Büyük Anadolu Yürüyüşü

14 Nisan of 2011 by

Büyük Atatürk’ün Anadolu topraklarını, üzerinde yaşayan insanlara armağan ettiği gün çok değil bundan 87 yıl önceydi. O zamandan bu zamana çok şey söylendi, çok şey yapıldı ve Atatürk’ün Büyük Nutku’nda altını çizerek dile getirdiği gibi bugün Anadolu toprakları içerden tehlike altında bulunmaktadır.

Ormanların, dağların, her şeyin yaşam kaynağı olan suyun, tohumların tehlike altında olduğu gündür bugün. İnsanlık tutsaklaştırılmış bilinciyle baktığı dünyadaki tehlikeyi ne kadar görüyor!

Şehirleşmenin yapay düzeninin içinde yaşarken evimize kadar ulaşan yiyeceğin bir tohumdan dönüşerek izlediği yolculuğu, suyun çeşmelerden akarken kaynağından çıktığı andan başlayarak birçok bitkiyi, hayvanı ve toprağı besleyerek aktığını unuttuk. Evlerimizde kullandığımız mermerin hangi dağda bir zamanlar var olduğu umurumuzda değil. Her şey hazır haliyle paketler içinde. Şimdi tohum artık o tohum değil. Hayvan ve bitki yaşamları tehlike altında. Dağlar maden şirketlerinin tecavüzüne uğruyor. İçtiğimiz suya para vermeyi normal kabul ettik artık. Suyun kaynağından borulara hapsedilip birilerine sermaye yapıldığının ne kadar farkındayız?

Dikkatimiz aldığımız eşyaların parasını ödeyebilmek için borçlandığımız önümüzdeki birçok yıla dağılmış durumda. Kalanı akşam rahat koltuklarda izlediğimiz kırık aşk hikâyelerini anlatan, içinde kavgadan, acıdan, nefretten, ayrılıktan başka bir şey olmayan dizilere kitlenmiş gibi! Kişisel dertlerimiz var. Anadolu toprakları, suları, nehirleri, dereleri, dağları, ormanları, ağaçları ne kadar umurumuzda!!!

İnsanlığın bugün kendini sorgulaması gereken nokta çoktan geldi de geçiyor bile. Hala daha olanlardan ayrı olduğumuz yanılsamasında yaşıyoruz. Doğada olan biten her şey birbirine kopmaz halkalarla bağlı oysa. Yaşamımızı, psikolojimizi yaşam kalitemizi etkileyen bu zincirin farkına varmak insanlık borcumuzdur. Bundan kaçış yok!

Büyük Anadolu Yürüyüşü yedi ayrı koldan 40 gün 40 gece Ankara’ya doğru yürüyor. Duyarlı insanların katıldığı bu yürüyüşe bir şekilde bir süreliğine katılmamız boynumuzun borcudur. Bu memleketin dağlarına, suyuna, toprağına borçluyuz. Köklerimize, kültürümüze, hayata ve insana duyduğumuz sevgi ve saygı henüz tükenmedi. İnsan izin vermedikçe hiç bir güç onu tüketemez. Bu inançla ve doğaya duyduğumuz sonsuz saygı ve minnettarlıkla yaşamımızın akışını doğanın akışına doğru döndürme çağrısının yüreklerimizden koparak başka yüreklere doğru akmasını diliyoruz.

Hiçbir şeyin sahibi değiliz. Herhangi bir nimeti satmak hakkına sahip değiliz. Su satılamaz. Hayvanların ve bitkilerin yaşam hakkına dokunulamaz. İnsanlık adına karar verilemez. Suyumuz, toprağımız, tohumlarımız satılık değildir.

Doğanın hakkı ve yaşam hakkımız için yürüyoruz. Ben Sarıkeçililere katılacağım, ya siz?

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

‘Dünyanın tekdüzeliğinden yakınmak aslında dünyanın çok yönlü doğasıyla derinden kaynaşma yetersizliği mi?’

Next:

Bin Yıllık Göçer Kültürünün Son Temsilcileri; Sarıkeçililer

You may also like

Post a new comment