Bitmeyen Yas ve Ağrı Dağı

17 Şubat of 2011 by

16 Aralık 2010, Iğdır – Aralık

Ve beklenen gün geldi. Muharremin 10. gününde, yani aşure günündeyiz. Iğdır’da, özellikle Aralık’ta her yer kapalı ve herkes siyah giymiş. Öğleye kadar sürecek yas törenleri var bugün. Tarihte ‘Kerbela Olayı’ olarak geçen bu olay, 10 Ekim 680, hicri takvime göre muharrem ayının 10. günü meydan gelmiş. Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da öldürülmesi dolayısıyla bugün yas günü.

Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin, Hz Muhammed’in torunu olduğunu unutmamak gerekli. Aralık sokaklarında inanılmaz inançlı bir topluluklar gördüm. İnanılması güç bir acı var her yanda. Kadın, erkek, çocuk herkes yas tutuyor. Tüm yaşamımda gördüğüm en inançlı topluluğun içindeyim.

Caferiler olarak adlandırılan gurubun, ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsili yok. Caferi topluluklara imam olacak kişiler, ya İran’ın Kum kentine, ya da Irak’ın Necef kentinde bulunan medreselerde eğitim alıyorlar. Buralarda alınan Caferi öğretisini gönüllü olarak kendi anlayış gurubundan olan insanlara aktarıyorlar. Bu gönüllü imamların geçimlerini sağlayacak bedel, müminler tarafından karşılanıyor. Hatta Caferiler, kendi camilerini kendileri yapıyor. Çok ilginç bir durum. Tanıdıkça çok saygı duydum açıkçası.

Bir gün İran’ın Kum kentinde bulunan bu medreseleri ziyaret edeceğim. İnsanoğlu neye inanırsa inansın, inancını yaşasın. Söylem ve eylem bir olmalı. Benim Caferilere karşı duyduğum durum bu. İnancını tam olarak yaşayan bir inançlı bir gurup gördüm. 1371 yıl evvel yaşanan acının yasını tutan insanlara saygı duydum. Zincir ve kılıcı tasvip etmedim. Ama günümüzün insanında olmayan bir duruş gördüm.

Yas tutulacak tören alanını anlatmak güç. Her yerde acı, gözyaşı var. Bir yanda Hz. Ali, diğer yanda Hz. Hüseyin resimleri. Herkes acı ve siyahlar içerisinde. Desteler, sıra sıra girerken tören alanına, her geçen saniye yas tutmanın boyutu büyüyordu.

İki doruklu, başı karlı Ağrı’nın eteğinde, 2010 yılının Aralık ayının 16’sında, Aralık Şehir Mezarlığı’nın girişinde, insanların kılıçla alınlarını kesişine şahit oldum. Şimdiye kadar görmediğim bir durumdu bu benim yaşadığım…

Öğleden sonra sevgili dostumun nezaretinde iki Ağrı’nın tam ortasında bulunan Serdarbulak Yaylası’na çıktık. Burada bulunan Rus Kışlası’na bayıldım. Yeni yağmış kar üzerine vuran akşam ışığı altında heybetli Ağrı’nın duruşu karşısında insanoğlunun doğa karşısında ne kadar küçük olduğunu gördüm. Güneş etkisini kaybettiğinde, ‘soğuk’un ne demek olduğunu net anladım. Birde dostluğun ne demek olduğunu bu ziyaretimde bir kez daha anladım.

Ertesi gün Kars Havalimanı’ndan bindiğim uçağın içinde, tüm yaşadıklarımı düşündüm: Ağrı Dağı, Iğdır Ovası ve Aras Nehri’ni doğal yapı olarak eşledim. Iğdır, Nahçivan ve Caferileri de insanı olgu olarak başka bir tarafta eşledim. Bu kutsal toprakları, bu inançlı insanları ve dostumu hiç unutmayacağım…

Previous:

Nahçivan

You may also like

Post a new comment