Ujjain’e Doğru

27 Şubat of 2011 by

3 Mart 2009

Bu akşam yine yakın arkadaşlarımdan Neha ve sevgilisi Ravi ile (Ravi okulda MBA öğrencisiydi, Neha’da benim gibi okul için çalışıyordu) beraber Ujjain’e (Madhya Pradeshin ve Hindistan’ın en kutsal yerlerinden biri) gitmek üzere tren istasyonunda buluşacağız. Tren 7 de kalkıyor, o zamana kadar kendimi oyalamam lazım.

Hava da o kadar sıcak ve bayık ki, iki adımla kan ter içinde kalıyorum. Her şeye rağmen Savio’nun benim için hazırladığı gezilmesi gerekenler listesini inceleyip Nandra’ya doğru yola koyuluyorum. Oradaki marketi pek bir övüyorlar fakat bizim İstanbul’daki pazarlardan hiç bir farkı olmadığını görünce orayı atlıyorum ve yüksekçe bir tepenin üzerinde olan koloniyel zamanlardan kalma Mount Mary’s Kilisesi’ne gidiyorum. Açıkçası beni fazla etkilemiyor sadece güzel bir kilise.

Orada biraz dinlendikten sonra sahile doğru aşağı iniyorum ve Bandra Beach’de epey bir yürüyorum. Çok enteresan bir manzara aslında. Sahil tamamen (meşhur Chowpati Beachteki’nin aksine) simsiyah  ziftimsi kayalardan oluşuyor. Daha çok sevgililer takılıyor burada. Ama kıyafet yıkayan hemen sahilde ev kurmuş çadır dikmiş insanlarda var. Aslında çok da pis kokuyor. Burada denize girmeyi asla düşünemezdim. Sahil şeridinde şık evler var (Hindistan koşullarında oldukça şık kaçıyorlar) ilerde de yüksek binalar görüyorum hafif gri bir tabakayla kaplı sanki bu iki yer birbirinden oldukça farklı yerlerde ama aynı zamanda da iç içeler. Nasıl tarif etsem ki bilemiyorum. Şu fotoğrafları bastırır bastırmaz (Maalesef digital makinem çok dandik, buradan çektiğim fotoğrafları göstermeye utanıyorum) ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Neysem, kafama güneş geçmesine ramak kala buradan ayrılma kararı alıyorum ve bir riksha ya atlayıp internet cafe arayışına giriyorum. Neyse ki klimalı harika bir yer buluyorum ve biraz maillerime bakma fırsatı buluyorum fakat çok vaktim olmadığı için oradan bir müddet sonra ayrılıyorum.

Geçen geceden artan yemeklerden biraz ısıtıp yedikten sonra bu sıcakta en iyi ne yapılır, tabi ki de uyulur. Neha, beni evden almaya gelene kadar buz gibi bir duşun ardından bir güzel uyuyorum.

Neha’nın kapı zilini çalışıyla uyanıyorum ve koştura koştura en yakın arkadaşlarımdan ilkini görmenin heyecanını yaşıyor ve sabahlara kadar sürecek bir tren yolculuğunda muhabbete bir saniye ara vermeden Ujjain’e doğru yola koyuluyoruz.

Previous:

Merhaba Hindistan

Next:

Bir Hint Masalı Gibi Düğün

You may also like

Post a new comment