Bulutlara Merhaba

16 Ekim of 2011 by

Mahallenin bütün çocukları ellerinde uçurtmalarıyla tepeye doğru koşuyorlardı. Hepsinin yüzünde kendi emekleriyle yaptıkları uçurtmaları bir an önce gökyüzüne salmanın hevesi vardı. Çocuklar birbirlerine yardım ediyor, uçurtmaları sırayla yerden yükseltiyorlardı. Az bir zaman sonra herkes rengârenk kuyruklu uçurtmaların gökyüzündeki dansını seyre dalmıştı.

Aradan yıllar geçse de bu seyir, oğluyla ilk kez uçurtma yapan Mustafa Bey’in gözlerini yaşartacak kadar güzel bir anıydı. “Hey gidi günler!” dedi oğluna bakarak. O, oyuncakçılarda çok güzel uçurtmalar olduğu halde, eskisi gibi çıtalarla uçurtma yapmayı öğretiyordu oğlu Ata’ya. “Böylesi daha kıymetli” diyordu, dün gibi hatırladığı kendi çocukluğunu düşünürken.

İstanbul’un Şile İlçesi’nde, çok güzel bir belde olan Ağva, özellikle hafta sonları akın akın insana ev sahipliği yapıyordu. O hafta sonu Şile – Ağva yolundaki manzaranın güzelliğine kendini kaptırarak yol alan Ata ve ailesi de, virajlı yolları aşarak Ağva’ya vardıklarında, pek çok turistin orada olduğunu gördüler.

Ağva’ya gelen misafirler, ilk olarak fenere uğrarlardı. Onlar da öyle yaptılar. Fenere giden uzun yolda, kimi kayalıklara oturmuş denizi seyrediyor kimiyse fotoğraf çekiyordu. Balık lokantalarına gelenler, balık-ekmek yiyebilmek için sıraya girmişlerdi. Ata ve ailesi de bir süre sıra beklediler. Kendilerine üç tabure bulup oturduklarında, tatlı tatlı esen rüzgârla uçurtmalarının çok güzel uçacağından bahsediyorlardı. Yemek de sohbet de güzeldi ama Ata’nın sabrı kalmamıştı. Lokmalarını bitirir bitirmez hep birlikte sahile doğru yöneldiler.

Ağva’nın kumsalına ayak bastıklarında, Ata bir koşu alıp geldi uçurtmasını arabadan. Gökyüzünün maviliğine renk katma zamanı gelmişti. Mustafa Bey ipi açarak uzaklaşırken, Ata uçurtmayı tutuyordu. Babası iyice uzaklaşınca, “uçurtmayı bırak!” diye seslendi oğluna. Uzun kuyruğuyla kıvrıla kıvrıla yükselmeye başladı uçurtma. Hepsi, Ata’nın gülen yüz şeklinde kapladığı uçurtma gibi gülüyordu o an. Gaye Hanım, oğlunun bu mutlu anlarını kameraya kaydediyordu. Kumsalda gitar çalıp şarkı söyleyen Ağvalı gençler de izliyordu onları. Gençler: “Biz niye uçurmadık ki bugüne kadar” diye hayıflandılar kendi aralarında. Rüzgâr o gün umutlarını kırmamıştı hiçbirinin. Uçurtmaları saatlerce ‘bulutlara merhaba’ demişti.

O gece aile, Göksu Nehri boyunca dizilmiş otellerden birinde kalacaktı. Rüzgârlı hava biraz yorduğundan oteldeki akşam yemeğinden sonra erkenden uyudular. Sabah çok erken uyanan Ata, camdan dışarı bakmak için kalktı yatağından. Perdeyi açtığında, ilginç bir manzarayla karşılaşmıştı. Göksu Nehri’nin üstü tamamen sisle kaplıydı. Öyle bir görüntüydü ki bu hemen kaydetti kameraya. Nehrin üstündeki sis, gölge gibi yavaşça süzülüyor, karşı kıyıdaki ağaçlar ancak buğulu bir şekilde fark ediliyordu. Dün uçurtmasının merhaba dediği bulutlar, selama karşılık verircesine yere inmiş gibiydi.  Ata, sis dağılıp nehir tüm güzelliğiyle ortaya çıkana kadar izledi dışarıyı. Artık uyumak istemiyordu. Bugün yapacaklarının merakıyla uyandırdı anne – babasını.

Kahvaltı için nehri seyreden masalar hazırlamıştı otel çalışanları. Onlar da en güzel masayı gözlerine kestirip, açık havanın iştah açıcı etkisiyle bir güzel kahvaltı ettiler. Göksu Nehri’nde hareketlilik çoktan başlamıştı. İnsanlar deniz bisikletleriyle nehir boyunca ilerlerken, gezi teknelerinin kaptanları kalabalıktan memnun halde yol alıyorlardı. Ata da tekneyle gezmek istedi Göksu’yu. Kaldıkları otelde tanıştıkları bir aileyle beraber katıldılar geziye. Doğa öyle güzeldi ki gezi hiç bitmesin istediler. Nehrin bir yanında yemyeşil ağaçlar, diğer yanında küçük oteller vardı. Balkonlarda, minderlerde oturmuş cıvıl cıvıl insanlar, nehirden geçenlere selam veriyorlardı.

Ağva’da görülecek başka güzellikler de vardı. Tanıştıkları aile beraber Kilimli Koyu’na gitmeyi önerdi onlara. Belgesellerde gördükleri, Gelin Kayası’nı görmek de güzel olabilirdi. Ama tüm bunları bir başka Ağva gezisine erteledi Ata’nın ailesi. Çünkü İzmit – Kartepe’de oturan teyzelerine sürpriz bir ziyaret yapacaklardı. O gün Karadeniz’den esen rüzgârlara karşı bir kez daha uçurtma uçurup, ayrıldılar güzel Ağva’dan.

Onlar, evlerinde her gezinin bir hatırası olsun isterlerdi. Ağva hatırası, Şile bezinden yapılmış yöresel desenli bir masa örtüsüydü. Yemek yerken Göksu Nehri’nin manzarasını anmak için aldıkları bu örtü, yollarını tekrar Ağva’ya düşürmek için bahaneydi belki de?

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Bir Dilek Tut, İçinde Sinop Olsun

You may also like

  1. Oya hanım bayıldım artık sadece harika anneliğinize değil yazılarınıza da hayran kalacağım Tebrikler lütfen durmayın devam edin yazmaya …

Post a new comment