Büyükada’da Yazı Karşılamak

15 Nisan of 2012 by

Bostancı İskelesi’nden vapura bindikten birkaç dakika sonra arkanızda küçülen İstanbul’un Anadolu yakası siluetiyle, martların size kılavuzluğu eşliğinde, mavi durgun denizin vapur pervane kısmından kabaran bembeyaz köpüklerle birlikte Büyükada yolculuğu başlamış oldu.

Kentin koşturmacası, gürültüsü artık yavaş yavaş geride kalıyordu yarım saatlik yolculuktan sonra. Artık adanın evleri gözle görülecek kadar belirginleşmişti. Sizi ilk karşılayan Büyükada İskelesiydi. Tarih sayfalarından çıkmışçasına restorasyon geçirdikten sonra yine eski günlerindeki gibi dimdik ayakta duruyordu iskele. Eğer biraz şanslı günüdeyseniz iskelenin camlarına vuran güneş yansımaları size iskelenin siluetiyle birlikte eşsiz görsellik sunar.

Büyükada İskelesi’ne ilk adımınız atıktan sonra kendinizi Akdeniz’de, Ege’de bir sahil kasabasında bulmuş gibi hissedersiniz. İskeleden çıkar çıkmaz sessizliği bozan martıların çığlıkları sanki hoş geldiniz der gibidir. Etraftaki çiçek kokuları denizin kokusu biranda ruhunuzu yeniler.

Bir zamanlar sanatçıların, ressamların, şairlerin günümüze kadar sapa sağlam kalmış muhteşem köşkleri İskele Sokak’ın da bulunan kırkahveleri, balık lokantaları yanı başınızdadır. Burası İstanbul’da ilkyazı karşılamak için en güzel yerlerden biridir.

İskeleden indikten kısa bir yürüyüşten sonra meydandaki saat kulesiyle karşılaşırsınız. Burası adanın meydanıdır. Adada gezeceğiniz sürece tüm ihtiyaçlarınız bu meydandaki irili ufaklı dükkânlardan karşılayabilirsiniz. Aynı zamanda adada motorlu taşıt yasak olduğundan; faytoncular ve günübirlik bisiklet kiralayarak adayı ne şekilde gezeceğinize karar verebilirsiniz.

Büyükada’nın başka bir güzelliği ise büyük şehirlerde kaybolmaya yüz tutan burada tüm güzelliklerini hala korumasıdır. Mimoza, manolya ve çam kokularını arasında eşsiz mimari yapıların görselliği arsında ilerleyerek eski Rum Yetimhanesi’ni görebilirsiniz.

Artık Aya Yorgi’ye tırmanma zamanı geldi. Dilek yolu da denilen biraz zahmetli bir dik yokuştan sonra kiliseye ulaşmış oluyorsunuz. Her 23 Nisan’da ve 24 Eylül’de Aziz Georgios’u anma günlerinde hınca hınç doluyor burası. Kiliseyi gezdikten sonra, kilisenin bahçesinde bulunan restoranında yorgunluk kahvenizi içtikten sonra arık yavaş yavaş aşağıya inebilirsiniz. Meydanda dönüş yolculuğunuz başlamadan önce biraz serinlemek amacıyla meyve taneleriyle yapılmış leziz dondurmalardan yiyebilir ya da kırkahvesinde vapuru beklerken çayınız yudumlayabilirsiniz. Artık dönme vakti yavaş yavaş yaklaşmıştır. Sizi karşılayan martıların çığlığı, bu sefer güle güle der gibidirler…13 Nisan 2012

Yazı ve fotoğraflar: Cem Boyraz

Previous:

Eskişehir’in Modernleşmesine Adım Adım Tanık Olmak

Next:

Sendük Kayaları

You may also like

  • 03 Mar

    ‘Sen Mutluysan Ben de Mutluyum’ Ülkesi; Nepal

    Gezi

    Bir ülke düşünün inançla şekillenmiş, inanmak her an, her dakika, her sabah gün doğarken ve ...

  • 27 Mar

    Cincinnati

    Gezi

    Cincinnati, Orta Amerika’nın endüstriyel olarak en gelişmiş şehirlerinden biri. Batı’nın Kraliçesi olarak anılan kentte, ilk ...

  • 05 Şub

    Karlar Altında Yedigöller

    Gezi

    Doğayla iç içe yaşamaya alışmış bütün insanların, asla unutamayacağı anlar vardır. Bu anlar artık hafızamızın ...

  • 07 May

    Chicago Blues

    Gezi

    Blues tarzı müziğin 400 yıllık geçmişi ve kökenleri Afrika Kıtası’na dayanmaktadır. Afrika’dan getirilen kölelerin müziği ...

Post a new comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.