Çalışkan Karıncalar ve Yuvaları

11 Aralık of 2010 by

Çocukluğumdan beri sonbahar mevsimini çok severim. Bir telaş, bir koşuşturma evimizin bahçesinde ağustos ayının son günlerinde. Özenle hazırlanmış malzemeler, tertemiz yapılmış kavanoz şişeleri, kabukları soyulmuş yüzlerce domates ve bamyalar…

Kışın soğuk günlerinde içilecek sımsıcak tarhana çorbası ve ev makarnası ile konserve fasulye ve bamya yapılması süreci her yıl çok eğlenceli ve hararetli geçmiştir. Görevim bu sırada getir-götür işleridir. Azımsanmayacak bir iş olmasına rağmen bu çok tatlı bir yorgunluktur. Bu telaşlı hal ve tüm mahallelinin imece usulü ile tarhana yapımına, makarna kesimine ve konserve pişirmeye gelmesi, o hengâme, sonbaharı diğer mevsimlerden biraz ayrı tutmamın sebebiydi.

Bir de bütün soğuk kış mevsimini yeraltında geçirecek karıncaların tatlı telaşını ve çalışkanlıklarını izlemek çok hoşuma giderdi;  biz insanların tarhana, makarna telaşını izlemeyi sevdiğim kadar.

Bıraksanız saatlerce izlerdim bu görüntüyü. Capcanlı önünüzde ‘hayatın ta kendisi’ olan bir belgesel bu.

Yüzlerce karınca;  kendi ağırlıklarından çok daha fazla ağırlıktaki yiyecekleri (çekirdek kabuğu, ekmek kırıntıları vs) bir düzen halinde taşıyorlar. Müthiş bir işbirliği, disiplin ve yorulmak bilmeyen bir emekle. Bende onları izlemeye giderken kuru ekmekleri yanımda alırdım. Çok yorulmasınlar diye onları ufalayıp yuvalarının önüne koyarım. Karıncaların tek tek ve özenle ‘benim getirdiğim ekmekleri’ yuvalarına getirmelerini izlemek hem doğa ile kaynaştığım hem de onlarda az da olsa yardım edebildiğim için huzur katar bana.

Çocukken bana huzur veren oyunlarımı ve alışkanlıklarımı ilerleyen yaşlarda yapamasam da, ne mutlu ki o günlerden kalan ve hala yapabildiğim nadir alışkanlıklarından biridir bu karınca yuvasına ekmek ufalama telaşı.

Karıncaların dışarıdaki yaşamına ortak olabiliyorum. Bununla birlikte hep içerdeki görünmeyen ve her türlü hayale açık hayatı da merak ediyorumdur.

Nereye koyuyorlar o yiyecekleri, nasıl saklıyorlar ve nasıl orada bir yürüyüş-taşıma düzeni sağlıyorlar.

Bu merakım izlediğim bir belgesel ile son buldu. Belgesel yapımcıları tamamen boş bir durumdaki karınca yuvasını çimento döküyorlar. Bu sayede boşluk durumundaki karınca yolu ve kanallarına çimento doluyor. Çimentolar katılaştıktan sonra da kazı çalışmaları başlıyor. İşte kazı çalışmalarından sonra oranın ‘sıradan bir karınca yuvası’ olmadığını, ‘bir karınca krallığı’ ile karşılaştığınızı fark ediyorsunuz. Hatta hayret edilebilecek bir düzende ve kolonileşmiş bir kent yapısında yerin altındaki kısım. Uzun çizgisel kanallar ve kanallardan ayrılan yuvarlak odacıklar bu karınca kentini oluşturuyor. Bu belgesel ile karıncalar biz insanoğluna şu düşündürücü cevabı veriyorlar aslında. ‘Siz kendilerini en zeki sanan dostlarımız; biz sadece çalışkan değiliz sanmadığınız kadar zekiyiz de.’

Karıncalar haklılarda; çünkü yerin altındaki kompleks yapı bir zekanın ürünü…

Not: Bu belgeseli izlemek isteyenler; internetteki arama motorlarına ‘Karınca Yuvası’ yazarak ulaşabilirler.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Orada Bir Takım Var Uzakta

Next:

Eylül Bir

You may also like

Post a new comment