Bisiklet Üstünde

03 Ağustos of 2011 by

Chitwan, Nepal, 13 Ocak’07

Kampa döndüğümde grubun bir kısmının yürüyüşe, diğer kısmının da kuş gözetlemek üzere ormana gideceğini öğrenince aralarına ben de katıldım. Yeniden cangıla girmek doğrusu güzel olacaktı. Yürüyüş boyunca geyik, gergedan, değişik kuşlar ve domuz gördüm. O çatısı bambu dallarından yapılan sevimli evin üstünde gördüğüm kertenkele de sevimliliğiyle sonradan aklımda yer edecekti…

Yürümek insanın benliğini anda tutan ve rahatlatan, hele de yürünülen yer böylesi doğal bir güzellikte ve zenginlikteyse yaşanılası bir hal alıyor. Aslında Nepal, dağları, ormanları ve coğrafyasıyla Türkiye’ye çok benziyor. Ülkemizin doğal zenginlikleri, bitki çeşitliliği ve bir zamanlar! Yabani hayatı başka yerleri aratmayacak cinsten ama zaten benim kıyaslama yaptığım da yok. İnancım odur ki kıyaslamalar doğru değildir ve hiçbir yere çıkmaz. Her yerin, her şeyin kendine has güzellikleri vardır ve bulunduğu yer, durum ve koşullara özgüdür. Bu nedenle de bir bütün olarak algıladığında insan, her yerde farklı tatlar alabilir. Zaten beni yola çıkaran neden de bu değil. Nepal’de bir cangılın içinde yürürken hissettiğim şey, içine doğduğum ülkenin fiziksel sınırlarının değil de psikolojik sınırlarının dışında olmakla ilgilidir. Hal böyle olunca da kendimi daha özgür hissettiğimi söyleyebilirim…

Kampa döndükten sonra gözüme kestirdiğim bisikletlerden birini alıp köye doğru pedal çevirmeye başladım; bisiklete binmenin keyfini hele de köy yollarında tatmak için. Hem etrafı izleye izleye hem de rüzgârı hissede hissede gittim uzunca bir süre. Derken karşıdan gelen bir motorcu görüş alanıma girdi. İlginç olan tam da karşıdan geliyor ve bir türlü şerit değiştirmeye yeltenmiyor oluşuydu. Nedendir bilmem o anda şerit değiştirmeyi ben de düşünemedim. Aklım bana yolun sağından gitmemi söylüyordu. Diğer taraftan da karşıdan bir motorcu istifini bozmadan bana doğru yaklaşıyordu. Adam geldi, ben devam ettim. İkimiz de yönümüzü değiştirmedik ve trajikomik bir biçimde çarpıştık. Çarpışma çok şiddetli olmadı, o da ben de yavaş gidiyorduk. Ama bu benim yere düşmemi de engelleyemedi. Bisiklet bir tarafa ben bir tarafa düştüğümde adamın hala neden şerit değiştirmediğini merakla sorma isteği içinde olduğumu hatırlıyorum. Aklım başıma geldiğinde hala trafiğin soldan aktığını söylemeye çalışıyordu. Öfkem geçti ve gülmeye başladım. O da güldü. O gün akşama kadar güldüm. İnsanın şartlanma içinde olması ne ilginç bir şey. Nepal’de trafiğin soldan aktığını görmüş olmama rağmen, aracı kendim kullanırken şartlanma içinde olmam, otomatik olarak sağdan gidiyor olmama ve o anda bunu değiştirememiş olmama neden olmuştu. İşin komiği aynı tepkiyi karşıdan gelen motorcu da vermişti…

Bisiklete tekrar bindiğimde yolun solundan gitmekte hala zorlandığımı hatırlıyorum. Ve huzursuz olduğumu. Üstelik sele de bir hayli yukarda olduğundan, ayarları bana uygun olmadığından rahat edememiş olmak da cabası. Derken girdiğim bir yol beni bir mahalleye çıkardı ve orda gördüğüm bir kızın eliyle pirinç yiyişine takıldı gözlerim. Durdum ve onu izledim…

Derken evin önünde uyuklayan domuzları gördüm ardından. Domuzlar ufak ufaklardı ve renkleri de farklıydı. Bir süre bana bakir hissi veren bu tabloya uzaktan baktım ve kızın beni fark etmesiyle de onu rahatsız etmemek adına yoluma devam ettim. Kampa ulaştığımda hala kendimi gülerken buluyordum. Hava kararmaya yakındı ve bisikleti park ettikten sonra ateşin yanına attım kendimi. Doğrusu hem üşümüş hem de acıkmıştım. Şöyle güzel bir sofranın hayaliyle yemek saatini beklemeye koyuldum…

 

 

Previous:

Fil Hapishanesi

Next:

Kathmandu’da Yürekleri Isıtan Bir Buluşma Daha

You may also like

Post a new comment