Büyüklere masallar

27 Kasım of 2010 by

Hep iğrenç  gelirler bize, sevimli göründükleri tek yer vardır: çizgi filmler. Çizgi filmlerde pembe, tombul ve kurdeleli  halleri nispeten yüzümüzü  ekşitmemize engel olur. Başka türlü  adını bile anmak istemeyiz ve genelde hakaret ederken kullanırız.

Öyle ki günahlar arasında bile yer verilir. Harama konulmuştur, çamurda yaşayan pis hayvanlardır hep zarar verirler. Hâlbuki ormanı  havalandırmak, tohumları oradan oraya saçmak, toprağı eşelemek gibi yaptığı faydalı şeyler göz ardı edilir biz zaten genelde gerçekleri göz ardı  eder sonra da ahkâm keser, nutuk atarız. Evet, ben onlar hakkında bir yazı yazıyorum. Gayet ciddiyim, ne o; şaşırdınız galiba?

Araba motoru gibi ses çıkarırlar ve önlerine çıkmadınız sürece size saldırmazlar çünkü zaten yönleri boyunlarının doğrultusundadır, hem bence onlar da bizle karşılaşmaya pek meraklı  değiller, unutmayalım biz onların diyarında yaşıyoruz ve biz onların alanlarını katlediyoruz. Sağ, sol kavramsızlıkları  var çünkü onlar sadece beslenmek ve yaşamak istiyorlar, özgürce onlara ait olan topraklarda…

Ne ister ki insanoğlu hayvanlardan, zaten maksimum fayda sağlamakta doğadan bu yıkıcılık nedir yani? O kadar alışmışız ki kategorizeleştirmek, hiyerarşi içine sokmak kendi âlemleri dışına da çıkmayı gayet normal görüyor biz insanlar, hayır hayır hayır siz insanlar  yani insanlar işte. Ağır hakaretlerde annelerimiz, babalarımız dahi küfür cümlelerine girerken hayvanın tema alınması çok şaşırtıcı değil aslında. Bir de ağızda yayarak böyle bir hevesle söylenir ya. Hayvanlar da öfke duyunca kendi aralarında, insan diyorlarmış birbirlerine. En ağır kelimeymiş birinin diğerine insan diye seslenmesi…

Şimdi yazımda genel olarak bahsi geçen hayvanların özelinde aslında domuzlardan bahsediyorum. Çamuru severler. Aslında hayvanların çamuru ya da toprağı sevmesi çok normal onları daha korunaklı hale getiriyor dış etkenlerden, yani öyle iyilik bir durum yok. Paralar saydığımız duş jellerinden, peelinglerden daha kıymetli çamur, kil, toprak… Gerçi bugünler de onlara da para saymaya başladık ya neyse.

Grup halindedirler genelde, beraber hareket ederler. Bu çok dalga geçtiğimiz sürü  psikolojisini sosyal yaşamlarına taşımışlar, düz yeşil alanlarda yaptıkları kök arama çalışmalarıyla oldukça değişik motifler ortaya çıkarıp toprakta nefeslenmeyi bir bakıma sağlıyorlar aslında. Ekinlere zarar verirler orası  doğru ama siz hiç komşunun bahçesinden meyve koparmadınız mı? Ya da diyelim bahçenize mısır ekilmiş, sizin bahçeniz aslında toplayıp yemek istemeniz çok mu garip olu? Zararı engellemek adına zarar verici olmaya gerek yok zaten yine neyse.

Aslında toprağı yeşilin üzerine çıkararak belki de yeşilin geldiği yerin topraktan geçtiğini anlatmaya çalışıyorlardır. Dikkat edin bastığınız yerlere, kaçımız toprağa basıyoruz ki gerçi? Örtüyoruz betonla her şeyin üzerini öyle ki örtük ki börtüye böceğe karışmak bile hayal olacak. Çamur seviyorlar evet hatta çam gövdelerinde bedenlerine peeling bile yapıyorlar, çünkü onlar orda yaşıyor. Ruhlarda biriken çamurlar çok daha zarar verici ve mide bulandırıcı değil mi?

Şimdi ben dişilerine gelinlik, erkeklere de smokin giydirdim. İlla kişileştirme ve intak yapacam ya. Pek şirin oldular ama insanlara söyleyecek şeyleri pek birikmiş. Gidiyorum damat adayının yanına, hadi bir eş seç bakalım kendi güzeller diyarında. Şöyle bir homurdanıp kafa sallıyor; “Sen şu insanlara baksana en temizi bile ne kadar hazır kirlenmeye, benim çamurum doğadan gelen onlarınkiyse doğaya giden. Ben çirkin değilim diyelim öyleyim ya siz. Ne kadar güzel görünüp ne kadar çirkin yürekleriniz daha da fenası  çirkinliği yaratan beyinleriniz var. Davul bile dengi dengine der davulu bile kapsama alanına alırsınız ben sizin diyarınızda olamam siz de benim diyarımı istersiniz. Giymem smokin falan, faydanızdan geçtim zararınızı vermeyin alın gidin. Özüme alışkınım, kurallarımı yıkmak için kurmam, bastığım toprağı asfaltlamam, ekinlerinize zarar vermeyi özellikle seçmem içimden geldiği gibi davranırım, dışardan nasıl görünür diye korkmam. Midenizi bulandırırım ama hâlbuki siz midenizi kaybedeli çok oldu…”

Derken gelinlik domuz yanaşıveriyor; ”Beyaza saflık diyorsunuz ya beyaz aslında en karmaşık, en kirli renk gibi. Üzerine kiri en çok alan, rengi rencide etmek nedir, rengârenk olun biraz hayat ne saflıktan ibaret ne de karanlıkla ibret.”

Attılar sırtlarından kıyafetleri, homurdanarak hızla geçip gittiler ormanlarına.

İğrenç  dememiz umurlarında bile değil çünkü hiçbiri iğrenç değil, değişim istemiyorlar çünkü değişenleri görüyorlar.

Gayet ciddiyim hala…

Previous:

Bir incir ağacı, bir koca orman; derenin sesi, kalbin atışı… Bir Şeftali, bin Şeftali

Next:

Pokut’a Hoş geldiniz

You may also like

Post a new comment