Buda ve Nirvana

27 Mayıs of 2011 by

Dharamsala, 10 Kasım’06

Tibet’in felsefesi de doğası gibidir. Doğa çetindir, net çizgileri vardır, keskindir; felsefesi de öyledir; net, keskin ve çetin. Tibet; mavi dağların ülkesi, dünyanın çatısı…

Kurak ve soğuk iklimin de etkisi nedeniyle insanlar, katı, disiplinli, iradeli ve kuralcıdır. Bir o kadar da dış dünyaya karşı kapalı bir toplum olduğu doğrudur. Tibet’te insanların ruhsal çalışmalarla bu denli yoğun ilgilenmeleri tesadüf olmasa gerek. Bu kadar çok manastır kültürü ve yaşayışının, bunca rahibin olması da. Her şeyin bir evrime tabii olduğuna, doğanın doğal ittirmesinin yanı sıra yaşam sahnesinden çekilen ve ölüm denen oluşa geçen varlığın evrimine devam etmesi için tekrar doğacağına inanılır. Reenkarnasyon; yeniden doğum demektir ve yeniden doğan önceki yaşamlarının izlerini de benliğinde barındırır. Tibet’te daha iki yaşındayken göstermiş olduğu belirtilerle 13. Dalai Lama’nın reenkarnasyonu olduğu anlaşılan Tibet’in ruhani lideri Dalai Lama Budist felsefenin sembolü olmasının yanı sıra Çin’in Tibet’i işgalinden sonra barışın ve bağımsızlığın da sembolü olmuştu…

Dalai Lama buralarda mıydı doğrusu merak içindeydim. Onunla tanışmak çok güzel olurdu. Bundan yıllar önce arkadaşım Barış bana Hindistan’da Dalai Lama ile karşılaşması sonrasında bir hediye getirmişti. Bu hediye Dalai Lama tarafından ilk defa tanıştığı insanların boynuna ‘kutsama’ amacıyla sarmış olduğu beyaz renkli bir kumaş parçasıydı. Seneler sonra işte buradaydım. Kapıda Julia ile karşılaştık yeniden. Selamlaştık. O’na Dalai Lama’nın burada olup olmadığını sordum. Evinin manastıra yakın bir yerde olduğunu ama kendisinin şu anda ülke dışında bulunduğunu öğrendiğini söyledi.

Budist felsefe ve yaşayış benim kendimi çok yakın bulduğum bir inanıştır. Ve ben izmleştirilmemiş, dogmatikleştirilmemiş, doğal ve saf olan tarafıyla ilgileniyorum. Buda’nın hayatını, öğretisini ve mesajlarını çok anlamlı bulurum. Siddartha Gautama Şakyamuni ‘Buda’* adını almadan yıllar önce MÖ 6. yüzyılda bir prens olarak doğmuş. Kral Sudhadona annesi Maya ile evlendiğinde tek düşüncesi bir veliaht prens olarak doğacak bir erkek çocukmuş. Ancak Siddartha sarayın bol, rahat, zengin imkânlarına rağmen hep kederli bir çocuk olmuş. Babası birtakım kehanetlerden dolayı onu hep sarayda tutmaya çalışır, dışarıya, halkın arasına karışmasını istemezmiş. Fakirliği, ölümü, hastalığı tanısın istemezmiş.

Bir gün komşu bir krallığa ziyarete giderken Siddartha’nın hayatını değiştiren üç olaydan bahsedilir; Birincisi; yolda gördüğü yaşlı bir adamdır. İlk defa yaşlanmış bir adam gördüğünden şaşırır ve üzülür. Herkesin bir gün yaşlanacağını öğrenir. İkincisi; Cüzzamlı bir hastadır. Herkesin hastalanacağını öğrenince yine üzülür ve şaşırır. Üçüncüsü bir cenaze alayıdır. Bir gün herkesin öleceğini öğrenir.

Acıyı görür. İnsanları bu acıdan, acının yükünden nasıl arındırabileceğini düşünmeye başlar. İnsanın gerçek özgürlüğe ulaşabilmesinin bağlı olduğu acılardan kurtulmakla mümkün olduğunu görür. Aradığı budur.

Babasının isteği ile komşu krallığın kızıyla evlenir. 4 yıl sonra bir erkek çocukları olur. Babasının kendisine yüklediği veliaht sorumluluğunu doğan çocuğa atfeder ve bir gece ailesini, sarayı, uzun saçları ve güzel kıyafetlerini de arkada bırakarak krallığı terk eder. O zamanlar bir prensin bir süre kaybolup geri dönmesi moda olduğundan geri döneceği düşünülür. Ama o dönmez. Tek düşündüğü acı ve acıdan nasıl kurtulunacağıdır. Aydınlanmasına neden olan ana dek uzun yıllar boyunca Himalayalar ve Ganj Bölgesi’nde gezer, meditasyon yapar. Çilekeş bir yaşam sürmektedir. Ölüm oruçları tutar. Zorlu ve aç şartlarda yaşar. Vücudu zayıflamıştır. Bodi ağacının altında kendinden geçmiş bir halde otururken aydınlanmasına neden olan iki olay anlatılır;

Birinci olay; bir çoban kızının kendisine sunduğu pirinç lapasını yiyip kendisine gelmesidir. Böylelikle ne aşırı safahat ne de insanın kendisine acımasız, zalimce davranmasının doğru olmadığını anlar. Bunlar uç noktalardır. Ve böylece ‘Altın Orta Yol’ dediği şeyi kavrar. İkinci olay; nehirden geçmekte olan bir çalgıcının mırıldandığı bir şarkının sözleridir. Sözler şöyledir; ‘gergin tel bozuk ses verir, gevşek tel ümitlerimizi boşa çıkarır; ortası bize mutluluk ve huzur verir.’ Bu şarkı ona ne fazla, ne eksik orta yolu düşündürür. Olması gerekeni kavramıştır artık. Buda Altın Orta Yol – Nirvana – ile aydınlanmaya ulaşır. Nirvana kaostan çıkıştır. Farklı bir bilinç durumudur. Anlatılabilecek bir şey değil yaşanılan bir şeydir. Aktarılamaz da…

Siddartha, Buda olduktan sonra dört altın hakikati açıklar; acı, acının nedeni, acının yok edilmesi ve acının yok edilmesinin yolu…

Buna göre; bir, acı vardır. İki, acının nedeni; insanın gerçekte sahip olamayacağı şeylere sahip olma isteği, tutunma arzusudur. Üç, acı yüksek olana kanalize edilerek yok edilir, o zaman acı barınamaz. Dört, acıdan kurtulmak özgür olmak demektir…

Değişen şeylere tutunmak acıyı getirir. Değişmeyene ulaşmak acıyı yok eder. İnsan o zaman özgür olabilir. İnsanın gerçek özgürlüğü; kişiliğinin bağlarından kurtulması ve üstüne çıkarak yüksek olanı hedefleyip onu yaşayabilmesinde gizlidir. Buna göre; insanı gerçek özgürlüğe götüren 8 katlı yol; doğru görüşler, doğru amaçlar, doğru konuşmak, doğru eylem, doğru yaşam tarzı, doğru çaba, doğru dikkat, doğru konsantrasyondur. Bilgelik, tavır ve disiplinin kombinasyonudur.

Buda öğretisini yazıya geçirmedi. Her bir bireyin kendi yolunu ancak ve ancak kendisinin bulabileceğini ve kendisini daha yüksek bir bilgeliğe dönüştürebileceğini, bunun mümkün olduğunu gösterdi. Ve ‘kendi kendinizi aydınlatan bir ışık olun’ deyişi her bir öğretinin, rehberin ve kitabın üzerinde bir anlayışı temsil eder.

Ne de olsa gerçek her şeyin üzerindedir…

*Buda: Aydınlanmış insan, aydınlanmış hayat.

 

 

Previous:

Namaste

Next:

Momo

You may also like

Post a new comment