Cadı Mıyım? Neyim?

13 Aralık of 2010 by

Erkekler yüzyıllardır korkmuş olmasaydı kadınlardan, dünya bugün bilimsel anlamda özellikle tıp alanında çok daha ileride olacaktı. Erkekler bu korkuları yüzünden siyasi erki hep elde tutmak istemektedirler. Sürekli kavga içindedirler kadınlarla. Ve dolayısıyla mutsuz, her zaman gergin, şiddet yanlısı…

Kadının özelliklerini kavrayıp, bir kadınla beraber olmanın keyfini çıkartmayı becerememiş ya da kadın erkek hep beraber adam gibi yaşamayı deneyememiş erkekler ömür boyu sızlanmaya mahkûmdur. Tabii kendi mutsuzluklarını da topluma yansıtmaktadırlar.

Ortaçağ’da Hıristiyanlık çok büyük bir tehlike yaşadı. Papa, kardinal, piskoposlar hep erkekti. Ama onlardan daha çok binlerce bilge kadın vardı. Bilge kadınlar, insanın yaşamının sırlarını çözmek için çalışan, yaşamı sanata dönüştürmeyi bilen kadınlardı. Toplumda çok saygındı. Bilge kadınlar, simyacıydı, lokmandı, hastalıklara derman buluyorlardı, yaşamı sorguluyorlardı. Bunları sevgi ile şefkat ile yapıyorlardı. Başı sıkışan ‘bilge kadınlar’a gidiyordu. Tabii olarak bu durumdan Papa, psikoposlar, kardinaller hiç memnun olmuyordu. Hıristiyanlık için bu bir rekabet sayılırdı. Körü körüne kendilerine bağlanmalarını, kaderci olmalarını istedikleri insanlar dertlerine çare aramak için bilge kadınlara gitmeleri onların egemenliklerini de azaltıyordu. Buna çare bulmak hiç zor olmadı. Dediler ki; ‘Bu kadınlar şeytanla yatıp kalkıyor. Bu kadınlar kötü. Bunların yok edilmesi gerek. Bunların yakılması gerek.’ Ve tüm Avrupa da ne kadar bilge kadın varsa toplandı. Ateşlerde yakıldı.

Cadı kelimesinin anlamı o zamana kadar bilge kadın iken, Hıristiyanlık bu kelimeye kötü anlam yükledi. Oysa o zamana kadar çok saygın bir kavramdı Cadılık.

Cadılar yakılınca o güne kadar oluşan bilgi birikimi yazılı da olmadığından o küllerle havaya uçtu, gitti. Bunun sonucunda salgın hastalıklar daha da fazla insanın ölümüne neden olurken, barışçı, şefkatli kadınların yokluğu ya da susturulmuşluğu büyük savaşlarında başlangıcı oldu.

En büyük yanılgı, kadının erkeği, erkeğinde kadını anlamaya çalışmasıdır kendi mantıklarına göre. Oysa kadın ve erkek o kadar farklı yaratılıştadır ki birbirlerini anlamalarına imkân yoktur. Bu nedenle kendi mantıklarına göre birbirlerini değerlendirmeye, irdelemeye çalışacaklarına beraber olduğu her anın keyfine varmayı deneseler sorun kalmayacak ortada. Kadın ve erkek doğal olarak eşit değil eşsizdirler. Bu durum, sosyal, hukuksal, ekonomik anlamda eşitliği oluşturmaya engel değildir. Kadını da erkeği de sosyal, ekonomik, hukuksal olarak eşit olmadan ilerlemek olasılık dışıdır. Bunu kavrayamamış ya da egemenliğini yitireceği paranoyasıyla yaşayan erkekler siyasi yaşamdan uzaklaşmadıkça ne ekonomi ne hukuk ne de sosyal yaşam düzelebilir. Tabi bir de erkek egemenliğine hayran kendini ikinci sınıf insan sayan kadınlarımızın da bu hatalı gidişte payı çok büyük. Bu yanılgıdan kurtulduğu zaman insanlık gerçek medeniyeti yaşayacaktır.

Bugün kadınlığından hoşnut kadınlarımız siyasette ağırlıklı olsalardı bu yaşananlar yaşanmazdı. Kadın yaratıcıdır. İnsan yaratır. Yarattığı insanın taş duvarlar arasında sorgusuz sualsiz konserve haline getirilmesine izin veremez. Bir insan yaratmanın sürecini çok iyi bilir kadın. Erkekleşmemiş bir kadın düşünceye saygılıdır. Sevdiği için sever insanı sadece. Demokrasi onun ruhundadır sonradan öğrenmez. Gerçek kadın, doğasında var olan hoşgörü ve insan sevgisi nedeniyle, kişileri düşüncelerinden dolayı yargılamaz. Kadın, sevendir, sayandır, kollayandır.

Kadınlığını yitirmemiş kadın sadece BARIŞ ister ailesinde, ülkesin de ve dünya da.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Altınyayla’dan Kovulan Tanrıça

Next:

Antalya’da Şarabi Akşamlar

You may also like

Post a new comment