Bugün Benim Doğum Günüm

24 Mart of 2011 by

02 Şubat 2009, Dahab, Mısır.

Doğmak. Kulağa hoş geliyor; bir sevincin doğması, bir duygunun, bir hüznün, bir fark edişin başlangıcı…

Ben bir Kızılderili’yim… Ruhumda yaşayan şey bu. Bunu fark ettiğim an doğum günlerini de kutlamayı bıraktığım andı. Zira bu anlayışa göre kişi içinden akıp gelmekte olan niteliği yaşamına taşıyabilmişse, onu ifade edebilmişse bu kutlanmaya değer bir andır. İşte benim kendi adıma kutladığım yegâne an bu andır. Kendimi kandıramam. Gerçekten hissettiğim bir şey varsa o doğmuştur ve bu bir kutlama zamanıdır…

Görünen yüzde yaşım şu, adım bu gibi sınırların içinde olsam da insan ruhunun sınırlardan bağımsız olduğunu bilirim ve bu sınırların ötesinde olduğumu. İstediğim her zaman ruhumu onurlandırmak ve yaşam amacımı kutsamaktır. Yaşam denen bu çılgın yolculukta kendimi hatırlamak, görünen yüzdeki tüm bağlayıcı, zorlayıcı ve sınırlayıcı yaşam biçimlerinden sıyrılarak akmak benim niyetimdir…

O nedenledir ki kendi gölge yanlarımla uğraşmam gerektiğini de bilirim. Zira bazı zamanlarda birbirimizle olan ilişkilerimizin her birimizin gölge yanlarına yenildiğini yaşadığım deneyimlerden de gördüm; oysa yaşanacak onca güzel şey bizi beklerken, birbirimizi suçladığımız, anlayamadığımız, uzaklaştığımız her seferinde içimizdeki karanlığın ortaya çıktığını ve aydınlık tarafı kapattığını, aynı zamanda da şifalanmak üzere ortaya çıkan bir anın üzerini örttüğünü de fark ettim…

Öte taraftan yaşam her an yeniden doğmakta ve ölmektedir. İskenderiye’de bir sokak köşesinde gördüğüm henüz yeni olmuş bir tekir kedinin kan kırmızıya boyanmış kafası geliyor gözümün önüne. Bıyıkları hala rüzgârla oynamaya devam ediyordu. Gözleri açıktı ve cam gibiydi. Sokaktan geleni geçeni gözleri yansıtmaya devam ediyordu. Ona bakakaldığım o an yaşam ve ölümün aynı yerde olduğunu düşündüm. Bir tarafta yaşam diğer tarafta da ölüm vardı…

Ölüm hüznü, ayrılığı, vedayı anımsatır denir. Yaşamsa sevinci, kavuşmayı. Yaşamın da hüznü, ayrılığı barındırmadığını kim söyleyebilir? Yaşarken de hüznü, ayrılığı, hatta hiç kavuşamamaktaki derin ıstırabı sapına kadar hissedebiliyor insan. Yaşamla ölüm birlikte akıyor…

Öte yandan yaş insan ruhunu yansıtmıyor. Bir insana yaşlı demek, genç demek onu anlatmıyor, anlatamıyor. Zira insanı anlatan şey aynı zamanda o insanın hissettiklerini yaşayıp yaşayamadığında gizlidir. Ve bu bakımdan insan tam da hissettiği şeydir. Bizi yorgun gösteren de, neşeli gösteren de, çocuksu gösteren de bu. Geçen yıllar değil. O nedenle bugün 37 yaşına giriyor olmak benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Sadece son 3 yıldır farklı hissediyorum. Hepsi bu…

Bugün. Ve bu günün içinde saklıdır esasen dünün yaşanmışlığı, yarının nasıl yaşanacağı; sadece bu anda. Can Yücel’in de güzel söylediği üzere;

…dün geçip gitmiştir,

yarın henüz gelmemiştir.

öyleyse yaşanacak tek bir gün vardır;

o da bugündür…

Previous:

Rehber Karga

Next:

Dönüş Yolunda

You may also like

Post a new comment