları da düşünürüm. Herşey dindi ve 1413’te Ankyra Osmanlı’ya bağlı bir sancak haline geldi. İkinci Murad şehri yeniden imar etti. Fatih Sultan Mehmet ise  ordunun toplanma merkezi yaptı. 16. yüzyılda Ankyra artık Anadolu Eyaleti’nin merkeziydi. Kentin nüfusu ise 15 bindi ve %1 0’unu Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar oluşturuyordu.

Şeriye sicillerine bakınca kentte o dönemde tam 43 adet esnaf kolu olduğu saptanıyor. Yeniden gözde olmuştur Ankyra. Hızla gelişir. Ticaret merkezi olur. Gelenler, gidenler, ihracatlar, insanlar… Birkaç senede nüfus 25 binlere dayanmıştır. Anadolu’yu saran Celali Ayaklanmaları Ankyra’yı etkilemez mi? Hızla dış mahalleler boşalır. Zorunlu bir göç başlar ve nüfus tekrar azalır. Doğa ve sosyal yaşam gücünü yine gösterir.

Durumdan etkilenen halk, 1607 yılında müthiş bir birleşme ve özveri göstererek kentin dışına 3. bir sur yapar. Günümüzde bu sur artık yoktur. Yaşanan çekişmeler ve iç isyanlar sonucunda yıkılmaya yüz tutmuştur. Osmanlı gerilemeye başlar. Artık o şaşalı günler geride kalmıştır. Ankyra da eski önemini bir kez daha yitirmiştir. 1830‘larda Mısır ordusunun başındaki İbrahim Paşa bölgeyi ele geçirir. Tiftik ihracına başlanır. Yalnız bu dokumacılığın gerilemesine yol açar. Tiftik ozamanlar dünyada bir tek burada yetişiyordu. G. Afrika ve California’da  tiftik yetiştirmeyi başarınca eşsizlik ünvanı kaybolur ve Ankyra’da ki tiftik gözden düşer.

1892’de artık Ankara’ya demiryolu ulaşmıştı. Demiryolu demek, ticaret demekti. Angora Angara’ya, Angara’da Ankara’ya dönüşmüştü artık. Ankyra’yı teleffuz eden bile yoktu.

Mustafa Kemal’in, Heyet-i Mebusan Meclisi’ndeki mebusları yönlendirebilmesi için Sivas’tan Ankara’ya gitmesi gerekiyordu. İstanbul ve Batı Anadolu ile demiryolu bağlantısı olan Ankara, Sivas’tan daha stratejik konumdaydı. Kurtuluş Savaşı’nın merkezi olacaktı. 27 Aralık 1919’da Atatürk, Sivas’tan Ankara’ya gitti. 16 Mart 1920’de İtilaf devletleri  İstanbul’u işgal edince Atatürk, 23 Nisan 1920’de Ankara Büyük Millet Meclisi’ni topladı. Malatya mebusu İsmet İnönü ve 14 arkadaşının verdiği önerge, 13 Ekim 1920’de kabul edildi. Ankara artık başkentti…

29 ekim 1923’te ise Cumhuriyet ilan edildi…

Bir gün, evet birgün bizde yok olup gideceğiz ama işte Cumhuriyetimiz ayakta kalacak. Ankara ayakta kalacak. Ve ikisi bir olduğu sürece, Ankara sessizde olsa derinden başkent olmaya, tarihi yaşamaya ve yaşatmaya devam edecek…

 

Previous:

Moda

Next:

Gizlenen Dokuzlar

You may also like

Post a new comment