21 Eylül 2011
12.09.2011 Ceyhun Nehri kanlı gözyaşımızdır bizim; Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim; Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler, Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim. Yaşamanın sırlarını bileydin Ölümün sırlarını da çözerdin; Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok: Yarın, akılsız, neyi bileceksin? Gün geldi çattı ve dönüş çanları benim için artık seslerini daha gür ve daha acı acı [...]
21 Eylül 2011
20 Şubat 2007, Tebriz, Azerbaycan, İran Kapıyı çaldığımda yüreğim heyecanlı heyecanlı çarpıyordu. Önce bakkala bakmış, kimseyi bulamamıştım. Kapıyı Süheyla açtı. Kollarını bana doğru açarken yüreğiyle açtığını biliyordum. Aynı hislerle dopdolu sarıldık. ‘’Nerdesin sen’’ derken bir anne edasıyla ve Azeri şivesiyle tatlı tatlı gülüyordu. İyi ki buradaydım. Bir konuk olmaktan ötesiydi bu. Ve iyi ki onunla [...]
20 Eylül 2011
19 Şubat’07, Şiraz, İran Tahran’dan ayrılıp Tebriz’e doğru yol alırken, yolculuğumun ilk başlangıç ve aynı anda da bitiş noktasına doğru yol alıyordum. Türkiye sınırlarından çıkarken hissettiğim heyecan, bilinmeze doğru gidişin verdiği yabansı his ile birlikte geride bıraktıklarım için duyduğum burukluk hepsi birden içimdeydi… Şimdi ise garipti. Bilinmez olan bilinene dönüşürken, geçip gittiğim yerlerin her defasında [...]
20 Eylül 2011
11.09.2011 ‘’Güzelliğinin anlatılmasına, tasvirine, dile gelmesine imkân olmayan sevgili, gece eve geldi. Aheste aheste bana doğru ilerledi ve sordu; ‘günün nasıldı, hoş muydu? O eteğini süre süre yürürken, gönlüm ona dedi ki: sevgilim, eteğinizi toplayınız, çünkü evin içi kanlı gözyaşlarıyla doludur.’’ İlk defa, bu yolculuk boyunca ilk defa güne içimde bir huzursuzluk ve umutsuzlukla başladım. [...]
19 Eylül 2011
18 Şubat’07, Tahran, İran Saraydan çıktığımda kapının önünde duran aracın mavi rengi, insanın binmek isteyeceği türden bir çağrı uzatmaya devam eder gibi duruyordu. Atlara koşulduğu belliydi. Şimdi ise içeride olan her şey gibi onun da durma zamanıydı… Saray içindeki geniş araziyle bitecek gibi değildi. Saate baktım. Ali’nin eve çoktan dönmüş olduğunu hatırladım ve ince, dar [...]
18 Eylül 2011
10.09.2011 Sabahattin Ali şöyle demiş: ‘’bir fikir adamı kafası adamakıllı teşekkül etmeden İstanbul’dan ayrılmaz. Kültür merkezimiz, maalesef şimdi bir tane… Ve oda İstanbul…’’ Ama eklemiş ’’Bizi buraya bağlayan alışkanlıktır. Biz burada maksatsız yaşamayı ve boş bir beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz. Hepimizi İstanbul’a bağlayan bu. Burada insan kafasını zerre kadar işletmeden, [...]
18 Eylül 2011
17 Şubat’07, Tahran, İran “Toprak çok derin kızıldı; taşa varıldı, taşların üzerine harç döküldü ve sonra pişmiş tuğlalarla örüldü. Bunları Babil ustaları yaptı. Lübnan Dağı’ndan keresteler getirildi. Yunan’dan keresteler getirildi. Babil’den Şuşa getirildi. Yeka ağacı Kerman’dan getirildi. Altın, Sard ve Belh’ten getirildi. Firuze ve akik Sard’dan geldi. Mısır’dan siyah ağaç getirildi. Duvardaki süsler Yunan’dan geldi. [...]
17 Eylül 2011
09.09.2011 Gönül dedi; bilmiyorum ben neyim ki, bence bir damla sadece. Peki, ben nerdeyim, görmediğim koca deniz nerde! Hal böyle olunca, böyle diyen gönül de bir gün denize kavuşunca, baktı ki kendinden başka bir şey yok görünürde. Günler burada olduğundan daha çabuk geçiyor. İlk zamanlar zamanın geçmediğini düşünüyordum. Daha 3 – 4 gün olmuştu yola [...]
17 Eylül 2011
18 Şubat’07, Tahran, İran Yakın tarih böyleydi böyle olmasına da öncesi neydi? Bir zamanlar Pers kültürünün, Zerdüşti bilgeliğinin yaşadığı bu topraklar insanlığa bir mesaj bırakmıştı. Bu mesaj neydi? İnandığım oydu ki yeryüzünde gelmiş geçmiş hiçbir uygarlık boşuna yaşamadı! Ve dünyanın hangi noktasında olursa olsun gerçeğin açılımları aynıydı, karanlığın da öyle. Gerçeğe doğru akan yollar da, [...]
16 Eylül 2011
08.09.2011 “Bu görünen ben, ben değilim. Şu halde, ‘ben, ben’ dediğim kimdir? Söyle, söyleyen ben değilim. Peki, ‘benim dilim ile söyleyen’ kimdir? Söyle. Aslında, ben baştan ayağa kadar bir gömlekten fazla bir şey değilim. Benim gömleği olduğum varlık kimdir? Söyle;” Hint yemeklerinin olmazsa olmazı baharat. Bizim dilimizle komik bir ses benzerliği, ülkenin kendi dilindeki adı [...]
16 Eylül 2011
17 Şubat’07, Tahran, İran Şah’ın sarayının içindeydim. Ana bölümden yukarıya doğru çıkan ahşap merdivenler ilgimi çekti. Üstünde Pers figürleri vardı. Uzun uzun inceledim. Bir zamanlar İran’ın Persia olarak anıldığını biliyordum. Ahşap merdiven bir tarihi betimliyor gibi aşağıdan yukarıya doğru uzanıyordu… Odalardan birine adımımı atar atmaz büyük Atatürk’ün fotoğrafı ile karşılaşmak hem heyecanlanmama hem de onurlanmama [...]
15 Eylül 2011
17 Şubat’07, Tahran, İran Biraz laflayıp uyumak üzere odalarımıza çekildiğimizde işte yine bir başka yerdeydim. Pakistan’ın ve İran’ın hissettirdikleri, ikisi birlikte olduğu halde şu anda bu odada gibiydi. Ali’lerin evi aklıma geldi. Ev, gayet de sade döşenmiş, o boş haliyle aklımda yer etmişti. Burada ise gereksiz eşyalarla doldurulmuş bir salon vardı. Aradaki fark insanın ne [...]
15 Eylül 2011
07.09.2011 “Gece, şehrin etrafında rüzgâr gibi döndüm, dolaştım, su gibi aktım. Gece vakti şehrin etrafında dolaşan kişiyi uyku tutar mı? Her şeyi, yerli yerinde isteyen akıldır; yoksa sarhoş olmuş, yerlere yıkılmış olandan, iyiyi kötüyü ayırt etmeyi, edepli olmayı bekleme.” Bizi karşılayan kalabalığı şaşkınlıkla izliyorum. Bir süredir bu kadar kalabalığı hiçbir yerde görmemiştim. Genel olarak sakin [...]
14 Eylül 2011
16 Şubat’07, Tahran, İran) Nakş – ı Cihan Meydanı’nda dolaştım, durdum. Kemerlerin altından geçerken, kılık kıyafetleri incelerken, çayhanelerinde çay içerken mutluydum. Kaldığım otel de güzeldi güzel olmasına ama ucuz da değildi. Başka bir otelde kalmayı da tercih etmemiştim, bu şehir bu otelle güzeldi. Anılar arasındaki yerine bir başkası girsin de istememiştim. O nedenle kendimi hazırlanırken [...]
13 Eylül 2011
06.09.2011 “Hep bir çember, dolanıp durduğumuz! Ne önümüz belli, ne sonumuz. Kim varsa bilen, çıksın söylesin, Nereden geldik, nereye gidiyoruz?” Sürekli o dönüş tabelasının önünden geçerken beni çağıran bir yerleşim yeri olarak gördüğüm Vagator Kasabası’na gitmek üzere erkenden yola çıkıyoruz. Açıkçası birkaç defa duymuştum burasının ismini ve bir kerede motosikletli bir çift çantalarıyla burasının tarifini [...]